Şu An Buradasınız: Anasayfa Prof. Dr. AHMET NEBİL SOYER Bakmak Fiili, Kur'an ve Risale-i Nur

Risale Akademi

Bakmak Fiili, Kur'an ve Risale-i Nur

e-Posta Yazdır PDF

Yirmi ikinci söz’ün Birinci Makam’ında altmış kadar fiilde  ağırlıklı olarak bakmak, ikinci görmek, göstermek, işaret etmek, dikkat etmek  tekrar edilmiş. Bediüzzaman burada dramatik, göstergebilimsel bir dil kullanmış. Kur’an da benim tesbit ettiğim kadarı ile  on iki ayet de bakmak üzerine kurulmuş. Allah bu on iki ayette varlık tabakalarına bakmamızı istiyor. Özellikle Gaşiye suresi bakmak konusunda bir genel tanrısal teori oluşturmuş. Hayvanlardan deve, daha sonra gök, akabinde yer ve dağlar seçilmiş bakılması gereken öğeler konusunda. Allah canlılar türüne deveyi örnek vererek başlamış. “O deveye hala bakmazlar mı nasıl yaratılmış?” der. Bu deve bir örnektir, bütün canlılar onun yerine konabilir. Koyuna, böceğe, sineğe, sonsuza dek bütün hayvanlara bakmamızı örgütlüyor. Sizin emrinize ve hizmetinize verilmiş bu harika canlılara bakın nasıl yaratılmış, sadece onlardan istifade etmeyin, onlardan Allah’a açılan pencereler bulun, yollar açın demek istiyor. Daha sonra “Göğe bakmazlar mı nasıl kaldırılmış?” Burada varlığın en harika görüntüsü olan gök üzerinde de Allah bizi düşünmeye davet ediyor, daha sonra dağları, daha sonra yeryüzünün düz olmasını düşünce dünyamıza davet ediyor.

Yirmi İkinci Söz’ün birinci makamı görmek üzerine kurulmuştur, gözün gerçek misyonu, vahiysel misyonu bu metinde görülür. “Gözlerini açtıkları vakit gördüler ki” İnsanın gözünü dünyaya açtığında başlayan bir göz, açmak ve görmek eylemler zincirini anlatır, bu giriş. “Etraflarına baktılar, gördüler ki”  Bakmak üzerine o kadar yoğunlaşmıştır ki metin takib edelim. “Kemal-i hayretlerinden etraflarına baktılar. Gördüler ki; Bir cihette bakılsa azim bir alem görünüyor, Bir cihette bakılsa muntazam bir memleket, Bir cihette bakılsa mükemmel bir şehir.. Diğer bir cihette bakılsa gayet muhteşem bir alemi içine almış  bir saraydır. Bu acaib alemde gezerek seyran ettiler. Gördüler ki “Farklı bakmak, yani perspektif zenginliği cümlenin ağırlıklı yönüdür. Dört defa bakılsa denilmiş, Kur’an’ın bütün aleme ve üyelerine bakmasını Bediüzzaman bir tahkiye, bir narrasyon ile anlatması Kur’an’ın bakış açısını şumüllendirmek  içindir. “Gerçekten biz  gökte burçlar yarattık  ve onları seyredenler için  yıldızlarla süsledik.” Diyor sahibi kainat Hicr Suresinin 16’ıncı ayetinde. Demek Bediüzzaman’ın anlatı da ustası Kur’an ve kelamı Rabbani.Beyler ona göre, Bediüzzaman Kur’an’ın temalarına kullandığı fiillere daha geniş zeminler buluyor, onu işliyor. Kainat güzelliklerin menbaının güzel sanatlar galerisi, haklı olarak bu kadar azim sanatlara kullarının dikkatini çekiyor. Salvador Dali’nin resmine, Şeker  Ahmet Paşa’nın natürmortuna bakanlar, gökyüzü denen bu azim sanatın inşasına bakmaları gerekmez mi, gözü veren, güzellikleri yaratan, en büyük güzelliklerin kendinde olduğunu ve gözün sahibine benim eserime bak, sonra nereye bakarsan bak meşru olmak şartı ile demesi ne kadar makul. Aslında din ile sanat arasında kavga yok, ama illa da kavga etmek istemişler adamlar, bırakın çocukları binlerce yıldır kavga etsinler.

   Şarka bakmaz, garbı bilmez görgüden yok yavesi
   Bir utanmaz yüz bir kızarmak göz bütün sermayesi

Sanat da en çok bakmayı örgütler. Ama bakmak ve görmekten sorumluluk, teklif çıkarmaz. Bediüzzaman şimdi bakmaktan teklife ve sorumluluğa gider. “Hem koca bir alemi bir memleket suretinde, bir şehir tarzında, bir saray şeklinde yapan  ve baştan başa harika şeylerle dolduran  ve müzeyyenatın envaıyla tezyin eden  ve ibretnüma  mucizatlarla  donatan bir Z a t  elbette bizden ve buraya gelenlerden  b i r  i s t e ğ i  vardır” Bu kadar pahalı bir kainat bu kadar pahalı ona açılan iki göz, bu kadar ucuza giden görmekler….

Tezyin, müzeyyenat, ibretnüma – ve bizden istenilen
Talebeyi tarif eder Bediüzzaman “Risale-i Nur’un kendi eseri telifi bilecek, hayatının en mühim gayesinin o olduğunu kabul edecek” İnsan kendi eserini anlatmaz mı, demek öyle bilecek ki sanki kendi yazmış.

    Kalem bastı bir bahsi düşvara nağah
    Sadet nerde ben nerdeyim Allah Allah

Bu sözün birinci makamı yukarıdaki esaslara göre kurulmuş. Güzelleştirmek, süslemek, ibret alınacak şekilde düzenlenmiş olaylar ve nesnelerden ibret almak. Bundan sonra hep ibret etrafında döner. Osmanlılar tiyatroya ibrethane demişler, asıl ibret hane Risale-i Nur ve onun öğretisinden kainat. Namık Kemal’in çıkardığı ibret diye bir gazete var, büyük adam devletle kalemi ile kavga etmiş; helal olsun ama don kişotluk değil mi . Bediüzzaman’ın kalemi  nerde  Namık Kemal 'in kalemi nerde.

Bediüzzaman’ın üstadı bu b a k m a k fiili. Çünkü bütün eserleri bakmak üzerine kurulmuş. Ayetü’l-Kübra kainattan halıkını soran bir seyyahın müşahedatı yani bakmaları, seyirleri. Ayetü’l-Kübra yine “Fenzur ila asari rahmetullahi keyfe yühyil arda bade mevtiha” (Rum 50) Bu ayet onun Haşir risalesinin imalathanesi oraya girmiş ve oradan Haşir risalesi çıkmış. Daha başkaları hepsi bu  b a k m a k  fiilinden türemiş. Şimdi bulduk Üstadın üstadını … Biz ona üstad diyoruz, ne diyelim kardeşim, o kadar bu kelimeyi hak etmeyen üstadlar gelmiş ki, bu kelime elhak beni sen doldurdun Bediüzzaman demez mi? Bakmak fiilinin Ayetü’l-Kübra ve Haşir risalesindeki tasarrufu ve girdiği konbinezonları anlatmak çok uzun zaman alır.
  
Göstergebilim bir ilim adamının anlatmak istediği şeyi en iyi anlatmak için seçmiş olduğu araçlardan ve nesnelerden oluşuyor. Bediüzzaman büyük bir göstergebilim uzmanı, düşün bir kere haşri anlatmak isteyen adam bu işin mazide ne kadar filozof ve bilim adamları, din adamlarını meşgul ettiğini biliyor, onların nasıl buraya takıldığını görüyor. Şimdi yapmadan önce göstergebilimsel olarak ben bu hakikatı nasıl anlatırım demiştir kesin ve Haşir’de kullandığı olaylar, nesneler ve gösterge unsurları nasıl bir büyük dehanın dramaturgi zekasından doğmuştur. Diğer bütün eserleri için geçerli bu, Allah’ı ve onun sanatını ve onun Kur’an’daki temel temalarını, argümanlarını anlatmak için bu kadar etkileyici tasarımları yapmış, bütün dünya o Fatih Cami’inin önünde dua eden adamın metinlerini okuyor ve hele okuyacak. Kur’an’daki bakmak ve görmek fiillerinin Risale-i Nur’larla eşzamanlı ve eşdurumlu izahı daha başka yazılara inşallah. 
    
Bir hazine-i binihaye...

 

Son Güncelleme ( Çarşamba, 18 Ocak 2012 17:21 )  

Yorumlar  

 
# Seyyid HAN 2012-01-19 01:32 Üstadın ifadelerinde bakmak okumaya benzer… Kainata bakmamızı ama okumak şeklinde bakmamızı tavsiye ediyor… Bu bakış açısı kurani bir açı olduğunu hocamız güzelce izah etmiş…kainatta ki herşeyden, kullandığımız eşyalardan vs. ibret alınacak okadar çok şey var ki… Ama bakıp okuyup düşünmek… Cevap | Alıntı | Alıntı
 

Yorum ekle

Bediüzzaman Hazretleri gibi, yazarın hakkını teslim ederek kibarca eleştiri yapılmasını rica ederiz.


Güvenlik kodu
Yenile

Mail Listemize Abone Olun

Reklam

Duyurular

Reklam

Son Eklenenler

Reklam
Şuanda 63 konuk çevrimiçi

Son Yorumlar

  • DİL YARASI
    Hamid Kardeşim, Tavsiyeleriniz için teşe...
    20.05.12 12:43
    Yazan: Rafet KALYONCU
  • DİL YARASI
    Rafet Kardeşim, Önce millyetçilik nedir ...
    18.05.12 16:44
    Yazan: Hamid
  • Bediüzzaman’ın Duygu Seyirleri
    s.a. Maşallah üstadımızın bir vechi ve h...
    15.05.12 07:48
    Yazan: İbrahim TEZCAN
  • DİL YARASI
    Geçmişte Türkçülük adına ırkçılık yapanl...
    14.05.12 18:20
    Yazan: Rafet KALYONCU

Çok Okunanlar

free hit counter