09 Şubat 2010 Salı 06:30
1- BİTLİS HADİSESİ
Muhterem bir şeyhin son günlerde yayınlanan bir röportajı, Üstad hakkında öteden beri bilinen bazı hakikatlara karşı bir istifham doğurdu. Bu vesile ile Üstadın Meşrutiyet ve Cumhuriyet döneminde isyanlar karşısında takındığı tavırlara yeniden göz atmak faydalı olacaktır. Bu makale 1914 yılında yaşanan Bitlis hadisesi ile ilgili olacaktır.
İmam Bediüzzaman, hayatını dosdoğru bir çizgide geçirdi. Tek rehberi Kuran’ın mucize hükümleriydi. Daha 1911 yılında Şam hutbesinde “maslahat-ı beşer fetvasıyla maddi cihadın alemden kaldırıldığını söylemekteydi.” Cihad-ı hariciyi Kuran’ın elmas kılıcına havale edecekti. Ancak gözlerini kan ve hırs bürümüş batılı işgalciler bunları anlamaktan ne kadar uzaktı. Keşke anlayabilselerdi. Zira insanlığın elindeki öldürücü silahlar, normal harp hukukunun uygulanma şansını insanların elinden almıştı. Bu silahlarla yapılacak bir harp insanlığa kan ağlatırdı. Vahşet dönemini geride bırakmış, insanlık için “en iyi silah belağat idi.” “Medenilere galebe çalmak ikna ile” olacaktı. Davasını ispat eden hakkını alacaktı. (Yazık ki insanlık bu derslerin doğruluğunu iki cihan harbinde 50 milyon insanın kanın döktükten sonra ancak anlayabilecekti.)
RİSALE-İ NUR






