Şu An Buradasınız: Anasayfa RİNAM PROJELER Rinap Makaleleri

Risale Akademi

Rinap Makaleleri

Risale-i Nur niye "tefsir" değildir?

e-Posta Yazdır PDF

12 Mart 2010 Cuma 07:10
Tefsir, teknik bir deyim. Ayetleri önünüze koyarsınız, öncesi ile sonrasıyla nasıl bir irtibatı olduğunu, ne demeye geldiğini, nasıl indirildiğini vs. anlatırsınız. Bu konuda, Risale-i Nur müellifi zaten bir çalışma yapmıştır. Hem de savaş sırasında, hem de at sırtında, hem de ana dilinde de değil, bir tefsirin olması gereken dilde, kendi dilinin yatağında "Arapça", hem de hiç emsali olmayan bir duyarlılıkla ve tutarlılıkla... Söz konusu tefsir, İşarât'ül İ'caz,  Bakara Sûresi'nin 32. ayetinin eşiğinde durmuştur. Bilahare Türkçe'ye de çevrilmiş, Arapçası da daha sade bir Arapça'yla yeniden aktarılmıştır. Yani, Said Nursî, bildiğimiz anlamda "teknik tefsir" yazamayacak biri değildir.

Peki ama Risale-i Nur nedir? Doğru, Üstad da bizzat "tefsir"dir diyor ama.. Bence bu Risale-i Nur'u en azından beklenen, bilinen, sevilen tefsir geleneğinin içinde de bir yeri olduğuna dair bir hatırlatmadan ibarettir.

Son Güncelleme ( Cumartesi, 20 Mart 2010 14:37 )
 

Nurların izahı ve “yazmak" (2)

e-Posta Yazdır PDF

10 Kasım 2009 Salı 07:20
c- ‘Şerh, izah ya da tanzim’ (ne gibi çalışmaları kapsar?)

Bu sorudan önce şuna değinmekte yarar var ki; şerh, izah veya tanzimi Risale-i Nurları salt sadeleştirme, meseleleri izahta değişik örneklendirmelere gitme vs. gibi algılayan bir görüş her zaman mevcut olagelmiştir. Ve bu algıdan kaynaklanarak gösterilen, gerek Risalelerin orijinalliklerini muhafaza ve gerekse de izah edenlerin şahsî efkârlarının yapılan izaha dehaletini engelleme refleksinden olacak; bazı Risale-i Nur talebeleri tarafından şerh, izah ya da tanzim konusunda uygulanan çok sıkı kısıtlamalar, ısrarla savunulmuştur.

Risale-i Nur Külliyatı’nı, orijinalliği korunmaya layık en önemli eserlerden biri görmekle birlikte, izahı konusunda şu ‘izahı’ paylaşmak istiyorum:

 

Nurların izahı ve “yazmak” (1)

e-Posta Yazdır PDF

4 Kasım 2009 Çarşamba 07:20
“Risale-i Nur’a dair şerh, izah ya da tanzim çalışmaları hakkında Bediüzzaman Hazretleri’ne ait sözlerin, kendisinde yazma-anlatma kabiliyeti olduğunu hisseden; ve İslam’a hizmet kasdıyla çevresine, insanlığa ya da bizzat kendi nefsine ‘anlatacak bir şeyleri’ olduğuna inanan Nur Talebelerince nasıl anlaşılması gerektiğine dair bir ‘fikir jimnastiğidir’ bu yazı… Görülebilecek hatalar elbette kısır fehmimdendir.” (Mustafa Kurt)

Risale-i Nur Külliyatı gibi ‘külliyetli’ bir esere imza atmış olan Bediüzzaman Said Nursî, ilk gençlik yılları da dahil seksen küsur yıllık ömründe, pek çok eser kaleme almıştır. “Kur’ân’ın sönmez ve söndürülmez manevi bir güneş hükmünde olduğunu ispat etme ve dünyaya gösterme” (1) gibi yüce bir gayeyle yazılan ve Sezaî Karakoç’un ifadesiyle, ‘tek başına bir İslam kültürü külliyatı olan’ (2) bu kitaplar; ‘modern’ insanın dertlerine Kur’ânî devalar sunabilen pek kıymetli eserlerden oluşmaktadırlar.

“Asrın hastalığı” olan imansızlığa karşı, tam da “Asrın idrakına uygun” bir tarzda devalar ortaya koyan Risale-i Nur; şüphe yok ki, ancak azamî derecede bir fedakarlık, ‘Bediüzzaman’a’ has bir ilim ve hayranlık uyandıran örnek bir ihlasa mükafat olma gibi pek çok vesîlenin birlikteliğiyle yazılabilmiştir. Ve de bundan dolayıdır ki bu eserler, yıllardır birçok ‘ihtiyaç sahibinin’, başta imanî meselelerde olmak üzere, ilk başvurduğu can simitlerinin en başta gelenlerinden olmuşlardır.

 

Kur’an harfleri ve Risale-i Nur

e-Posta Yazdır PDF

10 Kasım 2009 Salı 07:28
Latin harflerine Türk alfabesi adı verilerek zorla öğretilmeye başlanmasının 81. yıl dönümünü bu hafta düzenlenen etkinliklerle anılmış olacak. Kanunun üzerinden bu kadar zaman geçmesine rağmen tartışmaların bitmediği ve sorunların çözülemediği ortadadır. Bu hafta bu konuyu biraz daha yakından ele almak yararlı olur.

Doğrudan alfabe değişikliği olmasa da Türkçe’yi yoğun bir şekilde istila eden Arapça ve Farsça kurallardan (daha çok tamlamalarla ilgili yazım usullerinden) kurtulma çalışmaları daha Namık Kemal ve Ziya Paşa dönemlerinde başlamış, milli edebiyatın öncülerinden sayılan Ömer Seyfeddin’in kaleminde temiz Türkçenin ilk örnekleri verilmişti.

Ancak bu tartışmaların harf inkılabına temel teşkil ettiğini ileri sürmek kasıtlı bir yanılgıdır. Dili Arapça, Farsça tamlamalardan kurtarmak ayrı, harf değiştirmek ayrı bir iştir. Askerî diktanın alfabe ile oynama merakının ilk örneği aziz şehit Enver Paşa’nın Osmanlı Orduları Başkumandan Vekili iken uygulamaya koyduğu harflerin birbirinden ayrı yazılması usulünde görülmüştür. Bir şekilde kolay yazma ve kolay okumanın çaresini bulduğunu sanan Paşa, resmi yazışmalarda uygulamayı başlatmış, ancak kısa süre sonra,  iş içinden çıkılmaz bir hal alınca hatasından geri dönmüştür. Enver Paşa’nın bu uygulaması alfabe değişikliğinden çok yazım usulünü değiştirmeye yönelik bir girişimdir.

 

İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti ve Bir Tashih

e-Posta Yazdır PDF

Risale Haber 20 Ekim 2009 Salı 07:05











5 Nisan 1909 tarihinde İttihat ve Terakki Cemiyetine muhalif olanlar tarafında Volkan Gazetesi idare odasında kurulmuş bir cemiyettir. Volkan Gazetesi sahibi Derviş Vahdetî’nin kurucusu ve başkanı olduğu İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti kuruluşunu Ayasofya Camiinde okutulan bir mevlit merasiminde ilan etmiştir.

Bazı tarihçilere göre bu bir cemiyet olarak değil bir fırka olarak kurulmuştur ve amacı da siyasidir. Ancak, Tarık Zafer Tunaya’ya göre İttihad-ı Muhammedî Fırkası “parlamento içinde kurulan gizli ve ihtilalci eğilimli bir parti değildir.” (http://tr.wikipedia.org/wiki/ittihad-ı_Muhammedi) Volkan ve Mizan gazeteleri “İttihat ve Terakki Cemiyeti” aleyhine yazdığı yazılarla muhalefet cephesi meydana getirmişti. Zira “İttihat ve Terakki Cemiyetinden çok büyük beklentisi olan Osmanlı aydınları uyguladıkları dine/şeriata ve “Hürriyet, adalet ve müsavât” gibi hürriyetçi söylemelere aykırı icraatlarından dolayı beklentilerine cevap bulamamışlar ve muhalefete başlamışlardı. Bunların içinde Bediüzzaman Said Nursi de vardı. Bediüzzaman İttihat ve Terakki Fırkası kurucuları olan Jön Türkleri ikaz ederek “Siz dini incittiniz, gayretullah’a dokundunuz, Şeriatı tezyif ettiniz; neticesi vahim olacaktır” diye ikaz ediyordu. (Tarihçe-i Hayat, 1994, s.46)

Son Güncelleme ( Perşembe, 11 Mart 2010 17:00 )
 
Sayfa 1 > 9

Mail Listemize Abone Olun

Reklam

Duyurular

Reklam

Son Eklenenler

Reklam
Şuanda 64 konuk çevrimiçi

Son Yorumlar

  • DİL YARASI
    Hamid Kardeşim, Tavsiyeleriniz için teşe...
    20.05.12 12:43
    Yazan: Rafet KALYONCU
  • DİL YARASI
    Rafet Kardeşim, Önce millyetçilik nedir ...
    18.05.12 16:44
    Yazan: Hamid
  • Bediüzzaman’ın Duygu Seyirleri
    s.a. Maşallah üstadımızın bir vechi ve h...
    15.05.12 07:48
    Yazan: İbrahim TEZCAN
  • DİL YARASI
    Geçmişte Türkçülük adına ırkçılık yapanl...
    14.05.12 18:20
    Yazan: Rafet KALYONCU

Çok Okunanlar

free hit counter