Şu An Buradasınız: Anasayfa RİNAM PROJELER Rinap Makaleleri Risale-i Nur’da İzah Metotları

Risale Akademi

Risale-i Nur’da İzah Metotları


Kıymetli dostumuz araştırmacı yazar Abdülkadir Aytar bey, Risale Haber’deki son makalesinde, Risale-i Nur araştırmaları sadedinde izah kavramı üzerinde durmuş.

İlerde yapılacak Risale-i Nuru izah çalışmalarında bir nebze katkı yapmak duasıyla, Risale-i Nura göre izah metotları üzerinde duracağım.


İzah kriterleri, yine Risale-i Nur kaynaklı olursa, izah kalitesi ve doğru izah mümkün olur.
Bilinen ancak üzerinde yeterince durulmayan, daha çok tatbiki bazı örneklere ve ders okuyanların kendi üslup ve tarzlarına göre izah şekilleri göz önündedir.

İzah çalışmalarında daha sistemli ve metodolojiye dayalı bir çerçevenin çıkarılması elzemdir. Bu çerçeve, içinde bir çok çerçeveyi barındıran zenginlikte olabileceğini, risalelerde izahı izah eden ölçülerden anlamaktayız.


Çok genel bir kanaat beyan etmek gerekirse, bu çalışmamızda gördük ki, muhataba, şartlara ve konuya göre değişen ve farklılaşan izah metotlarını Üstad kullanmıştır.


Buradan hareketle, Risale-i Nur değişen şartlara hakim bir noktada dinamik bir izah zekası vermektedir. Değişmezlerin değişen şartlara hükmeden icazı ve i’cazı Kur’an merkezli olduğu için zamanın fetretinden azade zamanın zekasına ve idrakine hitap etmektedir.


İzah eden, meselelere müdrik ise, ihtisasına göre konusunu araştırıp risalelerle telif ederse, hazmedilmiş  bir ilim elde eder.


Böylesi bir ilim ve irfan iz’anı, muhatapla eşleştirecek bir düzeyde izah etmek, bir tarafta kolaylaşırken, diyalog kalitesi ve hassasiyeti önem arz etmektedir.


Sözü fazla uzatmadan, Risale-i Nur’da geçen izah kavramı/kelimesi üzerine, her konunun kendi içindeki makamı göz önüne alınarak getirilen metotlar üzerinde duracağız.


İzah zekası, zamanın ve ilgilinin kabiliyetini doğru okuyarak, bilgimizin takdim dozajını yerinde vermeyi gerektirir.


İzah zekası, Risale-i Nur’daki izah prensiplerine göre çalışmalıdır. Bunu metotlaştıracak kanaat ve önerilerimizi paylaşmaya çalışacağız.


Bismillah diyerek izah kriterlerini tetkik etmeye çalışalım:


1.“Birkaç işaretle başka yerlerde yani Yirmiikinci, Ondokuzuncu, Yirmialtıncı Sözlerde izah edilen birkaç mes’eleye işaret ederiz." (Nursi, Sözler: 59)


a)Burada, izahla ilgili bir uygulama görmekteyiz. “Birkaç işaretle…” ihtiyaca göre, birden fazla noktaya değinilmesi ve açıklanması vurgulanmaktadır.


b)“Başka yerlerde …” dediği, yine Risale-i Nur’dan atıf yapacağı konulardır. Oralar da ise “Birkaç meseleye işaret…” edilmektedir.
İzah edilen konunun; muhatap, çevre, ihtiyaç ve muhtevası göz önüne alınarak birden “Birkaç işaret ve mesele” zikredilmektedir. “Birkaç…” ifadesinden üst sınırın açık bırakıldığını anlamaktayız.


c)İzah ederken, üç noktaya dikkat etmemiz gerektiğini anlıyoruz; Biri işaret etmek, ikincisi ilgili diğer kısımlarda risaleden kaynak vermek ve üçüncüsü ise ilgili kısımdan yine meseleler üzerinden işaretler çıkarmaktır.
   
2."Bu hakikatı Ondokuzuncu Söz’de izah ettiğim vechile, şurada dahi mükerreren şöyle beyan edelim:" (Nursi, Sözler: 70)


Yukarıdaki beyandan anlıyoruz ki;


a)Bir sonraki izah, daha önce izah edilen kısımla ilişkili ve uyumlu olmalı. Mesela, “Ondokuzuncu sözde izah ettiğim veçhile…” denilerek, referans verilmektedir.


b)İzah, aynı zamanda konunun devamı ve tekrarı olarak anlaşılmaktadır. Pekişme yoluna gidilmektedir. “Mükerreren…” ifadesi, tekrar ve tekidin önemine vurgu yapmaktadır.


c)Bir konunun, yeniden izahında hem bir devamlılık silsilesine, hem de hatırlatıcı bilgilenme ile birlikte “…şöyle beyan…” denilerek, yeni bir beyana girilmektedir.  


d)“…Beyan edelim…” ile yaptığı yeni izah girişinde, izahı okuyanı da işin içine katmaktadır. Kendini izah edici, diğerini izahın muhatabı yerine “…edelim…” diyerek, ortak bir izah hanesi oluşturmaktadır. Katılımı temin etmektedir. “İfade ve istifade” zemininde bir eşitlik sağlanmaktadır.


3. "…olan fıkradaki ferman-ı haşre dair buradaki gösterdiği bürhan-ı bâhiri ve hüccet-i katıası beyan ve izah edilecek inşâallah.” (Nursi, Sözler: 106)


Yine bir hatırlatma, eski konularda zikredilen özelliklerle birlikte “Beyan ve izah”a geçilmektedir.
a)Her izahta “…Gösterdiği…” diye işaret edilen, bir ispat ve vüzuha kavuşturma vardır. Deliller zinciri söz konusudur.


b) İzahın içinde ”Bürhan-ı bahiri…” dediği, açık  delillerden hareket edilmektedir. Yani delil, iddiadan ve hükümden daha kapalı olmamalıdır. Açık, fark edilir, görünür ve anlaşılması, bilinmesi karışık ve müşkül olmayan özellikler taşımalıdır.


c)İzah yaparken, deliller/kanıtlar, ispatı sağlayan ”Hüccet-i katıa…” düzeyinde olmalıdır. Hüccet-i katıa, kesinlik bildiren hüccetlerdir/delillerdir. İspatlanmış, Kat’ilik veren, kat’i bir değer ifade eden delillerle izah yapılmalıdır. Kesinlik veren bir delilin, mutlaka kuvvetli, şüpheden uzak ve yeni mülahazalara fırsat vermeyecek bir gerçeği ortaya koyması gerekir. Delilin kendisi, delile muhtaç olmamalı.


4. "Aklı teslime sevkedecek bir izah isterim.” (Nursi, Sözler: 193)


İzah’ın temel özelliklerinden birisi de, akla hitap etmesidir. Aklın kabulüne yönelik olmasıdır.


a)İzah edilecek konu hakkında, “Aklı  teslime…” götürecek, yönlendirecek bir metot seçilmelidir. Aklı, hakikate teslim edecek, aynı zamanda kendi selametini temin edecek bir yöne doğru harekete geçirmek gerekmektedir. Aklın birden “teslim..” olamayacağı da anlaşılmaktadır.  


b)Akıl için, konuyu kabullenecek bir noktaya “sevk edecek..” süreç başlatılmaktadır. Yani, akıl devreye girdiği andan itibaren, nihayetinde/sonunda “teslim” olmalı, konuyu kavramalı ve inanmalıdır, selamete kavuşmalıdır.


c)İzah yaparken, iletişim içinde olduğumuz muhatabın/kitlenin aklıyla kuracağımız diyalog, aynı zamanda bir sevk ve idaredir. Dinleyiciyi/okuyucuyu, kabul edici yöne  doğru sevk etmelidir. Gönümüzde  modern iletişim, ”algıları yönetmek” olarak tanımlanmaktadır. Burada bir sevk etmekten bahsedilmektedir ki, başlatılması gereken bir noktanın devamlılığı anlamında gelecek zaman kipi kullanılmıştır. Cümlede, ”sevk edecek” derken, sonrasına ait bir anlama yönetimine işaret edilmektedir.


d)Risalede, soru soran, itiraz eden ve ikna olmak isteyenin, izahtan beklentileri, talepleri belirtilmektedir. İzah, bir istek ve ihtiyacın neticesi olmalıdır. Bu istek, bazen yeteneğin, bazen durumun, bazen de bizzat beyan edilen ve çerçevesi belirtilen bir “bir izah isterim” psikolojisi şeklinde  olabilir.


e)Zihin fonksiyonlarını harekete geçirecek, aklı işletecek ve sevk edecek şekilde sürekliliği sağlayacak öğrenme metotları ve eğitim teknikleri ile anlama ve anlatma yaklaşımları doğru  belirlenmelidir.


“Aklı teslime sevk edecek…” bir izah isteği, “akl-ı selim” bir tarzı önermektedir/ihtiyar etmektedir. Buna göre, izah sonrası, aklın sükunet ve huzuru ile birlikte kabullenme rahatlığı oluşmalıdır. Bu noktayı yakalayana kadar devam edecek olan ciddi bir vetire/süreç söz konusudur. Bu süreçte, izahın safhaları/aşamaları, açılan ve kapanan noktalar, uyandırdığı meraklar, geliştirdiği saikler, zihinde inşa ettiği yeni manalar, tereddütler ve ikna olmanın verdiği huzurla bir arada müspet fikirleri harekete geçirmelidir. Böylece tekamül yolculuğu, tefekkür zemininde ilerler.


5. "Şu sırr-ı gamızı fehme takrib edecek bir izah isterim?” (S: 197)


Yukarıdaki satırda, yine “…Bir izah isterim” diyen farklı bir izah özelliğine rastlamaktayız. Biraz daha açarsak;


a)Bazı konular, kapalı ve sır gibi daha çok izaha muhtaçtır. “Sırr-ı gamızı..” dediği hem anlaşılmak için merak tahrik eden, hem  de anlaşılması zor diye zihni uzaklaştıran iki tercihi doğurmaktadır.


b)Yine bir talep üzerine izah etmeye çalışılmıştır. İzah istenen konu derin, sır gibi saklı, ilmilik isteyen, uzmanlık gerektiren ve erbabının maharetiyle açıklanabilecek özellikler göstermektedir.


c)“Sırr-ı gamız…” hususiyetinde olan  konularda, nasıl bir izah yöntemi kullanılacağına dair, çok önemli bir öğrenme stratejisi verilmektedir. Bir izah metodolojisine dikkat çekilmektedir.


d)Zor bir konuyu izah etmenin ağırlığı altında, çok donanımlı ve bilgili olmanın yanı sıra, izah etme hedefini seçerken, kendimize biçtiğimiz hedef, yani varmak istediğiniz noktaya göre başarılı olup olmadığımızı değerlendirebiliriz. Nitekim burada, ”…fehme takrib edecek…” bir diyalog hedefi verilmektedir. Kapalı, sırlı bir konuyu fehme/anlayışa/algıya/idrake yakınlaştıracak bir metot öneriliyor.


e)Zor ve şifreli, çözümü hassasiyet isteyen konuları, ancak fehme yakınlaştırıyoruz. Korku duvarını aşıp öğrenmeye yönelecek, anlamaya götürecek bir fehmetme sürecinin sempatisine ihtiyaç duyuluyor. Merakları/ifhamları/şüpheleri/tereddütleri giderici bir özelliği olan fehim üzerinden gidiliyor. Mefhumları/kavramları izah ederek, fehme akacak manalara kapı açılmış oluyor. “Fehme gelecek her manadan mütekellimi mesul tutmamak” için, hem fehme hitap edenin, hem de fehmini açanın öncelikleri ve beklentileri önemlidir. Burada beklenti çıtası “…fehme takrib edecek…” bir sınırda tutulmuştur.


f)Konunun özelliği, izah metodunun ve anlamanın yaklaşımını ortaya koymaktadır. Burada yakınlaştırıcı olmak, fehme dokunmak, zihinde pencereler açmak, itiraz ve inkar yollarından çevirip, anlamaya dönüştürmek gibi bir izah metodu söz konusu olmaktadır.


g)Bir izah, genel özelliği itibariyle yakınlaştırıcı veya uzaklaştırıcıdır. Bazen birine yoğunlaşır, bazen de iki yönlü çalışır.  Burada fehme yakınlaştırıcı bir yoğunluk ve tek yönlü derinleşme yolu seçilmiştir. Diğer tarafta, akla yakınlaştırırken, nefisten uzaklaştırma, ya da direk menfilikten uzaklaştırma gibi farklı metotlar, konunun ehemmiyetine ve özelliğine göre seçilebilir.


h)Sonuç olarak, zor ve anlaşılması müşkül bir konunun izah metodu ve hedefi, fehme yakınlaştırıcı olmalıdır. Tam ve tatmin olmuş bir sonuç beklenmemelidir. Bu tür bir beklenti, taraflar için konunun cazibesini, sonrasındaki merak ve öğrenme istidadını önleyebilir, engel teşkil edebilir veya tahrip edebilir. Hatta öğrenme merakını öldürebilir. 


6.“… âyetinin bir sırrını izah eder.” (Nursi, Sözler: 231)


Risale-i Nur’un üstlendiği izah, bir bilgi ve öğrenileni aktarma yada toparlama  değildir. Daha köklü ve beşer aklını aşan, kesbi/çalışarak elde edilen ilmi verilerin üstünde bir seviyededir. Risale-i Nur’un derin ve zor konularının, ayetlerin bu yüzyıla bakan sırlarının vüzuha kavuşması, vehbi/ilahi bir lütuf ve mazhariyetle sünuhat kabilinden  bir ilimle çözülen izahlardır.


a)“…ayetinin sırrını izah” sorumluluğu, aynı zamanda takdir edilen bir görevin beyanıdır. Ayetin sırlarına vakıf olmak, yeni bir müjde, bir keşif, bir icat ve bir inşadır.


b)Böyle bakıldığı zaman, Risale-i Nur’da izah edilen bazı konular, bildiğimiz beşeri izah teknikleri ve araştırma metodolojisinde aranılan bilim kriterlerinin üstünde bir özellik sergilemektedir.


c)Risale-i Nur’daki bazı izahlar, kaynağı kendisi olan ve “bu zamanın memesinden süt emen” zeka tarlalarına ekilen tohumlardır. Bu asra hastır, bu anlamda hususidir. Öncesi yoktur ki, kıyas tekniği işlesin.


d)Kur’an’ın mucizevi keşfine, ilahi bir mazhariyetle vakıf olmak ve bunu günümüzün rasyonel akıllarına kalbi ve vicdani bir ülfet içinde tefekkür veren  bir ilim ve hikmetle sunmak, izah geleneğinin çok farklı ve bu yüzyıla has bir metodudur. Risale-i Nur’un ince sırlarına ve derin manalarına mahsus bir durumdur


7."Şimdi arzuları bence ehemmiyetli olan iki kardeşim, o bahse dair Türkçe olarak bir parça izah istediler.” (Nursi, Sözler: 252)


Yukarıdaki satırlarda görüldüğü gibi, Bediüzzaman, hedef kitlesinin isteklerine, arzularına ve memnuniyetlerine değer vermektedir.


a)“…arzuları ehemmiyetli…”dediği bir noktaya dikkatimizi çekmektedir. İzah edici, izah isteyenin arzularını göz önüne almalıdır. Dünyasında onun arzularını kıymetli addetmelidir ki, ona sağlıklı bir izah yapsın, onu tatmin edecek, onu mutlu edecek bir hizmet sunsun.


b)“Şimdi arzuları bence ehemmiyetli” dediği dört kelimede,dört mananın bütünlüğü var.


Birincisi, “Şimdi..” ile hali hazır bir talep ve yaşanan gerçek zamanlı,aktif bir andan bahsedilmektedir.Ertelenmemesi gereken bir izah zamanı olarak anlıyoruz.


İkincisi,”..arzuları..”nı dikkate aldığınızda,kişiye has ve onun halini yansıtan,kuralı izah isteyenin belirlediği,çerçeveyi dinleyicinin/öğrencinin çizdiği bir istek şeklinden bahsedilebilir. İzah isteyen belirleyici bir konumda oluyor. İzah ihtiyacı aktif isteğe göre şekilleniyor.


Üçüncüsü, “..bence…”ile başlayan,üstadın ortaya koyduğu şahsi kanaati. Yani kendi tarzını ortaya koyarken, bir başkasının farklı olabileceğini ihsas etmektedir. Kendi hususiyetini açıklamaktadır. Başkasından alınmayan bir görüş serd etmektedir. Aynı zamanda hizmet etme, izah etme kalitesini belirleyen bir hususiyeti fark etmekteyiz. Bir başkasının ehemmiyetli görmemesi halinde kendi hassasiyetinin derecesine, bizzat kanaat olarak vurgu yapmaktadır.


Dördüncü, “...ehemmiyetli..” dediği nokta,hizmet verdiğimiz insanlara bakış açımızı düzenliyor. Velev ki arzuları da olsa, bizce önemsenmeli ve kayda değer görülmelidir. “Müşteri memnuniyeti” bu olsa gerek. Bu ifadeyle ayrıca kardeşlerin meziyeti ile iftihar için, evvela meziyetlerini izhar etmelerine fırsat vermek ve onu takdir etmekle başlayan izah kalitesi ve karşılıklı izahlaşma düşünülebilir.
Soru sormaya, öğrenmeye, izah istemeye, bu yönde arzularını ifade etmeye, hatta itirazda bulunmaya, nasıl bir izah ve çerçeve istediğine,izahtan ne beklediğine kadar geniş bir alanda özgürce ve müzakere keyfiyetini  arttırarak gelen her öğrenmeye cesaret veren,bunu değerli gören ve buna anlam katan bir Bediüzzaman görmekteyiz.


“Ehemmiyet vermek” bile günümüzde zorlaşırken,”ehemmiyetli görmek..” mertebesindeki Bediüzzaman farkı,kardeşlerine bakış açısını ve öğrenme ihtiyacındaki  talebelerine verdiği kıymeti çok anlamlı kılmaktadır.


c)Bediüzzaman’ın arzularını ehemmiyetli gördüğü, “…iki kardeşim..”dediği sınırlı ve az kişidir. Sayı değerini verirken, bende uyandırdığı mana “İki kişi de olsa her arzu ehemmiyetlidir, çünkü kardeşimizden gelmektedir.”


Ayrıca şunu fark edebiliriz: İzah sürecinde arzularımızı tatmin etmiyoruz, arzularımızı dayatmıyoruz ya da arzularımızın telkinine muhatabımızı boğmuyoruz. Tam tersine, “iki kardeşim” için izah yapıyorum, onu ehemmiyetli görüyorum,onun/onlar  için varım o zamanda ve görevde.


d)“…o bahse dair Türkçe olarak…” istenen bir izahtan bahsediliyor. İzahın dili, üslubu, seviyesi anlamında bize bir ipucu daha vermektedir. Öncelikle “bahse dair” devam eden bir izah anlaşılmaktadır. Türkçe istenmektedir. Belli ki, yeni bir talep, gayet memnuniyetle karşılanmaktadır.


Burada bir noktayı daha açmak istiyorum. Risale-i Nur’un her döneme hitap eden bir izah ve öğretme/rehberlik kolaylığı vardır. Gelişen ve değişen şartlar ışığında izah metotları da gelişmiştir. İhtiyaçlar esas alınarak sürekli bir tecdit ve dinamiklik söz konusu olmuştur.


e)“…Türkçe olarak bir parça izah istediler.” derken, hem Türkçe, hem de “bir parça..” olması istenmiş. İstek sahibi, dil ve zaman ile izah sınırı konusunda belirleyici bir tavır ortaya koymuştur.
İzah ediciye bir sınır ve çerçeve vermiş. “Bir parça izah..” isteyenin ruh halini nazara almak,istek sahibini konu içinde sıkmamak, yada kendi anlatımımızla boğmamak için konunun içinde ve sınırlarında kalmak oldukça  önemlidir. 


Kısmi izah isteyen, yada modüler bir sistemde safha safha  gelişen izah şeklini dikkate alan bir yaklaşım var.


Bazen, insanların izah ihtiyaçları kadar, “bir parça izaha muhtaç” kısımları açmak, daha isabetli ve hikmetli bir sonuç vermektedir.


8."Başka yerde izah ettiğimiz vazife-i insaniyetin ve ubudiyetin esasatını şurada icmal edeceğiz.” (Nursi, Sözler: 329)


Daha önce yapılan bir izahın konusu hatırlatılarak, özetle anlatılması metodu benimsenmiştir.
İzahların, önceki metinlere dönük bir toparlama ve sunumla birlikte özet anlatımı yapılmaktadır.
Burada, bir izahın, önceki çalışmaların esaslarının özet anlatımından sonra konuya girilmesi söz konusudur


9.“Birinci Asıl: Yirminci Söz’ün âhirindeki sual ve cevabda izah ettiğimiz mes’eledir.” (Nursi, Sözler: 341)


Daha önceki izahlara yönlendirilmekte, hatırlatma ile birlikte tekrar ve tekit yapılmaktadır.
İnsan, gelişimi ile paralel sürekli yenilenmekte ve yeni bilgiye ihtiyacı olmaktadır.


Bu safhalarda,yeni bilgi ihtiyacını karşılamak,merakını gidermek ve düşünce dünyasında yeni pencereler açmak,önceki kaynaklara ulaşmak,açıklamak ve yeniden  hafıza tazelemek,konunun zihinde oturmasını sağlamak, yeni bir açıklamadan önce gelir.


Bediüzzaman’ın yukarıdaki satırlarında bunu görmek mümkün. İlk izahların zekamızı sarmasını ve zihnimize yerleşmesini sağlamak için tekrar önceki metinlere atıf yapmak,onlara gönderme yapmak, sağlam bir  fikrî zemin ve muhatap açısından gerekli bir metot olabilir.


10."Fakat ehl-i Kur’an nazarıyla bakıldığı vakit -Onbeşinci Söz’de izah edildiği gibi- hakikatı şöyledir ki: Semere-i âlem olan insan; en câmi’, en bedi’ ve en âciz, en aziz, en zaîf, en latif bir mu’cize-i kudret olduğundan, beşik ve meskeni olan zemin; semaya nisbeten maddeten küçüklüğüyle ve hakaretiyle beraber manen ve san’aten bütün kâinatın kalbi, merkezi..” (Nursi, Sözler: 351)


Yukarıdaki paragrafı okuduğumuzda, zihnimizin davet ettiği sorularla karşılaşmaktayız:


Nasıl bir nazarla bakmalıyız?
Alemin semeresi/meyvesi nedir?
İnsan nedir? Ne gibi özelliklere sahiptir?
İnsan,Kudret mucizesi midir?
Zemin,insan için neyi ifade etmektedir?
Zeminle semanın farkı nedir? Fonksiyonları nelerdir?
Kainatın kalbi nerededir?


Görüldüğü gibi,okuduğumuz paragraftan çıkan soruların cevabı da,aynı metnin içindedir.
Risale-i Nur’un, soruya kapı açan bir üslupta cevabı ve izahı içinde saklı tutan bir tarzı  var. İcaz ve i’caz emareleri; Kur’an esaslı olmasından kaynaklanmaktadır. Satır satır, metnimizi çözmeye ve izah tekniği açısından kendimize kriterler çıkarmaya çalışalım:


a)İzahlarımız, “ehl-i Kur’an nazarıyla bakıldığı vakit” çerçevesinde olmalıdır. Vaktini/zamanını/zeminini seçmek önemli. Yani Kur’an nazarının hakim olacağı,bunun tesisi edileceği bir bakış açısı olmalı.


Kur’ani bakış açısını zedeleyecek, onunla telifi mümkün olmayan,risaledeki diğer manalarla mündemiç ve anlam birliği taşımayan,ruhunu yansıtmayan bir açılım ve izah zemininden uzak durulmalıdır.


Bununla ilgili,bir uygulama örneğini de yine yapılan atıftan öğrenmekteyiz. “Onbeşinci sözde izah edildiği gibi…” denilmektedir. Oradaki tarz, bir ölçü vermektedir.


b) Sonrasında,sorularını çoğalttığımız konular ekseninde;İnsan,kudret,zemin,sema ve kainat ilişkisi üzerinde durmakta ve bunların mahiyetinde saklı olan manalara kavram bazlı bir izah getirmektedir.
Mesela bu kısım, risale diliyle “izaha muhtaç meseleler” sınıfına girmektedir.
Risale-i Nur’daki meselelere baktığımızda,buradan şöyle bir yaklaşım daha geliştirebiliriz:


aa)Bir kısmı bedihidir,açıktır,anlaşılmaktadır. Her fehme gelen mana,okuyucunun/dinleyicinin seviyesine göre değişse de,merakı tahrik eden az soru vardır. Bunu daha çok lahikalarda, iletişim/muhavere metinlerinde görmekteyiz. Bir anlamda hayat pratikleri,yaşayan nurculuk sadedinde  üstadın doğrudan ismiyle/vasfıyla tanımlı talebeleri üzerinden bize model olacak görüş ve çözüm önerileridir.


ab) Hem açık,hem de anlaşılması kısmen izah isteyen ara satırların olduğu metinlerdir. Burada, ara okumalarında,metnin bütünlüğü içine yerleşmiş,kavram,ifade zenginliği ve ilim erbabına hitap eden  satırlar,bedihi olanlarla ahenkli bir izah ve ilmi açıklama ister.


Bu metinlerde,izah yüzde elli düzeyinde ve ilgili satırlar bazında tercih edilebilir. Mesela, ihtiyarlar risalesi bu kabildendir diye düşünüyorum. Bir kısmı “sergüzeşt-i hayatım “ dediği hatırat ve yaşanmışlık duygusunu tekrar tattıran duygu yüklü,hüzün merkezlilikten iman saadetine geçiş veren hayat hikayeleridir. 


Bu metinlerin içinde,çözüm merkezli iman vurgusu yapılan,teselli almamız gereken yerlerde bahis,birden ilmi,irfani ve imani bir zemine kaymaktadır. Bir anlamda fiilen yaşadığını,üstad metnin süreci içinde de yaşamaktadır. Yaşanmış,gerçek,senaryo olmayan birebir hayat kesitinden alınma bir numune olmanın sahiciliğini okutturmaktadır.


Buradaki izah tarzı;


-Açık yerlerin,duygu ve kalbimize,hissiyatımıza ve inkişaf eden vicdani halimize verdiği mesajlar,yüklediği anlamlar açısından,öyle bırakılmalı,rikkatli bir okunuşun bütün safiyeti ile bedenimizin hissetmesine müsaade edilmelidir. “Volga nehrinin kenarında…uzun kış gecelerinde…yağmurun şıpırtıları…gurbette…esarette…” gibi ifadeler bile,arası doldurulmasa dahi bizim his dünyamızı,kalbi hassasiyetimizi harekete geçirmekte ve kendi manası ile buluşturup,idrakine destek vermektedir. Belki de bu kısımları,suyu yatağına bırakmak kabilinden,akışını  seyretmek yeterlidir. İzahı,gayr-i kabildir. Çünkü ruhaniyeti vardır.


-Diğer kısımlar ise,tefekkür boyutunda,çaresizlikten çareye geçme,aklı ve zihni ikna edecek bir izah yapıp,kalbin kendi derinliğinde ruhanileştiği yerde,beşeri/dünyevi halin devam ettiğini fark ettirip,”şuur-u imanla” yeni bir inkişaf,ümit,teselli,direnç,hareket ve aksiyon oluşturacak irade yatırımı yapmak ve “kalple aklın imtizacı” kimyasını temin etmektedir.Burada izaha muhtaç satırların açılması gerekir.


-Bedihi olanla,izaha muhtaç olan arasındaki geçiş ahengi ve kavrayış ciddiyeti ile buluşturma zeminindeki kalbi ve akli yürüyüş bandı çok iyi,itinalı ve bütün varlığımızla onda fani olduğumuz bir şekilde olmalı.


-Belki de bu bölüm için,bir prova yapılmalı,kendimizi defalarca hazırlayıp,konsantremizi nefsimizin ve beşeriyetimizin derinliklerinde hissedip,”ıslah-ı nefs” noktasında ruhani lezzeti kendimizde hissettiğimiz “vakitte/zeminde” bu dersi okumalı ve okutacak şekilde yaşamalı ve beraberinde yaşatmaya bir dua olmalıyız

 

Son Güncelleme ( Perşembe, 11 Mart 2010 17:02 )  

Yorum ekle

Bediüzzaman Hazretleri gibi, yazarın hakkını teslim ederek kibarca eleştiri yapılmasını rica ederiz.


Güvenlik kodu
Yenile

Mail Listemize Abone Olun

Reklam

Duyurular

Reklam

Son Eklenenler

Reklam
Şuanda 66 konuk çevrimiçi

Son Yorumlar

  • DİL YARASI
    Hamid Kardeşim, Tavsiyeleriniz için teşe...
    20.05.12 12:43
    Yazan: Rafet KALYONCU
  • DİL YARASI
    Rafet Kardeşim, Önce millyetçilik nedir ...
    18.05.12 16:44
    Yazan: Hamid
  • Bediüzzaman’ın Duygu Seyirleri
    s.a. Maşallah üstadımızın bir vechi ve h...
    15.05.12 07:48
    Yazan: İbrahim TEZCAN
  • DİL YARASI
    Geçmişte Türkçülük adına ırkçılık yapanl...
    14.05.12 18:20
    Yazan: Rafet KALYONCU

Çok Okunanlar

free hit counter