Şu An Buradasınız: Anasayfa RİNAM PROJELER Rinap Makaleleri “Vazifedarâne Kalemi Her Gün İstimal Etmeyenler”

Risale Akademi

“Vazifedarâne Kalemi Her Gün İstimal Etmeyenler”

e-Posta Yazdır PDF

Bu zamanda her şey ilim ve fene dökülmüş, hüküm ve kuvvet ilmin eline geçmiştir. Artık ilim ve fenlerin en parlağı olan; düzgün, makamına, muhatabına, zaman ve şartlarına uygun edâlı ve etkili söz söyleme sanatı daha çok rağbet görmektedir. (1)


Dünya bu hususta inanılmaz derecede bir yarış halinde iken bizlerin durması, davamızı anlatmak için söz ve yazı ile herhangi bir çaba sarf etmemesi düşünülemez. Ağzı söz yapar ve kalemi işler vaziyette olmanın bu zamanda çok büyük bir nimet ve fazilet olduğunu herhalde söylemeye gerek yoktur.


Davasına hizmette hâlisâne çalışanlara bazen bezginlik, ümitsizlik ve usanç gelebilir. Bu olumsuz ve tembellik halinden hemen kurtulma teşebbüsünde bulunulmaz ise, belki şefkatli bir tokada bile müstehak olunabilir. (2)


Hizmette; “neme lazım deyip nefsine ait işlerle meşgul olmak”, “dünya saadetine kapılmak”, “maişet derdi ile kendini mecbur bilmek”, “üstünlük taslamak”, gururlu davranmak”, “riya ve tabasbusa kalkışmak”, “ehl-i dünyaya zayıf damarını kaptırmak”, “bilerek ihlası kırmak” şefkat tokatlarını celb eden davranışlardır.

Hafız Halid başına gelen şefkat tokadını şöyle anlatıyor: “Sekiz senedir ben Üstadımın hem muhatabı, hem müsevvidi, hem mübeyyizi olduğum halde, sekiz ay kadar Nurlardan istifade edemedim. Bu hale hayret ettik. Ben de ve Üstadım da, "Bu neden böyle oluyor?" diye esbab arıyorduk. Şimdi kat’î kanaatimiz geldi ki, o hakaik-i Kur’âniye nurdur, ziyadır. Tasannu, temellük, tezellül zulmetleriyle birleşemiyor.” (3)


İhlas sırrına dayalı iman mesleğine mensup olanların, dünya hayatına mecbur olmadan karışmamaları, rekabete, tarafgirliğe ve mübarezeye sevk eden hallerden kaçınmaları mecburiyetine değinen (4) Bediüzzaman; “Ben, pek katî bir sûrette ve bine yakın tecrübelerim neticesinde katî kanaatim gelmiş ve ekser günlerde hissediyorum ki, Risale-i Nur’un hizmetinde bulunduğum günde, hizmetin derecesine göre kalbimde, bedenimde, dimağımda, maîşetimde bir inkişaf, inbisat, ferahlık, bereket görüyorum ve çokları îtiraf ediyor.” demektedir. Ayrıca, İmam-ı Şafiî’nin; “Halis talebe-i ulûmun rızkına, ben kefalet edebilirim.” dediğini belirterek; “Çünkü rızıklarında vüs’at ve bereket olur.” açıklamasını getirmektedir.

Halis ilim talebesi ünvanına tam liyakat gösteren Risale-i Nur şakirtlerinin, açlık, kıtlık ve sıkıntılı zamanlarda Risale-i Nur hizmetini bırakmak ve zarûret-i maîşet özrüyle maişet peşine koşmak yerine, en iyi çare; şükür, kanaat ve Risale-i Nur talebeliğine tam olarak sarılmaları gerekir. (5)

Bediüzzaman, Barla Lahikası 283. mektupta Nur Talebelerine tevdi ettiği vazifeleri şu sözlerle ifade etmektedir:


 “Risale-i Nur'un tekmil-i izahı ve haşiyelerle beyanı ve ispatı size tevdi edilmiş, tahmin ediyorum. …Evet, Risale-i Nur size mükemmel bir mehaz olabilir. Ve ondan erkân-ı imaniyenin her birisine, mesela Kur'ân kelâmullah olduğuna ve i'câzî nüktelerine dair müteferrik risalelerdeki parçalar toplansa veya haşre dair ayrı ayrı burhanlar cem edilse ve hâkezâ, mükemmel bir izah ve bir hâşiye ve bir şerh olabilir. Zannederim ki, hakaik-i âliye-i imaniyeyi tamamıyla Risale-i Nur ihata etmiş; başka yerlerde aramaya lüzum yok. Yalnız bazan izah ve tafsile muhtaç kalmış. Onun için vazifem bitmiş gibi bana geliyor. Sizin vazifeniz devam ediyor. Ve inşaallah vazifeniz şerh ve izahla ve tekmil ve tahşiye ile ve neşir ve tâlimle … Risale-i Nur'u tanzim ve tertip ve tefsir ve tashihle devam edecek.”


Yine aynı mektubun devamında; “Bundan yirmi gün evvel, eyyam-ı mübarekeden sonra hatırıma geldi ki, vazifedarâne kalemi her gün istimal etmeyenler, Risale-i Nur talebeleri ünvan-ı icmâlîsinde her yirmi dört saatte yüz defa hissedar olmak yeter diye, hususî isimlerle has şakirtler dairesi içinde bir kısmın isimleri muvakkaten tayyedildi. Kardeşimiz Hakkı Efendi de onların içinde idi. Birkaç gün öyle devam etti. Sonra birden hiç sebep hissetmeden yine Hakkı, Hulûsi'ye arkadaş oldu. İsmiyle, resmiyle has dairesine girdi. Hakkı'nın "Beni duadan unutmasın" diye, mektubunuzdaki fıkranın yazıldığı aynı zamanda, hususî duayı kazanmış hesabıyla tahmin ettik.” diyerek hususi duadan önemine vurgu yapar.


Hususi duada ve has dairede olmak, herkes için, özellikle de Nur Talebeleri için çok önemlidir. Hususi ve ismen yapılan duayı, mektup üzerine yazılan tam ve eksiksiz adres vermeye benzeten Bediüzzaman, duaların yerine ulaşması ve kabule layık olması için kendisi özellikle sabah namazlarından sonra ismen hususi dua ettiğini zaman zaman belirtmekte, vazifelerini aksatanları da bu dua listesinden çıkardığını ifade etmektedir.


Risale-i Nur hizmeti devam ettiğine göre Bediüzzaman’ın manevi tasarrufu da devam etmektedir. Vazifeliler; şimdiki ilim ehlidir, Risale-i Nur mensuplarıdır. Vazife; şerh, izah ve tanzimdir. Bu vazife üzerine kalemlerini kullanmayanların hususi duadan, yani manevi tasarruftan veya müzaheretten mahrum kalacakları âşikârdır. Mahrum kalınmaması için; bir an önce kolları sıvayarak işe başlanması, şu kısacık fânî ömrü meyvedar edecek ve kendilerine bedel öldükten sonra bile okundukça sevap defterlerine bâkî sevaplar kazandıracak bâkî yazılar yazılması, şarttan da öte bir mecburiyettir.

Kaynaklar:
1- Nursi, Bediüzzaman Said, Sözler, s. 239-240, Y.A.N. İstanbul
2- Nursi, Bediüzzaman Said, Kastamonu Lâhikası, s. 162, Y.A.N. İstanbul
3- Nursi, Bediüzzaman Said, Lem’alar, s. 50, Y.A.N. İstanbul
4- Nursi, Bediüzzaman Said, Tarihçe-i Hayat, s. 273, Y.A.N. İstanbul
5- A.g.e. s. 272



Yazıcılık Hizmetleri ve Tenkit

Son Güncelleme ( Perşembe, 25 Kasım 2010 17:07 )  

Yorumlar  

 
# ülkü 2009-04-10 17:26 " bâkî sevaplar kazandıracak bâkî yazılar yazılması " ndan kastınız nedir? Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# Kadir 2009-04-11 04:56 ON İKİNCİ NOTA

Ey bu notaları dinleyen dostlarım! Biliniz ki, ben hilâf-ı âdet olarak, gizlemesi lâzım gelen, Rabbime karşı kalbimin tazarru ve niyaz ve münâcâtını Bazen yazdığımın sebebi;

ölüm, dilimi susturduğu zamanlarda, dilime bedel kitabımın söylemesinin kabulünü rahmet-i İlâhiyeden rica etmektir.

Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, 17. Lem’a
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# Harun 2009-04-14 09:26 Burada esas kastedilen risale-i nur yazısı değil mi? Risale*i NUra intisap eden zatın en ehemmiyetli vazifesi onu yazmak ve yazdırmak ve intişarına yardım etmektir… O ünvan adı altında benim ve benim gibi dua eden kardeşlerimin manevi kazançlarına hissedar olur. derken herhalde bunu kastediyor… Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# salih 2009-06-26 03:30 Selamün aleyküm.
YA FIRSAT YOKSULU İSENİZ!!!
Tevfik-i İlahi refikiniz ola.
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# yusuf 2009-11-30 18:05 değerli makaleyi yazan abim.
buradaki alıntılanan vazifedarana kalemi hergün istimal etmeyenler diye başlayan mektubda üstadımız kime söylemiş ne için söylemiş hangi makamda söylemiş buna bakılması gerekmez mi?

o zamanlarda kimse risalei nur makalesi yapıp risale-i nur izahı yapmıyordu bu hususi istifadelerini yazmak değildi.

üstadımız burada vazifedarane kalemi hergün istimal etmeyen derken, kur'an hurufu ile yazmayan, hurufu kuraniyeyi muhafaza etmeyen, risale-i nuru eskimeyen harfle yazmayanları kastediyor. buradaki vazife hurufu kuraniyeyi muhafaza etmek.

eğer sizin dediğiniz gibi olsa idi üstadımızın en yakın talebeleri kendi makalelerini yazardı? istifadelerini yazardı?gazetelere gönderirdi, kitap çıkarırlardı?
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# yusuf 2009-11-30 18:06 buradaki vazifedarane kalem, huruf-u kuraniyeyi muhafaza etmek vazifesi.

biliyorsunuz ki emirdağ lahikasından perde altında her müştak kendi kalemiyle bizzat neşr vazifesi var diyor.burda da mesele huruf-u kuraniyeyi muhafaza. lütfen, lütfen, bu meseleyi tashih edelim.
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# Metin 2009-12-01 07:24 Yusuf Beye katılmıyorum.
“Risale-i Nur'un tekmil-i izahı ve haşiyelerle beyanı ve ispatı size tevdi edilmiş, tahmin ediyorum. …Evet, Risale-i Nur size mükemmel bir mehaz olabilir. Ve ondan erkân-ı imaniyenin her birisine, mesela Kur'ân kelâmullah olduğuna ve i'câzî nüktelerine dair müteferrik risalelerdeki parçalar toplansa veya haşre dair ayrı ayrı burhanlar cem edilse ve hâkezâ, mükemmel bir izah ve bir hâşiye ve bir şerh olabilir. Zannederim ki, hakaik-i âliye-i imaniyeyi tamamıyla Risale-i Nur ihata etmiş; başka yerlerde aramaya lüzum yok. Yalnız bazan izah ve tafsile muhtaç kalmış. Onun için vazifem bitmiş gibi bana geliyor. Sizin vazifeniz devam ediyor. Ve inşaallah vazifeniz şerh ve izahla ve tekmil ve tahşiye ile ve neşir ve tâlimle … Risale-i Nur'u tanzim ve tertip ve tefsir ve tashihle devam edecek." ifadelerinin muhatabı elbette postacı değil, kalem ehlidir. Kalem ehli de tanzim, tashih, şerh, izah gibi hususları yapabilecek kabiliyette âlimler olacaktır.
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# yusuf 2009-12-02 14:38 kırk yaşından sonra ümmi ihtiyarların risale-i nurun hatırı için risale-i nur yazısına başlamaları "yazmanın" sizin dediğiniz surette olmadığını gösteriyor.

18. lemada huruf-u kuraniyeyi muhafaza vazifesi anlatılır.

risale-i nurun bir vazifesi de huruf-u kuraniyeyi muhafazadır der üstadımız.

risale-i nurun hiç bir yerinde yazmak meselesinde "üstadımız ne güzel tashih ettiniz birleştirdiniz, izah ettiniz" dememiş, ama bir çok yerinde abilerin kendileri için yazdığı risale-i nur nüshalarını görüyoruz.

yazdıkları nüshaları üstadımıza gönderir üstadımız tashih eder. risale-i nuru yazmak bu.

ama gelip acip bir cerbeze ile yazmayı her şeye teşmil ediyorsunuz.
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# yusuf 2009-12-02 14:39 peki sual etmek lazım, vazifedarane kalemi hergün istimal etmek manasını dediğiniz gibi anlıyorsunuz ve elimiz ve eliniz kalem tutuyor niçin huruf-u kuraniye ile yazmıyoruz ve yazmıyorsunuz? yasak mı var? sevabı mı az? gerek mi yok haşa?

çoğumuz mühendisis, doktoruz, öğretmeniz elimiz kalem tutuyor, kendimize fetva ya da izin verene kadar risale-i nuru orjinalinden huruf-u kuranla yazsak ne kaybederiz can kardeşim.

hem üstadımız lahikarlarda mesleğimize bütün bütün zıt yeni huruf diye bahseder. mesleğimize zıtlığından. o mektubunuz malumunuzdur.
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# yusuf 2009-12-02 14:39 ama siz sanki saff-ı evvel abiler, kalemleri ile nurları latinceden kendi tefekkürlerini vs eserlerini oluşturuyorlar insanlara ulaştırıyorlar gibi bir izlenim veriyorsunuz. hakikate perde oluyorsunuz.

kendimize izin verene kadar saff-ı evvel abilere benzemeye çalışsak daha suhuletli ve kolay olmaz mı?

hat çalışıyoruz desek, ooo ne güzel bir işmiş, maşaallah barekallah denir? risale-i nur yazıyoruz desek ne gerek var yazmaya bir sürü kitap varken denir? böyle acip bir cerbeze yani.

kastamonu lahikası 23. sayfadaki insi ve cinni düşmanlar yazıdan vazgeçirmek cihetinde şeytancasına hücum ediyorlar cümlesi geçen mektubu bir kez daha okuyalım inşaallah.

hakkınızı helal edin. selam ve dua ile.
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# Metin 2009-12-03 08:31 Yusuf Bey,
Risale-i Nur hizmetinde herkese yer var. Elbette herkes kabiliyetine göre hizmetin bir ucundan tutacak. Birilerine tevdi edilen bir vazifeyi de herkes yapacak diye bir şey yok. Kalem ehli değilseniz zaten bu vazife size verilmemiş oluyor. Bırakın o işi kalem ehli görsün. Siz de kendi kabiliyetinize göre ne yapabiliyorsanı z onu yapmalısınız. Çünkü vazife bir değil pek çok. Allah'a emanet olunuz.
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# yusuf 2009-12-03 09:53 metin bey, üstadımız ümmi ihtiyarların dahi 40 yaşından sonra risale-i nurun hatırı için risale-i nur yazısına başladığını kastamonuda söylerken, biz okuyanlara, üniversitelerde mürekkeb yalayanlara ne oluyor da kalem ehli olmadığımızı iddia ediyoruz.

iş ingilizce yazmaya gelse kalem ehli oluruz, yabancı dil olsa kalem ehli oluruz. kur'an hurufuna gelince mesele gerek yok, hususi denilir?

sual ederim size, risale-i nurun hatırı için 40 yaşından sonra yazıya başlayan ümmiler varken, risale-i nurun üzerinizde hiç mi hatırı yok?

başlamakta tembellik ediyorsunuz.
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# yusuf 2009-12-03 09:53 kastamonu lahikasında üstadımız, risale-i nura intisab eden zaten en ehemmiyetli vazifesi onu yazmak ve yazdırmaktır, onu yazan ve yazdıran nur talebesi ünvanını alır diyerek nur talebesinin tanımını yapmışken,

bu en ehemmiyetli mesele olan risale-i nur yazmayı neden sadece bir kesime mahsus görüyorsunuz?

üstadımız hayatta iken hangi ağabey yazmamıştır?

ya da ümmi ihtiyarların dahi yazmasını kalem ehli ile bir manada nasıl birleştiriyorsu nuz.

kalem ehli neresi, ümmi neresi.

ümmiler dahi yazmışken biz buralarda klavye başından nameler dökerken klavyeye giden parmaklarımız neden acaba kur'an hurufuna gitmez?

vicdanımıza bir sual edelim.

kastamonu lahikasını şöyle bir açsanız iddia ediyorum yüzde 60'ı-%70'i risale-i nuru yazmaktan bahseder mektubların.
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# yusuf 2009-12-03 09:54 bir sualim de şu?

risale-i nur yazmak size göre sadece bir zümreye ait mesele, kalem ehline.

peki risale-i nurun tüm mektubları tüm nur talebelerine ait değil mi?

risale-i nuru yazmayan ya da gerekli görmeyen bir okuyanı, o yazılarla alakalı mektubları külliyatta okurken nasıl istifade edecek?

ve uygulamayacaksa k neden okuyoruz.

ve o zaman o mektublar sadece kalem ehline hitap mı ediyor? yoksa her okuyanına mı?

neyse,

rabbim hakiki nur talebelerinden eylesin. amin.
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# Metin 2009-12-03 13:13 Yusuf bey, ben sizin söyledikleriniz in tamamına katılıyorum. Ama siz bir kısım insanlara verilen vazifeyi herkes yapsın istiyorsunuz. Yapabiliyorsa elbette yapacak. Buna kim mani olabilir? Kur'an hurufunu kim inkar ediyor da böyle konuşuyorsunuz? Üstad zaman ve zemine göre Risale-i Nurların herkese ulaşması için yeni harfleri tercih etmiştir. Eskimez harfleri de yaygınlaştırmak istiyorsanız bu çok güzel olur. Allah muvaffak etsin. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# Osman 2009-12-04 13:43 Esselam Aleyküm nette dolasırken gayri ihtiyari bu siteye ugramıs oldum ve bu yazılara nazarım ilişti haddim olmayarak on bes yıldır Risalei nurdan istifade etmeye calısan birisi olarak kendimi has bi talebe olarak görmedigimide beyan ederek birkac kelam sarf etmek istiyorum. Yazı Hususunda Yusuf kardes inş eksigimiz varsa tamamlarsınız. Malumunuz zerre ile şems arasında ne kadar meratip varsa imanda da okadar vehatta daha fazla mertebeler ^^Katiyen bil ki, hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi, iman-ı billâhtır. Ve insaniyetin en âlî mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, iman-ı billâh içindeki marifetullahtır ^^ Ehli bilirki marifet üç basamaktır ilmel yakin aynel yakin ve hakkal yakin yani Hacı bayram veli hz lerinin tabiri ile Bilmek bulmak ve Olmak tır ve marifetin en alt basamagı esya ile Hakkı bilmektir bu eserden müessire gecmek iledir.ikincisi Hak ile Esyayı bilmek tir. Bu makamda nazar hakikatı bulmustur. Yine Hacı bayram velinin tabiriyle Bulanolkendiold u Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# Osman 2009-12-04 14:03 üçüncüsü İse Hak kın Hakka nazarıdır. Bu velayet i kübra ve ötesidir şuan mevzumuz dışında oldugu için deyinmiycem.Madem herseyin özü vehakikati iman ı billah ve marifet i billah ise bu yolda birtakım vesileler ve calısmalar olacaktır muhakkak ve onlar tek cesit olmayacak nitekim hakka giden yollar nefesler adedincedir buyrulmustur. Hülasa i kelam eger bir zat gittigi yolun mecazına takılır aracı amacla karıstırırsa dogru etmiş olur mu? Risale-i nuru yazmakta Okumakta birbirine göre tefevvukiyeti olabilir ama mühim olan onu sindirmek değil midir? Yoksa mecazda kaldıktan sonra yazdığında okuduğundan biraz daha fazla sevab kazansan ne olur. Bütün tariklerin birleştigi vahdet bölgesi nefsi mutmainne makamıdır burada mürid mürşid rabıtası kalkar hala mürşide rabıta kurulsa şirk edilmiş olunur. Bir kişi Kendi hakikatini bilemedikten bulamadıktan sonra yazsa ne yazar okusa ne yazar .Denizler mürekkep agaçlar kalem olsa hakkın kelimeleri yazmakla biter mi?… Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# Osman 2009-12-04 14:08 Hakka giden bütün yollar haktır ve güzeldir elbette hepsi haktır ve hakikattır. Aralarında Fıtratlara hitap noktasında farklılıklar oması da güzeldir. Hz Ali ile Hz Aişe'yi karşı karşıya getiren o tek hakikat Fıtrat farklılığından değil miydi ve bu bize ders degil miydi?.. Hakka giden ve davası hak olan herkesi selamlıyorum ve sevgilerimi sunuyorum. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# yusuf 2009-12-06 08:22 sevgili osman kardeşim, fıtrat demişsiniz. farklı fıtrat ve meşrebleri kastediyorsunuz sanırım.

üstadımız vahdeti muhafaza etmekten bahseder lakin bizler ne kadar ayrılıp parçalara bölünsek o kadar bi hikmet var dedik. üstadımız vahdeti muhafaza etmekten bahsederken bizler tefrikada hikmetler aradık maalesef.

şimdi aklıma gelen ve belki de sizin de aklınıza gelen sorulardan bazıları olabilir şu sorularım;
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# yusuf 2009-12-06 08:23 1- üstadımızın zamanında abilerin meslek, meşreb, fıtratları yokmuydu? neden vahdetlerini muhafaza ettirdi üstadımız. madem fıtrata ve meşrebe göre ayrımda hikmet var üstadımız niçin x kardeşim sen gazete çıkar? y kardeşim sen şöyle yap? z kardeşim sen de şöyle yap dememiştir? hepsinin vahdetini muhafaza etmeye çalışmış ve vahdetteki kuvvet göstermiştir. üstadımızın ayrlığa değil vahdeti muhafazanın hikmetine dair yazdığı mektublar şunlar. eğer denilen gibi ayrılıklarda hikmet olsa idi üstadımız vahdetlerini muhafaza etmekten memnuniyet duyup bunun sağlanmasına çalışmazdı; Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# yusuf 2009-12-06 08:24 ilgili mektublardan bazı ifadeler şöyle;

" Evet, kardeşlerim, sizler, ihlas sırrını tam muhafaza ediyorsunuz. Bu kadar esbab-ı tefrika içinde vahdetinizi muhafaza, hakikaten bir harikadır.( evet bu kadar esbab-ı tefrika içinde üstadımız siz sırrı ihlas ile vahdetinizi muhafaza ediyorsunuz demiş? peki şimdi ne oldu? vahdet muhafaza da mı? hayır, demek ki bir yerlerde sırr-ı ihlasa münafi şeyler olmuş bu kadar ayrılıklar yaşanmış).
bir başka cümle; Ve bu müşevveş şerait içinde vahdetinizi muhafaza eden hâlet-i ruhiye, dünkü dâvâmı ispat ediyor. ( vahdeti muhafaza eden halet-i ruhiye üstadımızın davasını isbat etmişken bizler ayrılıklarla fıtrat meşreb vs diyerek hikmetler aradık ve arıyoruz)
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# yusuf 2009-12-06 08:24 hep meşreb, fıtrat dedik ve ayrılıklarda hikmeti bunu gösterdik evet hikmetler olabilir lakin aklımıza şu soru takılması gerekmez mi acaba?

dikkat ettim ve baktım ki ilk başta ayrılma sebebi yazıcılık ve okuyuculuk. hadi ikiye ayrıldı hikmet aradık. sonra bir baktık ki kaç sene içersin de daha da ayrılmalar parçalanmalar. aklıma takılan sual şu farklı meşrebler, fıtratlar sadece okuyucu kardeşlerimiz de mi ki 10-15 parçaya ayrıldılar, yazıcı kardeşler ise vahdetlerini hala muhafaza ediyorlar? ikinci bir yazıcılık bölümü kolu vs var mı? yok. ama kaç tane okuyucu bölümü var? yazıcılar içinde farklı fıtratta ve meşrebde kardeşler yok mu? varsa neden ayrılmadılar? bu bize manen bir işaret değilmidir? .
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# yusuf 2009-12-06 08:25 vahdeti muhafaza etme cihetinde yazının bir inayeti celbettiği? düşünelim bakalım. şu soruyu soralım; hakkatten ya üstadımızdan bu yana 50 sene geçmiş tüm ayrılanlar sadece latinceden okuyup yazıya taraftar görünüp yazı ile meşkul olmayan ve onu ayrı tutanlar? ama 50 senedir yazıcı kardşeler hala tekler? bunda bir hikmet olamaz mı? nedir onları bir arada tutan demek lazım gelmez mi?

ve yine meşreb, meslek vs de hikmet arayalım. hadi arayalım da üstadımızın meşreb ihtilafı daha zarar vermeyecek diye bakın kimin meşrebinde olmamızı tavsiye ediyor mektubunda;
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# yusuf 2009-12-06 08:26 -Konyalı Hacı Sabri kardeşimiz yanıma geldi. Ben, Sadık, Hayri, Mustafa hazır iken çok ehemmiyetli sohbetimiz Hacı Sabri'ye mühim bir ders oldu. Bilhassa Medresetü'z-Zehra erkânlarının, hususan Hüsrev'in bu vatan ve millet ve âlem-i İslâma hizmet-i imaniyeleri ve tahripçi dinsizlerin desiselerine sed çekmeleri o kadar büyük bir hasenedir ki, farz-ı muhal, binler seyyie olsa affettirir. Öyleyse, başta Hüsrev olarak o erkânların hiçbir hareketini tenkit etmemek ve kemâl-i ihlâs ve samimiyetle onlara tesanüd ve tam kardeş olmak lâzımdır diye bu mealde bir ders oldu. İnşaallah Hacı Sabri de Hoca Sabri ve Rüştü ve emsalleri gibi ruh u can ile alâkadar ve Hüsrev'e tam kardeş olacak; meşrep ihtilâfı daha tesir etmeyecek.
Hasta kardeşiniz said nursi;
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# yusuf 2009-12-06 08:26 1. sual; neden hüsrev ağabeyin diğer abilere tam kardeş ve meşrebce öyle olmasını değil de, hacı sabri, hoca sabri, rüştü ve emsalleri Husreve tam kardeş olacak ve meşrep ihtilafı daha tesir etmeyecek demiştir?. üstadımız niçin hüsreve tam kardeş olup meşreb olarak ona tam kardeş olunması gerektiğini yazıyor bu mektubda?

2.sual: bu mektubdan bir şeyler alamayacak ise üstadımız bu mektubu risale-i nura niçin koydu? risale-i nuru okuyan talabelerine bu mektubda ne demek istiyor? niçin hüsrev abiye tam kardeş olmak mektubu risale-i nurun içine girmiş düşünelim.

ve meşrep ihtilafında hikmet dediğimiz husus daha tesir etmeyecek derken hüsreve tam kardeş olun diyor, meşreb ihtilafında hikmet var demiyor?

üçüncüsü ve en can alıcı noktalardan bir tanesi de şu mesele;
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# yusuf 2009-12-06 08:27 risale-i nur mesleği ile alakalı? risalei nur mesleği nedir? çok yazılcı çizildi?

peki şu mektub bizler için ne ifade ediyor fehimlere havale ediyoruz:

Madem bütün bütün mesleğimize muhalif olan yeni hurufu bir iki risale için kabul ettiğimiz halde matbaacılar çekindiler, o hayr-i azîmi kaybettiler. Siz, o iki risaleyi ki, ben Hafız Mustafaya tab için vermiştim bizim hesabımıza, kahraman kardeşlerimizde n yirmi, otuz zata tevzi ederek, yirmi otuz nüshayı eski hurufla yazdırınız. Yazan kalem sahiplerine daimî hasenat kazandıran o pek büyük hayrı siz kazanınız.

bu mektubdan 1. olarak, yeni hurufun mesleğimize bütün bütün muhalif olduğu anlaşılmıyor mu?
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# yusuf 2009-12-06 08:28 ve yeni hurufu üstadımızın bir iki risale için kabul ettiğimiz halde demesi ile yeni hurufu bir iki risale için kabul ettiği anlaşılmıyor mu?

ve üçüncü olarak hepimiz elhamdülillah okuyoruz meşkul oluyoruz, risale-i nurda belki yüzde 60'ı yazı ile alakalı mektublar ifadeler var lahikalarda? yazmayan bir kardeş ya da taraftar olup yazılmasına çalışmayan bir kardeş bu mektubları okuyup geçmesi için mi risale-i nura girdi bu mektublar?

yazı mektubları okuyup geçilsin ve amel edilmesin diye mi risale-i nurun içine derc edildi.

madem risale-i nur ahir zamanın tefsiri ve bu asrı ve gelecek asrı tenvir edecek bir mucize-i kur'an… ise risale-i nurun hükümleri ve cümleleri bu asrı ve gelecek asrı alakadar etmez mi ki? biz kur'an hurufu ile yazma zamanı geçti vs gerek yok şimdi buna gibi vs mülahazaları ile karşılaşıyoruz.
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# yusuf 2009-12-06 08:28 madem gerek yok, lüzum yok, o o zamanın meselesi idi deniliyor o zaman yayınevleri güçleri yetiyorsa o mektubları risale-i nurlardan çıkarsınlar ve desinler ki "gereği olmayan bir şey risalei nurda durması hikmetsiz" bu sebeble istişare ettik ve kaldırmaya karar verdik yazı ile ilgili yerleri" desinler? buna güçleri yeter mi? izinleri var mı? hayır asla ve kat'a madem güçleri ve izinleri yok ve madem hala bu mektublar risale-i nurda var biz nur talebelerine ne oluyor ki o mektubları olduğu gibi kabul etmeyip başka hikmetler ve gerek yoklar vs ler ile gözlerimizi kapıyoruz?

Allah için düşünelim inşaallah.
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# Kadir 2009-12-05 03:27 Yusuf bey, meseleyi bir de şöyle düşünelim:
Devlet dairelerinde çok eskilerden beri süre gelen bir tabir vardır. "Harcama Kalemleri" Bu tabiri hizmette de kullanmak gerekirse "Hizmet Kalemi" olarak ifade etmemiz gerekir. Dolayısı ile tabi olarak gelişen, önceden verilen ve sonradan verilen vazifeleri toplam olarak düşünürsek hizmete mensup herkesin "Vazifedarane Bir Kalem" olduğunu kabul etmek gerekir. Bu nedenle herkes hergün hizmet adına bir şeyler yapmak ve kalemini işletmek ya da kalem gibi işlemek zorundadır. Aksi takdirde hergün işleyen kalemlerin sevap hisselerinden mahrum kalır. Umumi sevaba belki yine ortaktır.
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# Metin 2009-12-06 14:43 Bence mevzu çok dağıtılıyor. Yorumları yazı çerçevesinde yapmak gerekir. Sanıyorum biz iş bölümünü yanlış anladık ve işe nefislerimizi karıştırarak Uhuvvet ve İhlas risalelerindeki ikazları kulak ardı ederek ayrı hizmet etmeyi tersih ettik. Ayrılmış dahi olsalar herkes kendi metoduyla hizmetlerine devam etmiş vazifedarane kalemlerini işletmişlerdir. Hepsinden Allah razı olsun. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# yusuf 2009-12-07 06:18 metin kardeşim ihlas risalesi dediğimiz risalenin en son sahifesini bir açın bakalım neyden bahsediyor.

ihlas risalesinin amacı bizim mesleğimizin esası ihlas olmasından laakalak her onbeş günde bir okunması gerekiyor diye üstadımız yazmış.

her onbeşgünde bir okunsun ki kalbimizde o düsturlar yer etsin.

birinci düsturunuz, ikinci düsturunuz..

düsturları okuyoruz okuyoruz ve ihlas risalesinin en son sahifesine bir bakıyoruz ki yazıda usanan kardeşlere yazılmış bir mektub.. mesele yazı meselesi.
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# yusuf 2009-12-07 06:19 üstadımız haşa o mektubu koya koya her onbeş günde bir okunmalı dediği risaleye yazı mektubunu koyması bizi düşündürmesi lazım.

ihlas risalesinin tüm düsturlarını hizmet düsturumuz ve mesleğimizin esası görüp neden se ihlas risalesinin son saifesi ve neticesi olan o saifeyi bir gruba münhasır görmek nasıl olur?

madem ihlas düsturlarını kendimizde yerleştirmek VE TATBİK ETMEK MECBURİYETİMİZ VAR TÜM NUR TALEBELERİNİN. peki neden ihlas risalesinin son sayfası olan kalemle hurufu kuraniyeyi muhafaza etmek es geçiliyor ve belli bir zümreye mahsus bırakılıyor.
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# yusuf 2009-12-07 06:20 yani ihlas risalesi de bir kaç parça, şu kısımlar şu zümrenin bu kısımlar bu zümrenin?

neden birinci düsturu, ikinci düsturu, üçüncü düsturu tatbik ediyoruz da? etmeye çalışıyoruz da, her onbeş günde bir okunmalı çünkü mesleğimizin esası ve kuvveti onu kazanmaya çalışmalıyız dediği ihlas risalesinin son sayfası yazı mektubu…

tüm düsturları sahiblenip tatbik etmeye çalışıldığı ve gerek görüldüğü gibi o sahife neden atlanır ya da neden üzerimize alınmayız. diğer düsturlar gibi?

bize yazılmamış mıdır o sayfalar?
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# yusuf 2009-12-07 06:21 o sayfaya kadar herkese, o sayfadan sonra sadece yazanlara?
yoksa her bir cümleri her bir nur talebesine mi hitap ediyor.

mesele dağılmıyor, meselenin esasına iniliyor?

kusura bakmayın.

üstadımızın zahir manası dururken tekellüflü teviller yapıyoruz..
vicdanınıza sorun üstadımız kalem derken kendi istifademizi yazıp neşretmeyi mi kastediyor risalei nur yazmayı mı?

eğer dediğiniz gibi olsa idi üstadımızın tüm talebelerinin kendi istifade kitapları olması gerekirdi?

biz onlardan iyi anlayamayacağım ıza göre nurları değil mi?
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# yusuf 2009-12-07 06:22 kaç talebenin kendi istifadesine dair müstakil kitabı var?

ya da kaç talebenin kendine yazdığı risalei nur eserleri var?

abilerin kalemle hizmetten ne anladığını risale-i nur ve üstadımız gösteriyor.

eser kendi eseriymiş gibi sahib çıkıp yazmak kitabetle envar-ı imaniyeyi neşretmek.

son olarak vicdanınıza soruyorum, bizzat nefsim de siz de ihlas risalesini çok defa onbeş günde bir değil belki haftada bir okuyup düsturlarını kendimizde yerleştirmeye çalıştık?

lakin nedendi son sayfasını tatbike çalışmayışımız ve üzerinde mütalaa etmeyişimiz.

ihlas risalesinin son sayfasında bir mektub var açalım bakalım ne diyor. o da ihlas risalesinde ve her onbeş günde bir okunması gereken kısımda, niçin okutturuyor üstadımız talebelerine her onbeşgünde bir. bunları tatbik edin diye?
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# yusuf 2009-12-07 06:22 neden başını tatbike çalışıp sonundan müstağniyiz?

neden tüm düsturları düşünüp taşındık ve tatbike herkes çalıştığı halde son sayfa ile herkes alakadar olmadı?

o bizlere hitap etmiyormuydu?

mektub yazıda usanan kardeşlere bir ihtar diye başlar?

biz usanmak neresi, yazmıyoruz ve latince yazmakla ya da kendi efkarımızı yazmakla bir tutuyoruz…
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# yusuf 2009-12-07 06:23 saff-ı evveller o kadar çok yazmış ki risalei nuru usanmış bir kısmı üstadımız usanmayın ve tenbellik etmeyin demiş. iki hadisi şerifi söylemiş ve sair evraddan evla tutmuş risalei nuru yazmayı.

üstadımızın sair evraddan üstün tutup risalei nuru yazmaktan usanmayın demesi ve şevk vermesi nerede? bizim bu zamanda yazmaya gerek yok deyişimiz nerede? o cümlelerin muhatabı tüm nur talebeleri değil mi?

doğru biz değiliz. çünki ordaki muhatablar yazıda usanmışlardı? biz elimize kalem alıp yazamadık…

ve bu ifadeler her onbeşgünde bir okunması ve kendimizde yer edilmesi istenen risalede geçiyor?

her onbeş günde bir okuttuyor üstadımız orayı bize, lakin biz okuyup geçiyoruz tatbikatı olmadan ve tatbikatına çalışmadan…
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# Metin 2009-12-07 07:36 Yusuf bey,İhlas Risalesinin her on beş günde okunduğunu hüsn-i zan ederek ehl-i hizmet olanların tamamının okuduğunu kabul etmek durumundayız. Aynı ana-babadan doğan çocukları bile bir arada tutmak mümkün değildir. Kaldı ki mizaçları çok farklı insanları bir çatı altında tutasınız. "Risale-i Nurlar dünyanın kanun-ı esasisi olacaktır." Sözünü gerçekleştirmek için bir arada kalıp atıl kalmak yerine iş ve hizmet gruplarına, bölümlerine ayrılmak, iş bölümü yapmak gerekir. İmtizaçları bir arada tutmaya çalışmak yerine maksatta birliği sağlamak için çalışmak gerekir. Bu da çok şükür yapılıyor. Hiç bir şeyden endişe etmenize gerek yok. Huruf-ı Kur'aniye de muhafaza ediliyor. Şakır şakır Osmanlıca ve Arapça Risaleler basılıyor.Bütün dünya Risale-i Nurlara koşuyorken, zaman hizmet zamanı iken tenkit yoluna gitmek hizmetteki şevki kırar. Herkes birbirine dua etmelidir, zahir olmalıdır. Çekirdek hükmündeki Üstad ve saff-ı evveller sümbül vere vere kocaman bir ağaç haline geldi. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# Metin 2009-12-07 07:44 Artık kocaman bir ağaca göre düşünmenin, bütün dünyanın iman ve Kur'an hizmetine göre adım atmanın zamanı geldi de geçti bile. Bunu yapanlar var. Onlara her zaman duacıyız. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# osman 2009-12-08 14:58 Yusuf bey yanlıs anlasılmasın ben risale i nur eserlerinden istifade eden ve belli bir nazarı yakalamıs hiç bir şahsın yazmaya karşı muhalif oldugunu ve olacagını zannetmiyorum ben şahsen tebrik ve takdir ediyorum. Lakin sözlerimi tam ifade edemedim sanırım yazmak yada okumak sadece bir aractır amac olamaz. Amac marifet ve hakikate ermektir. Bu noktada işin mecazında ve kıyl u kaline kalanlar ne kadar amacı aracla karıstırırsa o kadar hata etmiş olacaktır. Bir şahıs yüz defa ihlas, uhuvvet risalelerini okusa yazsa hatta ezberlese, ama burnundan kıl aldırmasa burada hangi yazmanın ve okumanın kemalatından söz edebiliriz. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# osman 2009-12-08 15:11 Sonra 50 senedir Yazıcı kardeşlerin kendi içinde ayrılmadıgını ama okuyucu kısımda kardeşlerin kendi arasında birçok guruba bölündügünü bununda yazmanın kemalatına dair bir hikmet oldugunu belirtmişsiniz. Okuyucu kitlenin tefrikaya düştügüne nazire yapmıssınız.
Evvela bilmek gerekirki Kitle psikolojisinde bir kuraldır ortak bir amac etrafında toplanan kitleler belli bir olgunluga ulastıgında mutlaka kendi içinde bölünürler bu kaçınılmazdır.Buna tarih şahittir Bunun en güzel örnegide cemaatlerin bölünmesidir. Burdan benşu yorumuda çıkarabilirim demekki yazıcı kardeşler belli bi potansiyele ulasamadıki kendi arasında bölünme yasamadılar. Eger amacta degil aracta ayrılık varsa buda bir hikmet rahmet geregidir.Peki ben size şöyle bir misal versem ne dersiniz islamiyet gibi bir vücud u uzmanın kendi içinde 4 mezhebe bölünmesi 12 hak tarikat ve bunların içinde bile farklı fıtratların bakıs açılarının oluşturdugu minyatür farklılıkları tefrika olarakmı açıklayacaksını z yoksa rahmet mi
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# osman 2009-12-08 15:27 İlim, ilim bilmektir; ilim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır!..

İlim okumadan murad, kişi Hak’kı bilmektir
Çün okuyup bilmezsin, ha bir kuru emektir

Okudum bildim deme, çok taat kıldım deme;
Eğer Hak’kı bilmezsen, bu kuru laf etmektir!..

Yirmi sekiz hece, okursun uçtan uca!
Sen “elif”dersin hoca, manası ne demektir?

Yunus Emre der, hoca, gerekse ver hacca
Hepsinden de iyice, BİR gönül’e girmektir!..
Yunus unda belirttigi gibi ilim bir aractır ilmin üstünde bir ilim vardır ki o marifet ilmidir birinci ilim bu ilmin hizmetcisidir. Bu kendin bilmek denilen men arefe sırrı ve zati biliş denilen kendinden bilmektir. İlim çinde de olsa gidiniz alınız denilen ilim bu ilimdir Bu İlmin sultanıdır. Ewet Risale i nur eserleri marifet ve hakikat dersleridir. Ve bu ilmi insanlara sunmaktadır. Ve Kuranın icaz i manevisinden süzülmüş katarattır. Ama bilmemiz gerekir ki risale i nur eserleride bir aractır amac degildir. Amac insan ı kamildir
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# osman 2009-12-08 15:44 iBNİ arabi hz leri derki Alemden Kasıt İnsan ı kamildir. Ve ademin sırrı, sırrı halifetullah tır. Oda besmelenin b sindeki rububiyet sırrında gizlidir. Hak talim etti esmayı ademe, nakl oldu esma ademden aleme. ALEM İNSAN VE KURAN üçüz kardeştirler HüLASA bütün bunlardan şu manayı anlayabiliriz İnsan ı bilgisayara benzetecek olursak Kuran da yazılımı olurdu. Ve risale i nur ise versiyon ve bi çeşit güncellemesi. Umarım geregi gibi istifade edebiliriz. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# f. halit 2010-11-24 15:47 Her zamanın bir hükmü var. 'zaman da bir müfessir, kaydını izhar etse itiraz olunmaz'.'esmânın tebeddülü ile ahkâmın tağayyürü inkâr edilemez'. 'her zamanın bir hükmü var', sonra 'ilcaat-ı zamaniye' var. Hz Ali'ye 'ben Kur'an'ın tenzili için harbettim, sen te'vili için harbedeceksin' hadisi gibi esaslar, bazı şeylerin zamanla öne çıktığını, bazı şeylerin de geri kaldığını gösteriyor. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# f. halit 2010-11-24 15:47 'Vazifedarâne kalemi her gün istimal' hassaten o dönem için en birinci vazife idi. Kalem her zaman sırlı ve kutsaldır -Allah celle ve ala kaleme yemin eder- yazmak okumak gibi değildir. Su uçar yazı kalır ve lakin 'yazı' mutlak şart, farz addedilse, önce Kur'an yazmak lazım gelir(di). Hatta hazret, 'ibadet ayları olan şuhur-u selasede -o dönem için- evrad ü ezkar mı, yazı mı' müşkil ve sualine ibretli bir tevcih ve cevabı vardır. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# f. halit 2010-11-24 15:48 Hem şimdi klavye var. Kalem ve hurufata hürmetsizlik olur mu? Belki şimdi hizmet, ubudiyet duygusuyla o zamanki kaleme bedel şimdi şu klavyelerin hakkı verilse ve her gün yazılsa yine hakkı var. Yazı ve yazmayı da ille 'Birinci Söz Bismillah her hayrın başıdır, biz dahi başta ona başlarız, onunla başlarız' yazmak icab eder mi? O niyetle O'nun namına hassaten şimdi kaleme bedel klavye ile yapacak çok iş ve hizmet var. Kalemin hükmü bakidir ve her gün vazifedarane kalemini istimal etmek şimdi bir farzdır, vaciptir denilebilir vesselam. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# qulcan 2010-11-25 06:42 Osman Bey'e katılıyorum;evv ela amaç önemlidir.Zira Hz.Üstad "Talebelerine yazıyı ve hizmeti emretmekle beraber çokça ihlasın üzerinde duruyor ve şöyle diyordu: “Kardeşlerim hakkında en şiddetli korktuğum en dehşetli çekindiğim, yarın huzur-u İlahide Cenab-i Hakk ’Ey kulum niçin yazı yazdın, niçin ezber yaptın, niçin okudun?’ diye sordugu zaman ’Ya Rabbi! Senin rızan için yazı yazdım, senin rızan için ezber yaptım, senin rızan için okudum’ diye cevap verince Cenab-ı Hakk’ın kendisine ’Yalan söylüyorsun, sen çok yazıyor desinler diye yazdın! Sen çok ezber yapıyor desinler diye ezber yaptın! Çok okudun desinler diye okudun! Nefsin için yazdın! Nefsin için ezberledin! Nefsin için okudun!’ demesidir. Talebe hakkında en ziyade korktuğum en ziyade çekindiğim budur kardeşim.“
Biz her ifadeyi ayrı ayrı ele alsak da topyekün karşımıza çeksekde yine de Kur'an ve Sünnetten nebaen eden bu hak meslek elbette tefrikadan uzak olmalı ve aynı yüce amaçta olan hiçbir kardeşimiz tefrika getirmemelidir.
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# qulcan 2010-11-25 06:43 İster yazmış ya da yazmamış olsun onlar hepsi o kutsi fabrikanın çarkları hükmünde birbirlerine muavenet etmektedirler.
Ebu Hureyre,Ebu Said el-Hudri ve tüm Ashab-ı Suffe Kur'an ve Sünneti muhafaza ve neşirde çok büyük işler yapmışlardır;am a ya Ebubekir,Ömer,..Halid bin Velid(ra) onlar da O fabrikanın merkezinde değillermiydi yada haşa bilmiyorlar mıydı. 19. Mektub'da mucizeleri nakilde izah edildiği gibi demek o sadık ve kamil zatlar başka işlerde istimal ediliyorlardı.
Kur'an Arapça indirilmiştir ve nurlarda asrımıza bakan bir tefsiri olmasıyla beraber neden Hazret tüm Nurları Arapça yazmadı,hurufu kullandı ama yine Farsça'yla karışık Türkçe yazıldı. Çünkü asrın ihitiyacı bu yöndeydi. Bugün hem Arapça, hem hurufu Arapça hem de Latince Türkçe elhamdülillah Nurlar var.
Bu büyük geminin Ümmeti Muhammedi sahili selamete çıkaracağı güne kadar da durmak yok.Yazanlar elbette extra kazançlara nail olurlar.İtiraf ederim ki düzenli yazdığım bir dönemde hakkal yakin acip bereket ve mucizeler gördük…
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# qulcan 2010-11-25 06:44 Biz asla yazmayın demedik demeyiz,ancak yazabilenlere ne mutlu yazmayıp da hizmeti devam ettirenlere de ne mutlu. İhlas kuvveti getirir ne olursa olsun evvela İHLAS. “Birimiz dünyada, birimiz ahirette, birimiz şarkta, birimiz garpta, birimiz şimalde, birimiz cenupta olsak da, biz yine birbirimizle beraberiz” düsturu İhlası damarlarında kan yerine dolaştıran tüm kardeşlerimiz içindir.
Dikkat edelim ŞAHSI MANEVİ İhlasla nefes alan tüm hücreleri elbette kabul edeceği gibi Onun parmakları hükmünde olan yazıcılarda belki başka hayat fonksiyonlarını yerine getiren dokulara muavenet etsin ki hayatı sönmesin cismi de dağılmasın.
Ve Üstadımızn beşaretiyle inşaallah Kıyamete kadar Kur'an'ın elmas kılıncı olan bu nurlar alemi tenvir edecektir.
Antiparantez arzedeyim, Yusuf Bey haklı olarak bazı noktalara dayanarak yazıyor, peki neden şerh izah ve tanzimle alakalı olan Üstadımızın beyanını okuyup geçiyor?
Mezhepler gibi Üstadımızın da yazı için bazı açık kapılar bıraktığını düşünüyorum…
selamlar
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# f. halit 2010-11-25 11:38 Esbab-ı tefrika içinde vahdeti muhafaza, hakikaten harikadır. Maziye mesaibe kader, istikbal ve measiye irade nazarıyla bakılır. İhlas meselesi mühim, sırlı ve derindir. 20. ihlas dersinde çok sırlı hakikatler var. Meseleyi nazari planda halletmek yetmiyor. Dersin başındaki not, ihtar, sual çok acı ve ağlatıcıdır. "Mühim ve müdhiş bir sual" dikat buyurunuz: Sual için dehşetli ve mühim diyor. Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# f. halit 2010-11-25 11:39 "Neden ehl-i dünya, ehl-i gaflet, hattâ ehl-i dalalet ve ehl-i nifak rekabetsiz ittifak ettikleri halde; ehl-i hak ve ehl-i vifak olan ashab-ı diyanet ve ehl-i ilim ve ehl-i tarîkat, neden rekabetli ihtilaf ediyorlar? İttifak ehl-i vifakın hakkı iken ve hilaf ehl-i nifakın lâzımı iken, neden bu hak oraya geçti ve şu haksızlık şuraya geldi?" diyor. Bizler şu müşkilin, mühim ve dehşetli meselenin acı ve elemini ruhumuzda kafi derecede hissediyor muyuz? Yalnız üstad mı cemaat vurgusu yapan? Kur'an ve sünnette ne kadar vifak ve ittifak, vahdet ve tevhid, cemaat ve sünnet vurgusu var. Gaflet ediyoruz. Yalnızca 20. Lem'a'daki ihtilafa düşmemenin, o elîm, feci' ve ehl-i hamiyeti ağlattıracak hâdise-i müdhişe ve vahim neticelerini görmemenin çaresi için sayılan 9 Emir az şey midir? Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# f. halit 2010-11-25 11:49 1."Müsbet hareket, yani başkalarının tenkisi onu meşgul etmemek, diyor. ama işte görüyor(sun)uz. Ne yaptığımız ortada.
2.Hangi meslek ve meşrepte olursa olsun çok medar-ı muhabbet, uhuvvet ve ittifak çok rabıta-i vahdet var diyor.
3. 'Benimki (de) güzeldir' diyebilir. 'Güzel (yalnız) benim(ki)dir' diyemez diyor. Bu o kadar da kolay değil herhalde insanın nefis ve enaniyetten tecerrüdü, hak ve insafla konuşması, az ve kolay bir şey midir? Sonra bunlar ameli şeylerdir, yani haldir, sırdır, yaşanır. laf değil, olamaz…
ve ilâahir şimdilik… ve selam, hak ve hakikati kabul ve teslime hazır olanlara. Levm ve melam, hüdaya bedel hevaya uyanlara.
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
# M.Kılıç 2011-12-29 15:20 Eskiden ilim erbabı arasında bir düstur vardı. Bir kişinin, yazdığı eserin, okuyanları dalalete düşürmemesi için on ilmi bilmesi gerekirdi: Tefsir, siyer, belagat, bediü'l-beyan, sarf, nahiv, fıkıh, hadis, kelam. Acaba bunlar da eskide mi kaldı? Ve kendi fikrine(yazısın a) Kur'an'dan delil bulmak değil, Kur'an'ın ne dediğini anlamaya çalışıp, kendi fikrini(yazısın ı) O'na uydurmak dersini verir Bediüzzaman. Bu asrın ve muhitin hayalatından kurtulup, zihnini felsefi kirlerden temizleyip, Kur'an'ın her sahada istikameti muhafaza ederek bütün asırlara hitap eden kudsi beyanına ayine olabilen meydan erlerine(yazarl ara) helal olsun. Kusurları üstüne alıp, yazdıklarını Kur'an mihengine vurmayı tavsiye edenlere de… Cevap | Alıntı | Alıntı
 

Yorum ekle

Bediüzzaman Hazretleri gibi, yazarın hakkını teslim ederek kibarca eleştiri yapılmasını rica ederiz.


Güvenlik kodu
Yenile

Mail Listemize Abone Olun

Reklam

Duyurular

Reklam

Son Eklenenler

Reklam
Şuanda 68 konuk çevrimiçi

Son Yorumlar

  • DİL YARASI
    Hamid Kardeşim, Tavsiyeleriniz için teşe...
    20.05.12 12:43
    Yazan: Rafet KALYONCU
  • DİL YARASI
    Rafet Kardeşim, Önce millyetçilik nedir ...
    18.05.12 16:44
    Yazan: Hamid
  • Bediüzzaman’ın Duygu Seyirleri
    s.a. Maşallah üstadımızın bir vechi ve h...
    15.05.12 07:48
    Yazan: İbrahim TEZCAN
  • DİL YARASI
    Geçmişte Türkçülük adına ırkçılık yapanl...
    14.05.12 18:20
    Yazan: Rafet KALYONCU

Çok Okunanlar

free hit counter