Bu zamanda her şey ilim ve fene dökülmüş, hüküm ve kuvvet ilmin eline geçmiştir. Artık ilim ve fenlerin en parlağı olan; düzgün, makamına, muhatabına, zaman ve şartlarına uygun edâlı ve etkili söz söyleme sanatı daha çok rağbet görmektedir. (1)
Dünya bu hususta inanılmaz derecede bir yarış halinde iken bizlerin durması, davamızı anlatmak için söz ve yazı ile herhangi bir çaba sarf etmemesi düşünülemez. Ağzı söz yapar ve kalemi işler vaziyette olmanın bu zamanda çok büyük bir nimet ve fazilet olduğunu herhalde söylemeye gerek yoktur.
Davasına hizmette hâlisâne çalışanlara bazen bezginlik, ümitsizlik ve usanç gelebilir. Bu olumsuz ve tembellik halinden hemen kurtulma teşebbüsünde bulunulmaz ise, belki şefkatli bir tokada bile müstehak olunabilir. (2)
Hizmette; “neme lazım deyip nefsine ait işlerle meşgul olmak”, “dünya saadetine kapılmak”, “maişet derdi ile kendini mecbur bilmek”, “üstünlük taslamak”, gururlu davranmak”, “riya ve tabasbusa kalkışmak”, “ehl-i dünyaya zayıf damarını kaptırmak”, “bilerek ihlası kırmak” şefkat tokatlarını celb eden davranışlardır.
Hafız Halid başına gelen şefkat tokadını şöyle anlatıyor: “Sekiz senedir ben Üstadımın hem muhatabı, hem müsevvidi, hem mübeyyizi olduğum halde, sekiz ay kadar Nurlardan istifade edemedim. Bu hale hayret ettik. Ben de ve Üstadım da, "Bu neden böyle oluyor?" diye esbab arıyorduk. Şimdi kat’î kanaatimiz geldi ki, o hakaik-i Kur’âniye nurdur, ziyadır. Tasannu, temellük, tezellül zulmetleriyle birleşemiyor.” (3)
İhlas sırrına dayalı iman mesleğine mensup olanların, dünya hayatına mecbur olmadan karışmamaları, rekabete, tarafgirliğe ve mübarezeye sevk eden hallerden kaçınmaları mecburiyetine değinen (4) Bediüzzaman; “Ben, pek katî bir sûrette ve bine yakın tecrübelerim neticesinde katî kanaatim gelmiş ve ekser günlerde hissediyorum ki, Risale-i Nur’un hizmetinde bulunduğum günde, hizmetin derecesine göre kalbimde, bedenimde, dimağımda, maîşetimde bir inkişaf, inbisat, ferahlık, bereket görüyorum ve çokları îtiraf ediyor.” demektedir. Ayrıca, İmam-ı Şafiî’nin; “Halis talebe-i ulûmun rızkına, ben kefalet edebilirim.” dediğini belirterek; “Çünkü rızıklarında vüs’at ve bereket olur.” açıklamasını getirmektedir.
Halis ilim talebesi ünvanına tam liyakat gösteren Risale-i Nur şakirtlerinin, açlık, kıtlık ve sıkıntılı zamanlarda Risale-i Nur hizmetini bırakmak ve zarûret-i maîşet özrüyle maişet peşine koşmak yerine, en iyi çare; şükür, kanaat ve Risale-i Nur talebeliğine tam olarak sarılmaları gerekir. (5)
Bediüzzaman, Barla Lahikası 283. mektupta Nur Talebelerine tevdi ettiği vazifeleri şu sözlerle ifade etmektedir:
“Risale-i Nur'un tekmil-i izahı ve haşiyelerle beyanı ve ispatı size tevdi edilmiş, tahmin ediyorum. …Evet, Risale-i Nur size mükemmel bir mehaz olabilir. Ve ondan erkân-ı imaniyenin her birisine, mesela Kur'ân kelâmullah olduğuna ve i'câzî nüktelerine dair müteferrik risalelerdeki parçalar toplansa veya haşre dair ayrı ayrı burhanlar cem edilse ve hâkezâ, mükemmel bir izah ve bir hâşiye ve bir şerh olabilir. Zannederim ki, hakaik-i âliye-i imaniyeyi tamamıyla Risale-i Nur ihata etmiş; başka yerlerde aramaya lüzum yok. Yalnız bazan izah ve tafsile muhtaç kalmış. Onun için vazifem bitmiş gibi bana geliyor. Sizin vazifeniz devam ediyor. Ve inşaallah vazifeniz şerh ve izahla ve tekmil ve tahşiye ile ve neşir ve tâlimle … Risale-i Nur'u tanzim ve tertip ve tefsir ve tashihle devam edecek.”
Yine aynı mektubun devamında; “Bundan yirmi gün evvel, eyyam-ı mübarekeden sonra hatırıma geldi ki, vazifedarâne kalemi her gün istimal etmeyenler, Risale-i Nur talebeleri ünvan-ı icmâlîsinde her yirmi dört saatte yüz defa hissedar olmak yeter diye, hususî isimlerle has şakirtler dairesi içinde bir kısmın isimleri muvakkaten tayyedildi. Kardeşimiz Hakkı Efendi de onların içinde idi. Birkaç gün öyle devam etti. Sonra birden hiç sebep hissetmeden yine Hakkı, Hulûsi'ye arkadaş oldu. İsmiyle, resmiyle has dairesine girdi. Hakkı'nın "Beni duadan unutmasın" diye, mektubunuzdaki fıkranın yazıldığı aynı zamanda, hususî duayı kazanmış hesabıyla tahmin ettik.” diyerek hususi duadan önemine vurgu yapar.
Hususi duada ve has dairede olmak, herkes için, özellikle de Nur Talebeleri için çok önemlidir. Hususi ve ismen yapılan duayı, mektup üzerine yazılan tam ve eksiksiz adres vermeye benzeten Bediüzzaman, duaların yerine ulaşması ve kabule layık olması için kendisi özellikle sabah namazlarından sonra ismen hususi dua ettiğini zaman zaman belirtmekte, vazifelerini aksatanları da bu dua listesinden çıkardığını ifade etmektedir.
Risale-i Nur hizmeti devam ettiğine göre Bediüzzaman’ın manevi tasarrufu da devam etmektedir. Vazifeliler; şimdiki ilim ehlidir, Risale-i Nur mensuplarıdır. Vazife; şerh, izah ve tanzimdir. Bu vazife üzerine kalemlerini kullanmayanların hususi duadan, yani manevi tasarruftan veya müzaheretten mahrum kalacakları âşikârdır. Mahrum kalınmaması için; bir an önce kolları sıvayarak işe başlanması, şu kısacık fânî ömrü meyvedar edecek ve kendilerine bedel öldükten sonra bile okundukça sevap defterlerine bâkî sevaplar kazandıracak bâkî yazılar yazılması, şarttan da öte bir mecburiyettir.
Kaynaklar:
1- Nursi, Bediüzzaman Said, Sözler, s. 239-240, Y.A.N. İstanbul
2- Nursi, Bediüzzaman Said, Kastamonu Lâhikası, s. 162, Y.A.N. İstanbul
3- Nursi, Bediüzzaman Said, Lem’alar, s. 50, Y.A.N. İstanbul
4- Nursi, Bediüzzaman Said, Tarihçe-i Hayat, s. 273, Y.A.N. İstanbul
5- A.g.e. s. 272
Yazıcılık Hizmetleri ve Tenkit






Yorumlar
Ey bu notaları dinleyen dostlarım! Biliniz ki, ben hilâf-ı âdet olarak, gizlemesi lâzım gelen, Rabbime karşı kalbimin tazarru ve niyaz ve münâcâtını Bazen yazdığımın sebebi;
ölüm, dilimi susturduğu zamanlarda, dilime bedel kitabımın söylemesinin kabulünü rahmet-i İlâhiyeden rica etmektir.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, 17. Lem’a Cevap | Alıntı | Alıntı
YA FIRSAT YOKSULU İSENİZ!!!
Tevfik-i İlahi refikiniz ola. Cevap | Alıntı | Alıntı
buradaki alıntılanan vazifedarana kalemi hergün istimal etmeyenler diye başlayan mektubda üstadımız kime söylemiş ne için söylemiş hangi makamda söylemiş buna bakılması gerekmez mi?
o zamanlarda kimse risalei nur makalesi yapıp risale-i nur izahı yapmıyordu bu hususi istifadelerini yazmak değildi.
üstadımız burada vazifedarane kalemi hergün istimal etmeyen derken, kur'an hurufu ile yazmayan, hurufu kuraniyeyi muhafaza etmeyen, risale-i nuru eskimeyen harfle yazmayanları kastediyor. buradaki vazife hurufu kuraniyeyi muhafaza etmek.
eğer sizin dediğiniz gibi olsa idi üstadımızın en yakın talebeleri kendi makalelerini yazardı? istifadelerini yazardı?gazetelere gönderirdi, kitap çıkarırlardı? Cevap | Alıntı | Alıntı
biliyorsunuz ki emirdağ lahikasından perde altında her müştak kendi kalemiyle bizzat neşr vazifesi var diyor.burda da mesele huruf-u kuraniyeyi muhafaza. lütfen, lütfen, bu meseleyi tashih edelim. Cevap | Alıntı | Alıntı
“Risale-i Nur'un tekmil-i izahı ve haşiyelerle beyanı ve ispatı size tevdi edilmiş, tahmin ediyorum. …Evet, Risale-i Nur size mükemmel bir mehaz olabilir. Ve ondan erkân-ı imaniyenin her birisine, mesela Kur'ân kelâmullah olduğuna ve i'câzî nüktelerine dair müteferrik risalelerdeki parçalar toplansa veya haşre dair ayrı ayrı burhanlar cem edilse ve hâkezâ, mükemmel bir izah ve bir hâşiye ve bir şerh olabilir. Zannederim ki, hakaik-i âliye-i imaniyeyi tamamıyla Risale-i Nur ihata etmiş; başka yerlerde aramaya lüzum yok. Yalnız bazan izah ve tafsile muhtaç kalmış. Onun için vazifem bitmiş gibi bana geliyor. Sizin vazifeniz devam ediyor. Ve inşaallah vazifeniz şerh ve izahla ve tekmil ve tahşiye ile ve neşir ve tâlimle … Risale-i Nur'u tanzim ve tertip ve tefsir ve tashihle devam edecek." ifadelerinin muhatabı elbette postacı değil, kalem ehlidir. Kalem ehli de tanzim, tashih, şerh, izah gibi hususları yapabilecek kabiliyette âlimler olacaktır. Cevap | Alıntı | Alıntı
18. lemada huruf-u kuraniyeyi muhafaza vazifesi anlatılır.
risale-i nurun bir vazifesi de huruf-u kuraniyeyi muhafazadır der üstadımız.
risale-i nurun hiç bir yerinde yazmak meselesinde "üstadımız ne güzel tashih ettiniz birleştirdiniz, izah ettiniz" dememiş, ama bir çok yerinde abilerin kendileri için yazdığı risale-i nur nüshalarını görüyoruz.
yazdıkları nüshaları üstadımıza gönderir üstadımız tashih eder. risale-i nuru yazmak bu.
ama gelip acip bir cerbeze ile yazmayı her şeye teşmil ediyorsunuz. Cevap | Alıntı | Alıntı
çoğumuz mühendisis, doktoruz, öğretmeniz elimiz kalem tutuyor, kendimize fetva ya da izin verene kadar risale-i nuru orjinalinden huruf-u kuranla yazsak ne kaybederiz can kardeşim.
hem üstadımız lahikarlarda mesleğimize bütün bütün zıt yeni huruf diye bahseder. mesleğimize zıtlığından. o mektubunuz malumunuzdur. Cevap | Alıntı | Alıntı
kendimize izin verene kadar saff-ı evvel abilere benzemeye çalışsak daha suhuletli ve kolay olmaz mı?
hat çalışıyoruz desek, ooo ne güzel bir işmiş, maşaallah barekallah denir? risale-i nur yazıyoruz desek ne gerek var yazmaya bir sürü kitap varken denir? böyle acip bir cerbeze yani.
kastamonu lahikası 23. sayfadaki insi ve cinni düşmanlar yazıdan vazgeçirmek cihetinde şeytancasına hücum ediyorlar cümlesi geçen mektubu bir kez daha okuyalım inşaallah.
hakkınızı helal edin. selam ve dua ile. Cevap | Alıntı | Alıntı
Risale-i Nur hizmetinde herkese yer var. Elbette herkes kabiliyetine göre hizmetin bir ucundan tutacak. Birilerine tevdi edilen bir vazifeyi de herkes yapacak diye bir şey yok. Kalem ehli değilseniz zaten bu vazife size verilmemiş oluyor. Bırakın o işi kalem ehli görsün. Siz de kendi kabiliyetinize göre ne yapabiliyorsanı z onu yapmalısınız. Çünkü vazife bir değil pek çok. Allah'a emanet olunuz. Cevap | Alıntı | Alıntı
iş ingilizce yazmaya gelse kalem ehli oluruz, yabancı dil olsa kalem ehli oluruz. kur'an hurufuna gelince mesele gerek yok, hususi denilir?
sual ederim size, risale-i nurun hatırı için 40 yaşından sonra yazıya başlayan ümmiler varken, risale-i nurun üzerinizde hiç mi hatırı yok?
başlamakta tembellik ediyorsunuz. Cevap | Alıntı | Alıntı
bu en ehemmiyetli mesele olan risale-i nur yazmayı neden sadece bir kesime mahsus görüyorsunuz?
üstadımız hayatta iken hangi ağabey yazmamıştır?
ya da ümmi ihtiyarların dahi yazmasını kalem ehli ile bir manada nasıl birleştiriyorsu nuz.
kalem ehli neresi, ümmi neresi.
ümmiler dahi yazmışken biz buralarda klavye başından nameler dökerken klavyeye giden parmaklarımız neden acaba kur'an hurufuna gitmez?
vicdanımıza bir sual edelim.
kastamonu lahikasını şöyle bir açsanız iddia ediyorum yüzde 60'ı-%70'i risale-i nuru yazmaktan bahseder mektubların. Cevap | Alıntı | Alıntı
risale-i nur yazmak size göre sadece bir zümreye ait mesele, kalem ehline.
peki risale-i nurun tüm mektubları tüm nur talebelerine ait değil mi?
risale-i nuru yazmayan ya da gerekli görmeyen bir okuyanı, o yazılarla alakalı mektubları külliyatta okurken nasıl istifade edecek?
ve uygulamayacaksa k neden okuyoruz.
ve o zaman o mektublar sadece kalem ehline hitap mı ediyor? yoksa her okuyanına mı?
neyse,
rabbim hakiki nur talebelerinden eylesin. amin. Cevap | Alıntı | Alıntı
üstadımız vahdeti muhafaza etmekten bahseder lakin bizler ne kadar ayrılıp parçalara bölünsek o kadar bi hikmet var dedik. üstadımız vahdeti muhafaza etmekten bahsederken bizler tefrikada hikmetler aradık maalesef.
şimdi aklıma gelen ve belki de sizin de aklınıza gelen sorulardan bazıları olabilir şu sorularım; Cevap | Alıntı | Alıntı
" Evet, kardeşlerim, sizler, ihlas sırrını tam muhafaza ediyorsunuz. Bu kadar esbab-ı tefrika içinde vahdetinizi muhafaza, hakikaten bir harikadır.( evet bu kadar esbab-ı tefrika içinde üstadımız siz sırrı ihlas ile vahdetinizi muhafaza ediyorsunuz demiş? peki şimdi ne oldu? vahdet muhafaza da mı? hayır, demek ki bir yerlerde sırr-ı ihlasa münafi şeyler olmuş bu kadar ayrılıklar yaşanmış).
bir başka cümle; Ve bu müşevveş şerait içinde vahdetinizi muhafaza eden hâlet-i ruhiye, dünkü dâvâmı ispat ediyor. ( vahdeti muhafaza eden halet-i ruhiye üstadımızın davasını isbat etmişken bizler ayrılıklarla fıtrat meşreb vs diyerek hikmetler aradık ve arıyoruz) Cevap | Alıntı | Alıntı
dikkat ettim ve baktım ki ilk başta ayrılma sebebi yazıcılık ve okuyuculuk. hadi ikiye ayrıldı hikmet aradık. sonra bir baktık ki kaç sene içersin de daha da ayrılmalar parçalanmalar. aklıma takılan sual şu farklı meşrebler, fıtratlar sadece okuyucu kardeşlerimiz de mi ki 10-15 parçaya ayrıldılar, yazıcı kardeşler ise vahdetlerini hala muhafaza ediyorlar? ikinci bir yazıcılık bölümü kolu vs var mı? yok. ama kaç tane okuyucu bölümü var? yazıcılar içinde farklı fıtratta ve meşrebde kardeşler yok mu? varsa neden ayrılmadılar? bu bize manen bir işaret değilmidir? . Cevap | Alıntı | Alıntı
ve yine meşreb, meslek vs de hikmet arayalım. hadi arayalım da üstadımızın meşreb ihtilafı daha zarar vermeyecek diye bakın kimin meşrebinde olmamızı tavsiye ediyor mektubunda; Cevap | Alıntı | Alıntı
Hasta kardeşiniz said nursi; Cevap | Alıntı | Alıntı
2.sual: bu mektubdan bir şeyler alamayacak ise üstadımız bu mektubu risale-i nura niçin koydu? risale-i nuru okuyan talabelerine bu mektubda ne demek istiyor? niçin hüsrev abiye tam kardeş olmak mektubu risale-i nurun içine girmiş düşünelim.
ve meşrep ihtilafında hikmet dediğimiz husus daha tesir etmeyecek derken hüsreve tam kardeş olun diyor, meşreb ihtilafında hikmet var demiyor?
üçüncüsü ve en can alıcı noktalardan bir tanesi de şu mesele; Cevap | Alıntı | Alıntı
peki şu mektub bizler için ne ifade ediyor fehimlere havale ediyoruz:
Madem bütün bütün mesleğimize muhalif olan yeni hurufu bir iki risale için kabul ettiğimiz halde matbaacılar çekindiler, o hayr-i azîmi kaybettiler. Siz, o iki risaleyi ki, ben Hafız Mustafaya tab için vermiştim bizim hesabımıza, kahraman kardeşlerimizde n yirmi, otuz zata tevzi ederek, yirmi otuz nüshayı eski hurufla yazdırınız. Yazan kalem sahiplerine daimî hasenat kazandıran o pek büyük hayrı siz kazanınız.
bu mektubdan 1. olarak, yeni hurufun mesleğimize bütün bütün muhalif olduğu anlaşılmıyor mu? Cevap | Alıntı | Alıntı
ve üçüncü olarak hepimiz elhamdülillah okuyoruz meşkul oluyoruz, risale-i nurda belki yüzde 60'ı yazı ile alakalı mektublar ifadeler var lahikalarda? yazmayan bir kardeş ya da taraftar olup yazılmasına çalışmayan bir kardeş bu mektubları okuyup geçmesi için mi risale-i nura girdi bu mektublar?
yazı mektubları okuyup geçilsin ve amel edilmesin diye mi risale-i nurun içine derc edildi.
madem risale-i nur ahir zamanın tefsiri ve bu asrı ve gelecek asrı tenvir edecek bir mucize-i kur'an… ise risale-i nurun hükümleri ve cümleleri bu asrı ve gelecek asrı alakadar etmez mi ki? biz kur'an hurufu ile yazma zamanı geçti vs gerek yok şimdi buna gibi vs mülahazaları ile karşılaşıyoruz. Cevap | Alıntı | Alıntı
Allah için düşünelim inşaallah. Cevap | Alıntı | Alıntı
Devlet dairelerinde çok eskilerden beri süre gelen bir tabir vardır. "Harcama Kalemleri" Bu tabiri hizmette de kullanmak gerekirse "Hizmet Kalemi" olarak ifade etmemiz gerekir. Dolayısı ile tabi olarak gelişen, önceden verilen ve sonradan verilen vazifeleri toplam olarak düşünürsek hizmete mensup herkesin "Vazifedarane Bir Kalem" olduğunu kabul etmek gerekir. Bu nedenle herkes hergün hizmet adına bir şeyler yapmak ve kalemini işletmek ya da kalem gibi işlemek zorundadır. Aksi takdirde hergün işleyen kalemlerin sevap hisselerinden mahrum kalır. Umumi sevaba belki yine ortaktır. Cevap | Alıntı | Alıntı
ihlas risalesinin amacı bizim mesleğimizin esası ihlas olmasından laakalak her onbeş günde bir okunması gerekiyor diye üstadımız yazmış.
her onbeşgünde bir okunsun ki kalbimizde o düsturlar yer etsin.
birinci düsturunuz, ikinci düsturunuz..
düsturları okuyoruz okuyoruz ve ihlas risalesinin en son sahifesine bir bakıyoruz ki yazıda usanan kardeşlere yazılmış bir mektub.. mesele yazı meselesi. Cevap | Alıntı | Alıntı
ihlas risalesinin tüm düsturlarını hizmet düsturumuz ve mesleğimizin esası görüp neden se ihlas risalesinin son saifesi ve neticesi olan o saifeyi bir gruba münhasır görmek nasıl olur?
madem ihlas düsturlarını kendimizde yerleştirmek VE TATBİK ETMEK MECBURİYETİMİZ VAR TÜM NUR TALEBELERİNİN. peki neden ihlas risalesinin son sayfası olan kalemle hurufu kuraniyeyi muhafaza etmek es geçiliyor ve belli bir zümreye mahsus bırakılıyor. Cevap | Alıntı | Alıntı
neden birinci düsturu, ikinci düsturu, üçüncü düsturu tatbik ediyoruz da? etmeye çalışıyoruz da, her onbeş günde bir okunmalı çünkü mesleğimizin esası ve kuvveti onu kazanmaya çalışmalıyız dediği ihlas risalesinin son sayfası yazı mektubu…
tüm düsturları sahiblenip tatbik etmeye çalışıldığı ve gerek görüldüğü gibi o sahife neden atlanır ya da neden üzerimize alınmayız. diğer düsturlar gibi?
bize yazılmamış mıdır o sayfalar? Cevap | Alıntı | Alıntı
yoksa her bir cümleri her bir nur talebesine mi hitap ediyor.
mesele dağılmıyor, meselenin esasına iniliyor?
kusura bakmayın.
üstadımızın zahir manası dururken tekellüflü teviller yapıyoruz..
vicdanınıza sorun üstadımız kalem derken kendi istifademizi yazıp neşretmeyi mi kastediyor risalei nur yazmayı mı?
eğer dediğiniz gibi olsa idi üstadımızın tüm talebelerinin kendi istifade kitapları olması gerekirdi?
biz onlardan iyi anlayamayacağım ıza göre nurları değil mi? Cevap | Alıntı | Alıntı
ya da kaç talebenin kendine yazdığı risalei nur eserleri var?
abilerin kalemle hizmetten ne anladığını risale-i nur ve üstadımız gösteriyor.
eser kendi eseriymiş gibi sahib çıkıp yazmak kitabetle envar-ı imaniyeyi neşretmek.
son olarak vicdanınıza soruyorum, bizzat nefsim de siz de ihlas risalesini çok defa onbeş günde bir değil belki haftada bir okuyup düsturlarını kendimizde yerleştirmeye çalıştık?
lakin nedendi son sayfasını tatbike çalışmayışımız ve üzerinde mütalaa etmeyişimiz.
ihlas risalesinin son sayfasında bir mektub var açalım bakalım ne diyor. o da ihlas risalesinde ve her onbeş günde bir okunması gereken kısımda, niçin okutturuyor üstadımız talebelerine her onbeşgünde bir. bunları tatbik edin diye? Cevap | Alıntı | Alıntı
neden tüm düsturları düşünüp taşındık ve tatbike herkes çalıştığı halde son sayfa ile herkes alakadar olmadı?
o bizlere hitap etmiyormuydu?
mektub yazıda usanan kardeşlere bir ihtar diye başlar?
biz usanmak neresi, yazmıyoruz ve latince yazmakla ya da kendi efkarımızı yazmakla bir tutuyoruz… Cevap | Alıntı | Alıntı
üstadımızın sair evraddan üstün tutup risalei nuru yazmaktan usanmayın demesi ve şevk vermesi nerede? bizim bu zamanda yazmaya gerek yok deyişimiz nerede? o cümlelerin muhatabı tüm nur talebeleri değil mi?
doğru biz değiliz. çünki ordaki muhatablar yazıda usanmışlardı? biz elimize kalem alıp yazamadık…
ve bu ifadeler her onbeşgünde bir okunması ve kendimizde yer edilmesi istenen risalede geçiyor?
her onbeş günde bir okuttuyor üstadımız orayı bize, lakin biz okuyup geçiyoruz tatbikatı olmadan ve tatbikatına çalışmadan… Cevap | Alıntı | Alıntı
Evvela bilmek gerekirki Kitle psikolojisinde bir kuraldır ortak bir amac etrafında toplanan kitleler belli bir olgunluga ulastıgında mutlaka kendi içinde bölünürler bu kaçınılmazdır.Buna tarih şahittir Bunun en güzel örnegide cemaatlerin bölünmesidir. Burdan benşu yorumuda çıkarabilirim demekki yazıcı kardeşler belli bi potansiyele ulasamadıki kendi arasında bölünme yasamadılar. Eger amacta degil aracta ayrılık varsa buda bir hikmet rahmet geregidir.Peki ben size şöyle bir misal versem ne dersiniz islamiyet gibi bir vücud u uzmanın kendi içinde 4 mezhebe bölünmesi 12 hak tarikat ve bunların içinde bile farklı fıtratların bakıs açılarının oluşturdugu minyatür farklılıkları tefrika olarakmı açıklayacaksını z yoksa rahmet mi Cevap | Alıntı | Alıntı
Sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır!..
İlim okumadan murad, kişi Hak’kı bilmektir
Çün okuyup bilmezsin, ha bir kuru emektir
Okudum bildim deme, çok taat kıldım deme;
Eğer Hak’kı bilmezsen, bu kuru laf etmektir!..
Yirmi sekiz hece, okursun uçtan uca!
Sen “elif”dersin hoca, manası ne demektir?
Yunus Emre der, hoca, gerekse ver hacca
Hepsinden de iyice, BİR gönül’e girmektir!..
Yunus unda belirttigi gibi ilim bir aractır ilmin üstünde bir ilim vardır ki o marifet ilmidir birinci ilim bu ilmin hizmetcisidir. Bu kendin bilmek denilen men arefe sırrı ve zati biliş denilen kendinden bilmektir. İlim çinde de olsa gidiniz alınız denilen ilim bu ilimdir Bu İlmin sultanıdır. Ewet Risale i nur eserleri marifet ve hakikat dersleridir. Ve bu ilmi insanlara sunmaktadır. Ve Kuranın icaz i manevisinden süzülmüş katarattır. Ama bilmemiz gerekir ki risale i nur eserleride bir aractır amac degildir. Amac insan ı kamildir Cevap | Alıntı | Alıntı
Biz her ifadeyi ayrı ayrı ele alsak da topyekün karşımıza çeksekde yine de Kur'an ve Sünnetten nebaen eden bu hak meslek elbette tefrikadan uzak olmalı ve aynı yüce amaçta olan hiçbir kardeşimiz tefrika getirmemelidir. Cevap | Alıntı | Alıntı
Ebu Hureyre,Ebu Said el-Hudri ve tüm Ashab-ı Suffe Kur'an ve Sünneti muhafaza ve neşirde çok büyük işler yapmışlardır;am a ya Ebubekir,Ömer,..Halid bin Velid(ra) onlar da O fabrikanın merkezinde değillermiydi yada haşa bilmiyorlar mıydı. 19. Mektub'da mucizeleri nakilde izah edildiği gibi demek o sadık ve kamil zatlar başka işlerde istimal ediliyorlardı.
Kur'an Arapça indirilmiştir ve nurlarda asrımıza bakan bir tefsiri olmasıyla beraber neden Hazret tüm Nurları Arapça yazmadı,hurufu kullandı ama yine Farsça'yla karışık Türkçe yazıldı. Çünkü asrın ihitiyacı bu yöndeydi. Bugün hem Arapça, hem hurufu Arapça hem de Latince Türkçe elhamdülillah Nurlar var.
Bu büyük geminin Ümmeti Muhammedi sahili selamete çıkaracağı güne kadar da durmak yok.Yazanlar elbette extra kazançlara nail olurlar.İtiraf ederim ki düzenli yazdığım bir dönemde hakkal yakin acip bereket ve mucizeler gördük… Cevap | Alıntı | Alıntı
Dikkat edelim ŞAHSI MANEVİ İhlasla nefes alan tüm hücreleri elbette kabul edeceği gibi Onun parmakları hükmünde olan yazıcılarda belki başka hayat fonksiyonlarını yerine getiren dokulara muavenet etsin ki hayatı sönmesin cismi de dağılmasın.
Ve Üstadımızn beşaretiyle inşaallah Kıyamete kadar Kur'an'ın elmas kılıncı olan bu nurlar alemi tenvir edecektir.
Antiparantez arzedeyim, Yusuf Bey haklı olarak bazı noktalara dayanarak yazıyor, peki neden şerh izah ve tanzimle alakalı olan Üstadımızın beyanını okuyup geçiyor?
Mezhepler gibi Üstadımızın da yazı için bazı açık kapılar bıraktığını düşünüyorum…
selamlar Cevap | Alıntı | Alıntı
2.Hangi meslek ve meşrepte olursa olsun çok medar-ı muhabbet, uhuvvet ve ittifak çok rabıta-i vahdet var diyor.
3. 'Benimki (de) güzeldir' diyebilir. 'Güzel (yalnız) benim(ki)dir' diyemez diyor. Bu o kadar da kolay değil herhalde insanın nefis ve enaniyetten tecerrüdü, hak ve insafla konuşması, az ve kolay bir şey midir? Sonra bunlar ameli şeylerdir, yani haldir, sırdır, yaşanır. laf değil, olamaz…
ve ilâahir şimdilik… ve selam, hak ve hakikati kabul ve teslime hazır olanlara. Levm ve melam, hüdaya bedel hevaya uyanlara. Cevap | Alıntı | Alıntı
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.