Bismihu Sübhanehu
Çok mübarek ve kıymettar ve sevgili babam ve anama,
Binler selam ederim. Bayramınızı tebrik eder, hürmetle ellerinizden, ayaklarınızdan öperim. Hayır dualarınızı beklerim. Her zaman mektup yazamıyorum. Sebebi her zaman size Risale-i Nur mektupları, Nur risaleleri gönderiyorum. Risale-i Nur mektuplarını, Nur kitaplarını okuyanların, dinleyenlerin içleri nurla dolar. Kalpleri KUR’AN nuru ile nurlanır. Ruhları İslamiyet nuru ile yıkanır. Dünyada, ahirette mes’ud olur. İman-ı kâmili kazanır. Son nefesinde iman-ı kâmil ile ahirete göç eder. Allah’a kavuşur. Peygamberimize erişir. Bunun için gelen Risale-i Nur mektuplarını Haydar’a, Rabia’ya, Zehra’ya sizler tekrar tekrar okutturuyor, dinliyorsunuz diye ümit ediyorum.
Benim KUR’AN’a, İMAN’a hizmetim, İSLAMİYET’e hizmetim, yani KUR’AN’a, İMAN’a, İSLAMİYET’e canını, ömrünü feda ederek hizmet eden Bediüzzaman hazretleri gibi bu zamanda büyük bir zatın hizmetine kabul edilmekliğim sizin sayenizledir. Çünki babam bana haram lokma yedirmemiş. Anam bana haram süd vermemiş. Anam evladlarına süd emzirirken aman südüme bir şüphe girmesin diye haram şüphesi olan şeylerden kaçınmış. Evladına şüpheli süd vermemek için Allah’tan korkmuş. Helal süd vermiş.
Üç dört yaşında iken; “Bir bağ komşusunun duvarından bir çöp alırsan o dahi haramdır.” gibi dersler vermiş. Haramı helalı öğretti. Ben anamın rahmetli Hurşid dedemizin verdiği böyle din dersleri ile o küçük yaşta merhum Hacı Osman Efendi emmimgilin elma ağacından bizim bağa düşen çok hoşlandığım mayhoş elmayı yemezdim. Alır onların bağlarına atardım. Daha böyle misaller çok. Babam çok para kazanacağım diye haram kazançlara tenezzül etmemiş. Zengin olmamış. Fakat helal para gibi az da olsa çok büyük bir kalp zenginliğini taşımış. İşte bana böyle mukaddes bir hizmetin nasib oluşu, sizin mübarekliğiniz hürmetinedir. Ben siz gibi bir anam ve babama son derece minnettarım. İşte ben de sizin ebedi hayatınız için dünyayı terk ettim. Sizin ahiret hayatınızın nurlar, hayırlar, sevaplarla dolması için İMAN, KUR’AN, DİN hizmetine ömrümü vakfettim. Bir evladın kazandığı hayırlar, sevaplar o evladın peder ve validesinin amel defterine de geçer.
Benim şimdi size dünyalık bir faidem yok. Fakat bu fani, muvakkat dünyadan sonra gideceğimiz dâimi, bâkî bir hayat için bâkî elmaslar hükmünde size kazançlar gelmesine hizmet ediyorum. Babamı çok hatırlıyorum. Şöyle ki; biliyorsunuz diğer bazı Nur Talebeleri gibi ben de dinsiz bir hükumet zamanında hapislere düştüm. Zulümler çektim. İşkenceler gördüm. Yoksulluk çektim. Fakat izzetle şerefle yaşayarak koca dinsiz hukümetten dahi korkmadım. Dinsizlerin zulümlerine karşı yılmadım. Gene Risale-i Nuru okudum, yazdım. Bir kat daha Üstadıma yaklaştım. Küçük yaşımda bağ evinde anamın bir gece; “Babanın gözü karadır. O korkmaz.” dediği hatırımdan çıkmıyor. Şimdi düşünüyorum ki; demek korkmamazlık, dinime, imanıma cesaretle sarılmak damarı bana babamdan irsen geçmiş ki, o eski dinsiz hükumetten korkmadım. Risale-i Nur hizmetinden babamın o yüksek ahlakı sayesinde çekilmedim. Dünyada, ahirette hepimizi mes’ud edecek Risale-i Nurdan mahrum kalmadım.
Cümlenizin, kardaşlarımın, akrabalarımızın, eniştelerimin, teyzelerimin, Ayşe abamgilin, teyzelerimgilin, konum komşunun bayramını tebrik ederim. Selam ederim.


Kaynak: İbrahim Kaygusuz'un arşivinden





