22 Eylül 2009 Salı 08:32
Sibirya üzerinden Japonya’ya gidiyorduk.
Uçağımız Alaska’dan havalandığında henüz akşam olmamıştı.
Batar batmaz akşam namazını kılmak için, cam kenarından Güneşi takip ediyordum.
Bir saatten fazla zaman geçtiği halde Güneşin kızıllığı kaybolmadan, Güneş yeniden doğmaya başladı. Ömrümde ilk defa, bu ilginç olay nedeniyle, bir buçuk saat içinde tam üç vakit namazım birden kazaya kalmıştı ve buna çok üzülmüştüm... (Akşam, yatsı ve sabah.)
Evet; iki bölüm halinde takdim edeceğim bu makalelerdeki ilginç olayların yanında, Sibirya üzerindeki böyle bir Güneş doğması olayı bile, çok-çok basit kalacak.
• Sibirya’da, kısa bir zaman içinde gelişen o müthiş ve mûcizevî olayları okudukça, hayretler içinde kalacaksınız…
*******
Geçen yıllarda ve son aylarda Rusya’dan, özellikle İslam’a karşı çok katı bir tutum sergileyen Özbekistan’dan, “Risale-i Nur yasaklandı”, “Birkaç Nur Talebesi tutuklandı” gibi haberler geliyordu. Bunlara mutlaka çok üzüldünüz. Fakat aşağıda okuyacağınız gerçek haberler ile yüreklerinize sular serpilecek ve çok sevineceksiniz.
• Hani, “..güzel tohumların üzeri toprak ile örtüldükten sonra, bir de şiddetli kar yağarsa, o sene o bölgede mahsûl çok bereketli olur” derler yâ.
Meğer; ziraatta böyle olduğu gibi, İslâmî hakikatlerde de böyle oluyormuş.
İslâm’ın doğuşu sırasındaki sıkıntıları ve sonrasındaki ASR-I SAADETİ hatırlayınız.
1950 Öncesi ceberut bir baskı ve tek parti dönemindeki ezanın susturulmasına, İslâm âlimlerinin idam edilmesine, camilerin kapatılarak depo, ahır, gazino vs. yapılmasına kadar çektirilen acıları, sıkıntıları, akan gözyaşlarını ve de sonrasını düşününüz.
• 1983 Öncesindeki 163. madde cenderesiyle, derin devlet (E.T.Ö.) marifetiyle muhafazakâr insanlara (özellikle Nur talebelerine) yapılan baskıları ve sonrasını tahlil ediniz.
Bu baskıların, her zaman çok münbit ve verimli zeminler olduğunu göreceksiniz.
*******
Bu girizgâhtan sonra, esas konumuza geçelim:
Birkaç hafta önce Rusya’dan gelen, Özbekistan Buhara doğumlu olup, 15 yıldan beri Sibirya’nın Novosibirsk şehrinde yaşayan Sn. M. K. A.’un, İstanbul İlim ve Kültür Vakfının iftar yemeğinden sonraki konferansını dinledim.
Çok önemli bilgiler vereceğini söyleyince, kameramı açarak o konuşmasını kaydettim.
İnanınız ki, hayretler içinde kalacağınız müthiş ve inanması zor gelişmeler var Rusya’da.
“Bu gelişmeleri CD’den tekrar tekrar izleyerek, sevdiklerimle paylaşmak, boynumun borcudur” düşüncesiyle, sizlere arz ediyorum.
• Sn. M. K. A.: “Sizlere, soğuk yerlerden sıcak selâmlar getirdim” diyerek sözlerine başladı. Rusya’da İslâm, Kur’ân ve Risale-i Nur hizmetlerinin mûcizevî bir şekilde, çok hızlı ve fevkalâde inkişâf ettiğini söyledi.
Öncelikle, bu hizmetlerin temelinin, asrın başlarında Bediüzzaman Hazretleri Tarafından bizzat atıldığını ve üstadın orada kaldığı 2,5 yıl içinde ‘Rusların da İslâm ile şereflenmesi için’ dualar ettiğini ifade etti.
• M. K. A.’un o ilginç cümlelerinden bazılarını aynen takdim ediyorum:
“..Evet, Rusya’da bu tür hizmetler her sahada inkişaf etmektedir. Risale-i Nur’ların Rusçaya tercüme edilerek neşredilmesi, talebe, memur ve esnaf dershane hizmetleri, akademik hizmetler, radyo ve televizyon programları, okullarda özellikle üniversitelerde, askeri okullarda ve askeri birliklerde de devam ediyor, elhamdülillâh…
Orta Asya’dan, Kafkasya’dan v.d. milletlerden gelenler şöyle söylüyorlar: ‘Sovyet döneminde Ruslar bizim devletlerimize geldi, Rus dilini bize öğretti, bizi kendine esir etti, KUL ve köle etti. Biz de Ruslara şimdi İslâm’ı öğretiyoruz. Onları kedimize değil, tüm Kâinatın yaratıcısı olan Allaha KUL ederek, o kötülüklerine iyilikle mukabele ediyoruz.’”
***
“Ruslar, okumayı çok seven bir millet. Bu nedenle Risale-i Nurlar da, akla, mantığa ve de fıtrata çok uyumlu olduğu için, Rusya’da çok hızlı yayılıyor.
Rusya’da farklı milletler (meselâ Azeriler, Tacikler, Tatarlar vs.) farklı dillerde dersler yapıyorlar. Bir Tacik dersinin sonunda, bir Tacik müftüsü şöyle söyledi: ‘Bu Said Nursi kimdir? Eğer o hayatta ise ben onun talebesi olmak istiyorum.” Memleketine döndüğünde ise binlerce talebesine şu tavsiyede bulunuyor. “Nerede Risale-i Nur dersleri varsa, hepinize tavsiye ediyorum ki, mutlaka bu derslere iştirak ediniz’…”
***
“..Hiç unutmuyorum, 8-10 sene önceydi. Bizim evimizin karşısında bir cami var, bu camiye bir Rus Avukat gelmiş. Oradaki yaşlı Müslümanlara ‘İslam’ı öğrenmek istediğini’ söylemiş. O yaşlı amcalar ona, ‘bizler komünizm nedeniyle bir fetret döneminden geçtik, birçok şeyi unuttuk. Fakat şu karşı binada Nur Talebeleri var, onlardan çok doğru ve mükemmel bir şekilde İslâm’ı öğrenebilirsin’ denilmiş.
O Rus avukat bize geldi bunları söyledi. Ders ve sohbetlerimize katılmaya başladı. Hiç aksatmadan 8-10 seneden beri devam ediyor. Tam bir Nur Talebesi oldu…
O ilk görüşmeden 6 ay sonra, o avukatın hanımı da Müslüman oldu. Birkaç sene içinde anne ve babası da Müslüman oldu ve o yıl babası hacca gitti. Buna benzer şekilde, birçok aile topluca Müslüman oldular. Bahtiyarlar arasına ve hizmet kervanına katıldılar…
Önceleri bu aileler ‘..kimi dövelim, nereyi soyalım, nereyi tahrip edelim derken, şimdi ise nerede bir İslâmi hizmet var oraya gidelim, kimlere yardım edelim’ diyorlar…”
***
“Çok ilginçtir, Sibirya bölgesi Enerji Bakanı yardımcısının oğlu da, bu derslere katılmaya başladı. Rusya’da genelde ailelerde tek evlat vardır. Bu da tek evlat olduğu için, babası ve annesi ‘..eyvah, tek evladımızı barbar Müslümanlara kaptırdık’ diye tedirgin olmuşlar. Tam tepki gösterip tedbir almayı planlarken, evlatlarındaki çok ciddi değişimi fark etmişler. Artık içki içmiyor, serserilik yapmıyor, çok sakin ve efendi bir hale gelmiş, ana-babaya itaat ediyor. Bu aile bizimle tanışıp bunları itiraf ederek, ‘..önceleri biz evlâdımızı kaybettiğimizi zannetmiştik ki, şimdi ona gerçekten kavuştuğumuzu anladık. Evladımız şimdi hem bize, hem vatanına, hem de milletine sahip çıkıyor. Sizlere teşekkürler ederiz.’ dediler…”
***
“..Evet kardeşlerim, şimdi söylediklerime belki inanmakta zorlanacaksınız. Bizim bölgemizde Ruslar ikişer-üçer ay süreli ve topluca Risale okuma kampanyası yapıyorlar. Ve de inanınız ki önce Türkçe kitaplarımızı okuyorlar. Ben onlara soruyorum. ‘Yahu siz Türkçe bilmiyorsunuz. Niçin kendinizi böyle zorluyorsunuz? Rusçasını okusanız ya’ dediğimde bana, ‘..biz duyduk ki, bu eserler Kur’ânın bir nevî tefsiri olduğu için, bu haliyle okunması da bir nevî ibadetmiş. Hem de Türkçemizi geliştiriyoruz’…”
***
…“2005 Yılında, Nur Talebesi kardeşlerimizden Azerbaycan’lı Resül ile Dağistan’lı Amir, Rusya’ya hiç kara sınırı olmayan Kaliningrad şehrine gidiyorlar. ‘Burada bizim çok sevdiğimiz bir kumandanımız var, onu ziyaret edelim’ diyorlar. Güç-belâ kumandanlarına ulaşıyorlar. Kumandanları bunları görünce çok seviniyor.
Hoş-beşten sonra ‘..iyi ki geldiniz ve tam zamanında geldiniz, bir hafta önce Rusya başkanlığından ASKERİ BİRLİKLERDE DİNİ TEDRİSAT VERİLSİN içerikli bir tamim geldi. Ben sizlerin bu konudaki uzmanlığınızı biliyorum, hemen başlayalım’ diyerek, bu kardeşlerimizi 350 kişilik bir askeri birliğe götürmüş.
Bu kardeşlerimiz orada 13. sözden, Gençlik Rehberinden ve 6. sözden dersler yapmışlar. Altıncı dersten okurken içeriye bir Albay girmiş. Yeni gelen Albay biraz dinledikten sonra; ‘bu dersi biraz baştan alabilir misiniz, ben biraz geç geldim de, bu konuyu çok merak ettim’. O dersin sonlarındaki cümlede, (..Allah’a abd ve asker olmak, öyle lezzetli bir şereftir ki, tarif edilmez…) ifadesini duyunca ayağa fırlamış. Onu öyle gören 350 asker de ayağa kalkmış. O Albay gayet gür bir sesle demiş ki:
‘..Askerleeer, var mısınız Allah’a asker olmaya?’ Bunu duyan askerler hep bir ağızdan, ‘DÂ, DÂ, DÂ’ (yani EVET, EVET, EVET) diye gürlemiş. Albay, o kardeşlere dönerek ‘Bundan sonra, her hafta ben sizlere araba göndereceğim, her hafta gelip bizlere bu şekilde ders vermeye devam eder misiniz?’ diyerek onlardan söz almış. O kardeşler de zaten ehl-i hizmet oldukları için kabul etmişler. Şu anda, tam dört senedir o dersler muntazaman devam ediyor, elhamdülillâh. Ve öyle güzel gelişmeler oluyor ki, o birlikten başka şu anda tam on askeri birlikte aynı dersler devam ediyor. Bana biraz daha süre verirseniz onları da anlatayım.”
***
“..İşte o Albay bir müddet sonra Amiral oluyor. Şu anda da Kaliningrad şehrinin Valisidir. O nur talebesi kardeşlere bir gün şöyle bir konuşma yapıyor.
‘Arkadaşlar, benim tek evlâdım var. Öyle çok istiyorum ki, o da sizler gibi Nur Talebesi olsun. Öncelikle, bu kitaplardan Rusça bir kitap verirseniz oğluma hediye etmek istiyorum. Bir de; sizler her nerede böyle dersler ve sohbetler yapmak istiyorsanız, işte size yeşil ışık. Burada, hiç kimse size mani olamaz…’
•Bu yeşil ışıktan sonra, öyle hızlı gelişmeler oluyor ki, bu Risale-i Nur dersleri radyolarda ve televizyonlarda verilmeye başlıyor.
Bu dersleri televizyondan izleyen, iki dönem milletvekilliği yapmış olan bir üniversite hocası, Sn. Vladimir S. Yojikov bu kardeşlerimizi arıyor. ‘Ben sizlerin derslerinizi TV’da izledim. Sizinle en kısa zamanda görüşmek istiyorum.’ Bu davete icabet eden Rasül ve Amir kardeşleri görünce, onları cân-u gönülden kucaklamış.
Sonra da: ‘Kardeşlerim, siz şimdiye kadar neredeydiniz? Ne demek öyle, ağaçlardan, çiçeklerden, denizlerden, ırmaklardan, yıldızlardan misaller vererek Allah’ı tanıtmak ve ispat etmek? Bu güzelliğe gerçekten hayran kaldım. Ben 30 senedir komünizmle mücadele ettim. Benim ailem koyu bir Hıristiyan olduğu için, bu komünizmi hiç kabul edemedik. Hep Allah’a dua ediyorduk ki (Ya Rabbi, n’olur bizlere yardımcı gönderir misin?) diye. Demek ki dualarım kabul oldu ki, Allah bize sizi gönderdi. Eğer müsaitseniz benim şu Mimarlık Kolejimde, hemen şimdi bu derslere başlayalım.
Buna şiddetle ihtiyacımız var.’ O gün ilk derse başlanmış.
Öyle ki, üç ayrı sınıfı bir büyük salonda toplayarak, önce kendisi uzunca bir takdim konuşması yapmış. Böylece, hızlandırılmış olarak İslamî derslere başlamışlar…”
***
“Şimdi beni, lütfen çok dikkatli dinleyiniz:
Bu derslerdeki müsbet gelişmeleri ve verimliliği müşahede eden o bölgenin Milli Eğitim Bakanı, dört dinin de temsilcilerini bir toplantıya çağırıyor.
Onlara; ‘bakınız, burada Müslümanlar güzel-güzel dini dersler veriyorlar. Çok ta faydalı olmuş. Fakat burası Hıristiyan bir devlettir. Gönül ister ki, bu işe sizler çok daha ağırlıklı yapmanız lazım. Bu teklifime ne dersiniz?’
Hıristiyanların temsilcisi; ‘Efendim, biz okullarda veya kolejlerde böyle dersler yapamayız. Hıristiyanlığı öğrenmek isteyen, kilisemize gelmelidir’.
Aynı soruyu Katolik temsilcisine soruyor. O da; ‘Biz de aynı fikirdeyiz’ diyor.
Aynı soruyu Yahudilerin temsilcisine soruyor. O ise hayret uyandıran bir cevap veriyor: ‘Eğer buralarda biz ders verecek isek, Müslümanlar burada ders vermemelidir. Hattâ bizden başka hiçbir din mensubu buralara girmemelidir. Bizim şartımız budur…’
Sonra da Müslümanların temsilcilerine dönüp aynı soruyu sorunca: ‘Efendim, zaten müşahede ettiğiniz gibi, dört seneden beri bizim arkadaşlarımız derslerine devam ediyorlar. Hiçbir sorunumuz ve hiçbir şartımız yoktur. Eğer sizin okullarınız, uzak dağ başında bile olsa, biz Allah c.c. rızası için oralara da gideriz…’
Bu cevabın ardından diğer üç dinin temsilcilerine dönen Milli Eğitim bakanı; ‘Efendiler, sizler istirahatınıza devam edebilirsiniz’ diyerek, son sözünü söylüyor…”
***
“Bu mucizevî gelişmelerden sonra o Milli Eğitim Bakanı, Cumhurbaşkanına şöyle bir mektup yazıyor. ‘Sayın Cumhurbaşkanım. Bildiğiniz gibi bizim gençliğimizin halleri perişandır. Ancak, benim bölgemdeki okullarımızda, Müslümanlarla müştereken dersler yapılıyor. Bu dört yıllık gelişmelerden anladık ki, hızla mahvolmakta olan gençliğimizin, ancak bu Müslümanların verdiği derslerle kurtulacağına inancımız tamdır. Bu derslerin devamını ve diğer okullarda da yapılmasını, takdirlerinize arz ederiz…’
•Özet olarak arz ettiğim bu mektuptan bir hafta sonra, Cumhurbaşkanı Sayın Dmitri A. Medvedev, televizyonlardan bir açıklama yaptı. ‘1 Eylül’den itibaren Rusya’daki 54 000 okuldan, (askeri okullar da dâhil) 15 000’inde, denemeli olarak İslam dini eksenli dersler verilecektir…’
Bu anlamlı açıklamadan sonra, hızlı bir şekilde İslâmî okul kitapları hazırlanmaya başlandı. Gelişmeleri yakından takip ediyoruz.
İnşallah bir sonraki gelişimize kadar, çok daha güzel gelişmeler olacak. Sizlerden istirhamımız, hiç olmazsa dualarınızı bizlerden esirgemeyiniz…”
*Evet, M. K. Adilov’un konuşması, yatsı ezanının okunmasıyla sona erdi.*
Moral Haber - Risale Haber





