Medrese eğitiminde Risale-i Nur’daki çok yönlü muhtevanın farkına varmadan öğrenci mezun olup hayata atılıyor. Okuma düz okumalar şeklinde olduğundan veya okumayı yöneten kişilerin ufku çok gelişmemiş olduğundan metnin madeninin derinlikli olarak coğrafyası çıkarılmıyor. Birçok insan okuduğunun alakadar olduğu alanların farkında bile değil. Mesela coğrafya ta ilkokuldan beri herkesin okuduğu, liseyi bitirinceye kadar muhatap olduğu ve eğer doktora ve daha üstü eğitimler alıyorsa bütün bir hayatı dolduracak kadar geniş bir ilim alanı . Bediüzzaman coğrafya okumuş ve eserlerinde coğrafyanın olaylara ve dünyaya bakışını verdiği örnek metinler var. Bediüzzaman zihne yığma tarzında bilgiye karşı, bilginin bilgi olmasının yanında, onun Allah’a dönük yanının da izah edilmesi ve tevhid dersine dönüştürülmesinden yana ve o yolda coğrafya bilgilerini değerlendirmiş. Van’da bilimleri okuduğu zaman, bir süre sonra onların tevhid dersine dönüştürülmesi konusunda kendini ikna etmiş, tenevvür için okurken tevhid için okumaya başlamış, ondan sonra da tevhid için yazmış. Şu sözü onun ilimlere bakışının programı ve teorisidir. “Bu fenlere kıyasen yüzer fünundan her bir fen, geniş mikyasıyla ve hususi aynasıyla ve dürbinli gözüyle ve ibretli nazarlarıyla bu kainatın Halık-ı Zülcelalin’i esmasıyla bildirir, sıfatını kemalatını tanıttırır.” (Sözler 171)
Bediüzzaman fenlerin bakış açılarının özelliklerini sıfatlarla ortaya koyar. Bir fennin geniş ölçüleri ve cetvelleri var, yeryüzündeki o ilim dalına ait olayları değerlendirir, genel hükümlere varır. Her fennin kendine göre bir aynası vardır ondan bakar hakikatlara. Dürbinli göze sahiptir, yani uzağı gösteren bir gözü vardır. Sonra gördüğü şeyden ibret alır, hayat ve kainat ve Allah ile rabıtalarını tesis eder. Biz okulda okuduğumuzda, bu dört bakış açısından habersiz baktığımızdan sadece can sıkıcı ve ortada kalmış bir şeylerle Allah ile bağı olmayan ilim olarak okumuşuz, bilim ilmi ortada bırakmış fiil ortada, fail yok , özne yok. Düşünen bir zeka yani olayı özne ile bağlantı kuran biri olmadığından bilim bir sıkıntıya dönüşmüş. Bediüzzaman ise onları çok yönlü yorum alanlarına ve Allah ile bağlantılı olarak yorumluyor. Bahsin başındaki şu cümle bizim bilim tarihimizde batı bilim tarihinde de söylenmemiş bir söz: “Sizin okuduğunuz fenlerden her fen kendi lisan-ı mahsusuyla mütemadiyen Allah’tan bahsedip Halık’ı tanıttırıyorlar. Muallimleri değil onları dinleyiniz.”(Sözler 169)
Mevyve Risalesi’nden Altıncı Mesele eserlere dağıtılmış olan ilmi-tevhidi yorumların programı durumundadır, bu bahislerin gelişmiş örnekleri eserlere dağıtılmıştır. Bunlar siz de okuduğunuz fenli bu gözle yorumlayın ve öğrencilere aktarın demektir. Hangi bilime dair örnekler vermiş? Farmakoloji, eczacılık, sanayi yönetimi, makinacılık, iaşe, yeme içme fenni, askerlik, biyoloji, zooloji, elektirik , astronomi, telifat, okuma ve yazma ilmi burada anlatılan on dört ilim, Bediüzzaman bir ilim yorumcusu .
Bugün Nur talebelerinin çoğu dersini yarıda bırakmış, arada bir dinlediği ama üzerinde ihtisaslaşmadığı metinlerle birlikte duruyor. Eğer onları sürekli olarak müteallik olduğu alanları araştırsa çok farklı insanlar ortaya çıkacaktır. Bir bilim adamı ve entelektüel olacaktır.
Bediüzzaman böyle yapmakla Hz. Adem’in ve Kur’an genel temasının doğrultusunda hareket eder. Çünkü Hz. Adem’in meleklerle olan vakası yine Bediüzzaman’ın yaptığı gibi bir ilimlerle Allah arasındaki bağları tesis içindir. Talim-i Esma olayını anlatır Bediüzzaman: “Hazret-i Adem’in melaikelere karşı kabiliyet-i hilafet için bir mucizesi olan talim -i esmadır ki bir hadise-i cüziyedir. Şöyle bir düstur-ı küllinin –külli bir düsturun- ucudur ki nev-i beşere camiiyyet-i istidad cihetiyle talim olunan hadsiz ulum ve kainatın envaına muhit pek çok fünun Halık’ın şuunat ve evsafına şamil kesretli maarifin talimidir ki nev-i beşere değil yalnız melaikelere belki semavat ve arz ve dağlara karşı emanet-i kübrayı haml davasında bir rüchaniyet vermiş ve heyet-i mecmuasiyle arzın bir halife-i manevisi olduğunu Kur’an ifham ettiği misüllü olan hadise-i cüziyeyi gaybiyye pek geniş bir düstur-ı külliye-i meşhudenin ucu olduğu gibi pek büyük bir hakikatı ihsas ediyor.” (Sözler 269) İşte Bediüzzaman Hz. Adem’in yaptığı gibi kainatın nevilerine dağılmış olan ilimleri asrın mantığı ve ilimlerdeki gelişmesine parelel olarak yorumluyor ve bir peygamberin bu asırdaki görevini tamamlıyor. Bütün eserler, Risale-i Nur’daki ilim bahisleri, işte pek çok fünunun Allah’a bakan yönlerini izahdır. Bediüzzaman’ın programı Kur’an’ın evrene bakış programı ve onların uygulayıcısı olan peygamberlerin uygulamalarıdır. Nur talebeleri de bu programı kendi çaplarında tamamlamalıdırlar ve bununla görevlidirler, bunun yeri de dershanedir. O derhane o kadar büyük bir misyondur ki ….
Bediüzzaman Kur’an’daki hadisat-ı cüziyeyi anlatır, onların arkasındaki külli düsturları talim ettirir. Bediüzzaman da aynı yoldadır, O da Kur’an ile ilimler arasındaki bağları yorumlar: “Kur’an-ı Hakim’de çok hadisat-ı cüziye vardır ki her birisinin arkasında bir düstur-ı külli saklanmış ve bir kanun-ı umuminin ucu olarak gösteriliyor.” (Sözler 269)






Yorumlar
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.