Şu An Buradasınız: Anasayfa RİNET Çalıştay 1. Eğitim Çalıştayı Eğitim Çalıştayı 8. Sorusuna Cevap

Risale Akademi

Eğitim Çalıştayı 8. Sorusuna Cevap

e-Posta Yazdır PDF

8. Risale-i Nur’un eğitim vizyonu nedir? Bu vizyona ulaşmak için hangi stratejik hedeflere ulaşmayı hedeflemektedir?

Risale-i Nur’un gayesi Resul-i Ekrem (ASM)’ın gayesidir. Çünkü Risale-i Nur bu asrın idrakine Kur’an hakikatlerini izah etmek üzere veraset-i Nübüvvet sırrı ile gönderilmiştir. Öyle ise gayemizin ne olması gerektiğine nübüvvet penceresinden bakalım. 30. Söz’de yer alan aşağıdaki kısım insaniyetin gaye ve vazifelerini özetliyor:

Nübüvvet ise: Gaye-i insaniyet ve vazife-i beşeriyet,

1-      ahlâk-ı İlahiye ile ve secaya-yı hasene ile tahalluk etmekle beraber,

2-      aczini bilip kudret-i İlahiyeye iltica,

3-      za'fını görüp kuvvet-i İlahiyeye istinad,

4-      fakrını görüp rahmet-i İlahiyeye itimad,

5-      ihtiyacını görüp gına-i İlahiyeden istimdad,

6-      kusurunu görüp afv-ı İlahîye istiğfar,

7-      naksını görüp kemal-i İlahîye tesbihhan olmaktır diye, ubudiyetkârane hükmetmişler.” Sözler (540)

Bu tarifi okuyunca insanın aklına hemen “Neden insana hiç dünya hayatının imar ve tamirine ait bir gaye konulmamış?” diye geliyor. Bunun cevabı ise yine külliyatın pek çok yerinde izah edilen şu hakikattir ki: insan kendisine emanet edilen Ahsen-i takvim potansiyelini idrak eder ve işlettirmeye başlarsa, cismaniyetinin yanında ziyasını kalpten alan bir akıl, daima beslenen bir vicdan ile istidadları inkişaf etmeye başlar. İmanın ziyası, İslamiyetin suyu ile neşv ü nema bulan bu mahiyetin ortaya koyduğu fikir ve hisler de menbaı gibi nurlu olur, yani vücud alemlerine hizmet eder. Böyle bir mahiyetten çıkan düşünceler, hisler kainatla uyumlu, fıtrat kanunlarıyla paralel bir çizgi gösterir; sair insan ve mahlukatla çatışma, çakışma, imtizaçsızlık gibi durumlar asgari düzeyde görünür. Akıl kainat kitabını okuyup, menfaatine lazım olan kanunları fark eden bir alet olur; kalp kainattaki rabıta-i vahdetleri fark edip onları kırmayacak hisler üretir; vicdan kesret aleminin hakikati olan beka alemiyle insanın bağlantılarını kurar, eşyayı ve kendini hakikatiyle gösterir. Böylece insan mahiyetinde boşluk kalmaz; tanımsız, tarifsiz, değersiz, tek başınalık içinde bir kainat yargısı olmaz. Bütün algıları beka ile irtibatlı ve hakikatten beslenen bir mahiyet ise hangi şeyle iştigal etse onda onun hakikati olan esma-i İlahiye cihetiyle muhatap olur; Allah namına, rıza dairesinde, marziyat-ı İlahiye hesabına onda tasarruf eder. Vahdet nazarı eşyayı Halık’ı namına istihdam ediyor; insan bu nazarla eşyayı hayat-ı dünyeviye ve uhreviyesi için menfaattar hale getirebilir; kainat kitabının kanunlarından istihrac edilen fenler de bu manada tevhid bürhanıdır; bu nurlanmış nazarla bakıldığında fenler vasıtasıyla ortaya çıkan teknolojiler de fıtrata, kainata daha uyumlu olur.

Örneğin Osmanlı döneminde inşa edilen camilerdeki aydınlatma sisteminin atıkları olan mum kurumları, damıtılıp kitap yazımında mürekkep olarak kullanılmış. İsraf yok, abes yok, zarar ziyan yok. Bu nasıl bir teknoloji..? Hiç zarar vermeden ve tamamen bütün zihayatların menfaatine hizmet edebilecek bir teknoloji nasıl imal edilebilir? Şu anda dünyanın teknoloji devleri bu soruya cevap arıyorlar. Örnekte görüldüğü gibi mesele daha hızlı, daha çok, daha hafif vs. üretmek değil; mesele insan ve kainatla daha uyumlu, zararsız teknoloji üretebilmektir. Bunun sırrı da maddede değil yine o teknolojiyi ortaya çıkaracak kalp ve kafaların doğru bakış açısına sahip olmasındadır. Öyleyse o doğru bakış açısı –nazar- insana nasıl bir eğitimle kazandırılabilir?

İşte nübüvvet beşeriyetin dünya ve ahret saadetini temine medar olan bu 7 gayeyi koymakla insanın hakiki terakkisini hedefliyor. Acz, fakr, kusurunu idrak etmiş bir insan, nefsinin değil, Allah’ın Rububiyetini kabul eder, ona tabi olur. O zaman kendiyle ve kainatta işleyen fıtrat kanunlarıyla çatışmadan yaşar, düşünür, üretir. Bu da iki cihanda saadeti getirir.

Öyle ise bizim de eğitim alanında hedefimiz bu 7 esası kazandırmak olmalıdır. Akıl, kalp, ruh, nefis, vicdan gibi cihaz ve aletler bu esasların terbiyesi ile inkişaf ederse insan kendini, insaniyetini bulur; kainata niçin gönderildiğini anlar; kainat niçin yaratıldığını ve Halık’ı kim olduğunu idrak eder. Emelleri ve istidadları tam tamına örtüşür.

Günümüz eğitimlerinde bu esaslar nazara alınmadığı, daha doğrusu insanın tarifini Risale-i Nur gibi yapan bir kaynak olmadığı için: kendine yabancı, fıtrî nesebî bağlara yabancı, kainata yabancı, kendini garip, yalnız, kimsesiz hisseden nesiller yetişmektedir. Ulaşılamayan çocuklar, kimliğini bulamamış gençler, yedirme içirmeyle anneliğin bittiğini sanan anneler, çocuğuna tatlı sert otorite kuramayan babalarla dolu, birbirini anlamayan, merhamet ve hürmetten uzaklaşan bir toplum olma yolunda gidiyoruz. Bu gidişi durdurmak için eğitim sistemimize 7 esası temel yapmalıyız. Yani:

1-      Güzel seciyeler ve yüksek ahlakları geliştirmeye yönelik bir eğitim metodu oluşturmalıyız. Bu soruya cevap bulmak kastı ile külliyatı bir kez devretmenin çok ufuk açıcı olacağını düşünüyorum. İnsanın iç donanımının tam istikamete oturmasında bel kemiği olan iki risaleyi, İhlas ve Uhuvvet Risalelerini bu metodları çıkarmak için inceleyebiliriz. Bu çalışma ekseriyetle 15 günde bir dersanelerde rutin yapılan, zevkli bir çalışmadır. Bunu daha sistematik ve belki okul düzeyindeki çocuklara nasıl adapte edebiliriz?

Diğer bir soru da şu olabilir: Külliyatta sui ahlakı izale eden bahisler nelerdir, bunlardan metod olarak hangi çıkarımları yapabiliriz? Mesela bir tanesi hepimizin aşina olduğu 9. Mektuptaki kısım: “İşte insanda binlerle hissiyat var. Herbirisinin aşk gibi iki mertebesi var. Biri mecazî, biri hakikî. Meselâ: Endişe-i istikbal hissi herkeste var; şiddetli bir surette endişe ettiği vakit bakar ki, o endişe ettiği istikbale yetişmek için elinde sened yok. Hem rızık cihetinde bir taahhüd altında ve kısa olan bir istikbal, o şiddetli endişeye değmiyor. Ondan yüzünü çevirip, kabirden sonra hakikî ve uzun ve gafiller hakkında taahhüd altına alınmamış bir istikbale teveccüh eder. “ Mektubat (33)

Bu kısmı incelediğimizde hedefin “İstikbal endişesini” tanımak ve yönünü değiştirmek olduğunu anlıyoruz. Bunun için önce hissi içimizde tesbit ediyoruz, sonra o endişe ile telaşa kapılan nefsimizle konuşuyoruz ve buradaki izahı ona dinletiyoruz, buna karşı nefis ikna olup hissin yönü mecaziden hakikiye dönüyor. Dersanelerde veya özel eğitimlerde bu tür alıştırmalar yapabiliriz. Kendi kendimizle konuşma, nefsimiz ve kalbimiz arasındaki diyaloğu duyabilme talimi yapmalıyız. İç alemimize vakıf olmalıyız ki vesveseden uzak ve istikrarlı olalım.

2-      Aczini, fakrını, za’fını, ihtiyacını, kusurunu, naksını bilmek ikinci gayemiz.

Bunları nasıl kazanıp kazandırabiliriz? Üstad Hz(RA) acz, fakr, naksını bilmenin yolunu 26. Söz’ün Zeyli’nde geçen Hatveler konusunda tarif etmiş. Hepimiz nefsimizin mevhum Rububiyetinden kurtulabilmemiz için hatveleri tatbik etmeyi öğrenmemiz gerekir. Dershaneler bunun  zeminidir. Manevi bir saha olduğu için dıştan müdahale imkanı çok zordur. Kişi ancak kendi iç alemindeki kontrolü nisbetinde muvaffak olur. Bunu ölçebilmek veya değerlendirebilmek de çok mümkün değil. Ancak muvaffak olunamadığı durumlarda ortaya çıkan ihlas ve uhuvvete zıd durumlar samimi ve garazsız bir ortamda konuşularak kimin nefsindeki hangi marazdan ötürü sıkıntı çıktığı konuşulup kusurla yüzleşilebilir. Bazen insan nefsini görür ve kusurunu başkasına gerek kalmadan fark eder, kurtulma yollarını tatbik etmeye başlar. Bazen de göremez ve dersanelerdeki istişareler gibi dışarıdan bir desteğe ihtiyaç duyar. Burada önemli olan nokta şu ki: “Ben sıkıntının kaynağı değilim, benim bir şeyim yok” psikolojisi yerine, daha iyi olmak için çabalayan ve yardım isteyen bir halet-i ruhiyede olmamızdır. Hatvelerin eğitim sistemine nasıl geçirilebileceğini de ayrıca incelememiz gerekir. Şu an verilen “ego” merkezli eğitim anlayışa zıd olduğu için ilk bakışta eğitime bu hedefin konulması bize tuhaf yada o kadar da önemli gelmeyebilir. Ancak zaman çok açık bir şekilde imanî terbiyeden mahrum insanlığın halini tefsir ediyor. Kendiyle yüzleşemeyen, kendine yabancı, kusurlu olmayı dünyanın sonu olarak gören, karizmasını kişiliği zanneden insanların garib halleri bu eğitime hepimizin ne derece ihtiyacımız olduğunu gösteriyor. İnşallah hatvelerin nasıl tatbik sahasına konulabileceği ile ilgili bir inceleme daha yapmak nasip olur.

 


Son Güncelleme ( Cuma, 09 Aralık 2011 10:19 )  

Yorum ekle

Bediüzzaman Hazretleri gibi, yazarın hakkını teslim ederek kibarca eleştiri yapılmasını rica ederiz.


Güvenlik kodu
Yenile

Mail Listemize Abone Olun

Reklam

Duyurular

Reklam

Son Eklenenler

Reklam
Şuanda 120 konuk çevrimiçi

Son Yorumlar

  • DİL YARASI
    Hamid Kardeşim, Tavsiyeleriniz için teşe...
    20.05.12 12:43
    Yazan: Rafet KALYONCU
  • DİL YARASI
    Rafet Kardeşim, Önce millyetçilik nedir ...
    18.05.12 16:44
    Yazan: Hamid
  • Bediüzzaman’ın Duygu Seyirleri
    s.a. Maşallah üstadımızın bir vechi ve h...
    15.05.12 07:48
    Yazan: İbrahim TEZCAN
  • DİL YARASI
    Geçmişte Türkçülük adına ırkçılık yapanl...
    14.05.12 18:20
    Yazan: Rafet KALYONCU

Çok Okunanlar

free hit counter