Şu An Buradasınız: Anasayfa RİNET Çalıştay 1. Eğitim Çalıştayı RİSALE-İ NUR’UN EĞİTİME ENTEGRASYONU

Risale Akademi

RİSALE-İ NUR’UN EĞİTİME ENTEGRASYONU

e-Posta Yazdır PDF
1. Risale-i Nur Eğitim Çalıştayı Tebliğidir.

Entegrasyon-1
Çocuklara nasıl bir Risale eğitimi verilebilir? Sistematiği nasıl kurmak gerekir?
Daha çok üniversiteliler için düşündüğüm bu projenin daha küçük yaştaki çocuklar için devam eden çalışmaların var olduğunu öğrendim. Erkan-ı imaniyeden her biri üzerine bölümler hazırlayarak kitap ve derste eğitim şeklinde minik akıl ve kalplere Risale-i Nurun neşrine gayret ediyorlar.
Bu konuda şöyle bir anlayış alemimde canlandı:
Biz medreseye ilk başladığımızda ablamızın en çok üzerinde durduğu konu “kavramlar” idi. O güne kadar madde alemini tanımlamak için öğrendiğimiz kavramların bazı durumlarda yetersiz olduğunu ve başka bir nazarla bakarsak bize sınırsız, daha geniş alemlerin habercisi olduğunu anlatmış ve bizi bu konuda çalışma yapmaya yönlendirmişti. Bu tarz kavram çalışmalarıyla nazarımızdaki madde alemi Allah’tan müstakil ve sabit varlığını kaybediyor ve başka alem ve varlık boyutlarının habercisi olarak nazarımıza görünmeye başlıyordu. Çok eğlenceli bir seyahat başlamış oldu böylece.
İmani meselelerdeki “azamet-i İlahiye”yi anlayamamamızın sebebi:
Ya gaflete veya mâsiyete veya maddiyata dalmak sebebiyle darlaşan akıllar, azametli meseleleri ihata edemediklerinden, bir gurur-u ilmî ile inkâra saparlar ve nefyederler. Evet, o mânen sıkışmış ve kurumuş akıllarına ve bozulmuş ve mâneviyatta ölmüş olan kalblerine, çok geniş ve derin ve ihatalı olan imanî mes'eleleri sığıştıramadıklarından, kendilerini küfre ve dalâlete atarlar, boğulurlar.” (7. Şua)
Yani dar akıl ve bozulmuş kalp azameti kavrayamadığından imani meselelerde insan gabi ve idraksiz oluyor.
Eğitimde hedefin bu gabaveti ref etmek olduğunu düşünüyorum. Yani çocuklara maddeperest zihniyetle düşünmek yerine “küllî düşünme” öğretilmeli. Alemde hiçbir şeyin tek başına var olamayacağı, her şeyin birbiriyle alakadar ve hepsinin her an Allah ile irtibatlı olduğunu akıllara düşünme melekesi olarak kazandırılmalı. Bu kavram ve bu tarz düşünme “iman kurtaran risale” olan 2. Şua’da tafsilatıyla sistematik bir şekilde anlatılmış. Yani yapacağımız şey; “akılları özgürleştirmek”=”ability to think in the right way”.
Bu tarz nazara da; “vahdet nazarı” deniliyor ki 1. Lem’a’da izah edilmiş. Yaratılmış her şey nazardan sakıt olunca= nur-u tevhid, hepsinin Malik ve idarecisi insana zahir oluyor. Gibi çocukların nazarında esbabın direkt müsemmayı anlattığını, eserin Müessiri gösterdiğini, masnuun Sanii ifade ettiğini tafsilatlı bir şekilde anlatmamız gerekiyor.
Sınıftaki active learning kısımlarını özellikle bu alana yoğunlaştırmak gerektiğini düşünüyorum.
Mesela bize lisede ilk kimya dersinde mum inceletmişlerdi. Mum hakkında ne kadar matematiksel veri varsa not ettik. Bazı daha akıllı arkadaşlar mumun erime hızını boy(cm)/ dakika hesabı ile grafiksel olarak gösterdiler.
Bu deney gibi derste elmadan à elmayı yaratan Zata doğru bir inceleme, mesela sınıf gruplara ayrılarak, yaptırılabilir. Yıllarca unutulmayacağını düşünüyorum.
Ayrıca 16. Söz: Bir=bin olduğunu anlatan ve maddenin bitip üst boyut olan nur alemine kapı açan risale.
Çocuklara deneysel ortamda bir aynalar mahzeni yapıp, kaç görüntü oluştuğu, görüntülerin keyfiyeti gibi sorular yöneltilebilir.
Ve mercekle kağıt yakma deneyi yaptırılabilir.
Güneşli bir günde bahçeye çıkıp mercek veya aynayı güneşten gelen ışını kuru kağıda çevirecek şekilde elinde tutarsın. Beklersin, birazdan kağıt kararmaya ve tutuşmaya başlar. Bu şimdi neyi anlattı? Nurani bir şey muhtelif aynalar vasıtasıyla külliyet kesb eder ve kendi bizzat bulunmadığı bir yerde de ayna vasıtasıyla iş görür. Kağıdı yakan ayna değildir, güneştir ama ayna o hasiyeti yansıttığı için “güneş adına” iş görmüştür. İşte madde/melekut aleminin Allah namına iş görmesi de bu şekildedir.
Gibi örneklerle Risale-i Nur metinleri sınıf aktivitelerine dönüştürülebilir.
Yine medresedeki derslerde kullandığımız, düşünme ufkunu açan bir temsil:
Küçük tencerenin içine büyük tencere sığar mı?
Cevap: Evet. Nasıl?
Küçük tencereyi cifleyip iyice parlatırsın, sonra önüne büyük tencereyi koyarsın. Küçük tencerenin dibindeki görüntü büyük tenceredir ve içine girmiş gibidir. Aynı göz merceğimizde bütün semavatın bir anda görülebilmesi gibi. Bu bize neyi anlattı?
1-     Madde alemi kayıtlıdır, sınırlıdır.
2-     Nurani alem, mesela ışık kayıtsızdır. Demek ki madde nur alemine yaklaştıkça kayıtlardan uzaklaşır. Işık hızıyla giden cismin kütlesi sonsuz olur, yani artık bu alemin ölçüleri ile tartılamaz, kavranamaz.
3-     Bir mahluk olan ışık bile sınırsız olabiliyorsa bütün bu alemleri yaratan Allah için elbette sınır yoktur..
 
Gibi çok neticeler çıkarılabilir. Allah’ın Subhaniyetine delil olur.
Şekere su koyup karıştırmak deneyi, kategoriye koyduğumda “görünmeyen ama var olabilen şeylerin varlığını isbatlamada” zihni açan bir deney. Bunun gibi çok misal bulunabilir.
Mıknatısla ataç toplama deneyi: Demek ki maddi temas olmadan da etkileşim mümkün olabiliyor. Öyleyse şu koca kainatı bir arada tutan bir kuvvet olmalı. Kim bu kuvvetin sahibi? Diyerek azamet kavramı zihinlerde uyandırılabilir.
Feza gürsey bilim merkezinde yapmışlardı: Uzun saçlı bayan öğrenci sahneye alınır, biraz elektrik yüklenir ve tersi yüklü bir sopa saçlarına doğru tutulur, saçlar sopaya doğru çekilir. Saçları aşağı değil de yukarı dikilmiş bir öğrenci epey dikkat çekiyor. Böylece yine kainattaki kuvvetlerin temasla iş görmediği anlaşılır. Peki bütün atom ve galaksileri bir arada tutan ve idare eden bu çok kocaman güç kimindir?
Yani misaller epey artırılabilir. Yalnız benim bir sınıfım olsa, zihinlerini islamî düşünmeye eğitme vazifesini alsam, önce vücub (Allah’ın varlığının zarureti) sonra da vahdet (her şeyin tek elden idare edildiği) konuları üzerinde çalışırdım.
Şimdi Risaleyi, “bana hangi kavramları kazandırıp, akıl ve kalbimi özgürleştiriyor?” nazarıyla okumaya çalışacağım.
Bu şekilde bir külliyat taraması yaptıktan sonra, “Risale-i Nur hislerin kontrolünü nasıl yaptırıyor ve bunun deneysel olarak çocuklara aktarılması” konusunu, en son da Risalenin davranış kontrolleri üzerine telkin ve yol göstermelerini incelemek istiyorum.
Bu durumda benim sistematiğimde 3 grup var:
1-      Zihin açılması, 2- Hislerin tanımlanması ve kontrolü, 3- Davranışların tanımlanması ve kontrolü.
 
Bu 3 grup da ayrı dersler olarak aynı anda çocuklarla paylaşılabilir. Ve her yönden çok doyurucu bir eğitim almaları sağlanabilir.
 
Entegrasyon – 2:
Dosyaları isimlendirirken entegrasyon çalışmalarına müteallik, genel fikri yapımı ifade edenleri entegrasyon XX olarak;
Aktivite anlatanları activity_konuismi XX;
Drama/Temsil anlatanları drama_konuismi XX olarak isimlendireceğim.
 
Word dosyalarının girişinde bir “specification tag” koymayı düşünüyorum:
Rükun: Hangi erkan-ı imaniye üzerinde çalışıldığı belirtilecek.
Konu: Risale-i Nur’dan hangi konu üzerine bir çalışma yapıldığı belirtilecek.
Risale: Hangi risaleden ana fikir alınarak çalışma yapıldığı belirtilecek.
Tip: Drama/temsil/aktivite/tartışma .. vs gibi tip belirtilecek.
İsim: Faaliyetin ismi belirtilecek.
Kullanılan araç, gereçler: Kullanılan araç gereçler belirtilecek.
Not: Çalışmanın geliştirilmesi için zihinde kalan tavsiye, eleştiri ve notlar yazılacak.
Nasıl? Bu kısımda yapılması düşünülen temsil/aktivite/tartışma hakkında detaylı bilgi verilerek application kısmı anlatılacak.
 
Daha önceki entegrasyon dosyasında Risale eğitiminin 3 ayrı temel sahası (fikir-his-davranış) olması ve bunların aynı anda paralel bir şekilde çocuklara verilmesi gerekli demiştim. 2 gün önce medresede talebe yetiştiren bir abla ile konuşmalarımız neticesinde bu anlayışın haklılığını bir kez daha anladım. Şöyle ki: Misafir olduğum medresede kalan talebelerin davranış ve fikirlerinde yaşlarının çok üzerinde bir istikamet ve netlik fark ediliyordu. Sebebinin Risale düsturlarının büyükleri tarafından uygulamalı olarak gösterilmesi ve günde 200 sayfa kitap okumaları olarak tesbit ettim. Yani sadece akla kapı açan imani bahisler değil, hislerin istikamete girmesine yardımcı olacak meseleler de çocuklara anlatılmalı, çocuklarla tanıştırılmalı.
Özellikle çocuklar İhlas ve Uhuvvet Risalesinde anlatılan hakikatlere, hislere aşina edilmeli. Bir yandan akla kapı açan imani bahisler anlatılırken diğer derslerde de bu ulvi hislerin uyandırılmasına çalışılmalı.
 Neden ihlas ve uhuvvet?
Çünkü insanda İslami ahlakı taşıyan en mühim hisler bunlar, ki Zübeyir Abi (RA) bu risaleleri Hizmet Rehberinin esası olarak tesbit etmiş. Bu 2 önemli his insan mahiyetinde hayatlanınca diğer müsbet ahlaka ait vasıfların hayatlanmasına da zemin oluyor. Müslüman “halet-i ruhiyesi” inkişaf etmeye başlıyor. Manen bu zemin olmazsa, “ene” merkezli bir ruh/akıl/kalp tevhid ilmini alamıyor, aklen anlasa da uygulama sahasına çıkamıyor.
O zaman ihlas ve uhuvvet hisleri çocuklarda nasıl uyandırılabilir?
Drama/Temsil şeklinde çocuklara roller verip o hisleri bizzat tatmaları, yaşamaları temin edilebilir. Temsile çalışırken ilk defasında zorlanacaklardır ama aynı temsili birkaç grup yaparsa artık o his umum tarafından tanıdık bir kavram olur ve sınıfça bu kavram kazanılmış olur. Böyle böyle aynı dilden ve İslami kimliği taşıyan his/fikir yapısında olan çocuklar yetiştirilebilir. Biz de medresede 2-3 sene beraber kalınca birbirinin his/fikir yapısını alma olduğu gibi çocuklarda da okulda 5 sene boyunca aynı menbadan beslenmek suretiyle sağlanabilir.
 
İhlas hissi nasıl uyandırılabilir?
8. Söz’deki temsili yapsak?
 
AKTİVİTE 1
Rükun: Vücub-u vücudun isbatı
Konu: Eserden müessire (eser sahibine) geçiş, eseri inceleme ve müessire ait ipuçlarını yakalama, Müessirin Basir (Gören) ismi, Basar (Görme) sıfatının fark edilmesi.
Tip: Aktivite
İsim: Meyvelerle oynayalım – let’s play with the fruits
Risale: 19. Mektub, 1. Nükteli İşaret
“Şu kâinatın Sahip ve Mutasarrıfı, elbette bilerek yapıyor ve hikmetle tasarruf ediyor ve her tarafı görerek tedvir ediyor ve herşeyi bilerek, görerek terbiye ediyor ve herşeyde görünen hikmetleri, gayeleri, faydaları irade ederek tedvir ediyor.”
Kullanılan araç, gereçler: Elma, havuç, muhtelif meyve ve çiçekler.
Not: Basir ismi gibi Semi (Duyar) ismi için de benzeri bir aktivite yapılabilir.
Nasıl?:
Sınıf 3 gruba ayrılır.
Öğretmen bir elma alır ve çocuklardan bu elmanın özelliklerini saymalarını ister. Her grup arasında konuştuktan sonra maddeler halinde elmanın özelliklerini sıralar.
Çocuklardan beklenen şey: Elmanın maddi özelliklerini fark etmeleridir. Renk, koku, tat, şekil, sertlik, sululuk.. vs gibi özellikler. Renkteki farklılık ve dalgalanmaları, tattaki ekşi tatlılığı, kokudaki keskinliği vs. diğer elmalara kıyaslamak da öğretmen tarafından teşvik edilmeli.
Ve yazdıkları tek tek her gruba okutulup en çok özellik yazan grup yarışmayı kazanmış olur.
1.      Kısım: Elma çizelim:
Öğretmen tahtaya her gruptan bir çocuk çıkarır ve hepsinin gözlerini kapatarak bir elma resmi çizmelerini ister. Sonra da çocukların gözleri açılarak çıkan şekillere bakmaları istenir.
Öğretmen: Elmalarda bir gariplik var mı?
Çocuklar: Evet, şekilleri elma gibi değil, yamuk çizilmiş.
Ö: Neden?
Ç: Çünkü elmayı çizen arkadaşımızın gözü kapalı idi, göremediği için şekil de yamuk oldu.
Ö: Öyleyse bir elma çizebilmek için çizdiği şekli görmek gerekir, değil mi çocuklar?
Ç: Evet.
Ö: Peki kainattaki elmalarda böyle bir şekilsizlik var mı? Elmalar portakal gibi görünüyor mu?
Ç: Yok, hepsi düzgün, yani elma gibi görünüyorlar.
Ö: Öyleyse elmaları yapan Yaratıcı hepsini görüyor ve düzgün çiziyor, değil mi? Yani görerek çizdiği için düzgün oluyor elmalar.
Ç: Evet.
Ö: Öyleyse Yaratıcımız her elmayı görüyor ve öyle ona şekil veriyor. Peki aynı şeyi portakal için de düşünebilir miyiz?
Ç: …. Sessizlik… Evet düşünebiliriz.
Ö: Peki çiçekler için? Kuşlar için? (Elimizde birer numune sınıfa getirip hepsini çocuklara tek tek göstererek aynı soruyu sorarız, cevap “evet” olacaktır.)
Ç: Evet öğretmenim.
Ö: O zaman size müthiş bir sır vereyim mi? (Ses tonuyla çocuklar heyecanlandırılır.)
Ç: Evet
Ö: Yaratıcımız her şeyi görüyor, olabilir mi? (Cevap sırasını çocuklara verdik ve ders monotonluktan kurtuldu, hem de akla havale ettik, zihnin genişlemesine fırsat veriliyor.)
Ç: Her şeyi mi?
Ö: Evet? Böyle bir şey olabilir mi? Çünkü her şeyin güzel düzgün bir şekli var, değil mi?
Ç: Evet olabilir, neden olmasın. (Veya olumsuz cevap olursa izah edilir.)
Ö: Evet çocuklar, Yaratıcımız her şeyi her an görür ve görerek yaratır..
Ve netice: Yaratıcı = Halık Görebilen bir Zattır, yani Basirdir ve Basar sıfatı vardır.
 
2.      Kısım: Elmayı kim boyadı?
Öğretmen beyaz kağıda bir elma resmi çizer, boya kalemlerini masanın üzerine sıralar ve çocuklardan birinin gözlerini kapatıp elmayı boyamasını ister. Çocuk görmeden eline rastgele aldığı boya kalemi ile elmayı boyar ve büyük ihtimal ortaya garip renkte bir elma çıkar! Bu işlem aynı anda birkaç öğrenci için de ayrı kağıt ve boyalarla yapılabilir. Öğretmen kağıtları çocuklara gösterir ve bir terslik olup olmadığını sorar. Çocuklar da renk açısından bir gariplik olduğunu söyler. O zaman öğretmen neticeyi açıklar: Elmayı doğru renge boyamak için onu “görebilmemiz” gerek. Diğer varlıklar için de benzeri bir durum söz konusu. Siz hiç yeşil bulut, kahverengi dere veya pembe at gördünüz mü? Hayır.. demek ki kainatta her şey doğru renge boyanıyor yüz yıllardır. Öyleyse kainatı doğru renge boyayan Yaratıcının görerek iş yaptığını anlıyoruz. Yoksa her şey garip tuhaf renklerde olurdu, bu da bizi hiç memnun etmezdi.
Ö: Elma nerden çıkar? Where do we get the apple from?
Ç: Ağaç veya toprak diyecekler.
Ö: Peki toprak veya ağacın “gözleri” var mı?
Ç: Hayır yok.
Ö: Öyleyse elmayı kim boyadı?... Sessizlik…. Görebilen birinin boyaması gerekli değil mi?
Öğretmen rengi elmaya kimin verdiğini sorar, yani elmayı kim boyadı? Aynı soruyu birkaç meyve/bitki için de sorabilir, her defasında “kim boyadı?” dendiğinde Yaratıcının görme sıfatına vurgu yapılmış olur.
Ve netice: Yaratıcı = Halık Görebilen bir Zattır, her şey kendisine verilen renk ile Basir bir Yaratıcının varlığını anlatır.
3. Kısım:
Öğretmen: Çocuklar elmanın içinde çiçek var mı? J
Ç: Bilmiyoruz… Evet/hayır..
 Ö: Elmayı dikey değil de yatay olarak kesince iç kısmındaki çiçek motifi ortaya çıkar. Bu motifi çocuklara gösterip sorar, çocuklar bu çiçeği buraya kim çizmiş olabilir? (Her gruba bir elma verip yatay kesmeleri ve çiçeği kendileri görmeleri de istenebilir.)
Ç: …sessizlik… bilmiyoruz.
Ö: Buraya çiçek çizmek için elmanın içini görmek gerekir, değil mi?
Ç: Evet
Ö: Elmanın içini kim görebilir? Ağaç, toprak görebilir mi?
Ç: Hayır öğretmenim onların gözü yok.
Ö: Öyleyse bu elmayı yaratan Yaratıcımız bu çiçeği elmayı yaratırken çizmiş, değil mi?
Ç: Evet.
Ö: Öyleyse çocuklar, Yaratıcımız elmanın hem içini hem de dışını görüyor ve görerek yaratıyor, değil mi?
Ç: Evet.
Öğretmen aynı şeyi havuç için de yapar. Havucu yatay kesince ortaya çıkan iris şeklini gösterir ve havucun göze çok faydalı olduğunu söyler. Cevizi kırar ve beyne benzediğini resimlerle çocuklara gösterir. Peki bu kabukların ve meyvelerin içine bu şekilleri kim çizmiştir? Aynı elma deneyi gibi tek tek sorular sorulur, basamak atlamadan, sabırla çocukların zihnen ilerlemesi sağlanır.
Çocuklar hepsine müsbet cevap verince,
Ö: Öyleyse çocuklar Yaratıcımız her şeyin iç ve dışını görüyor ve görerek yaratıyor, diyebilir miyiz?
Ç: Evet. (Son tasdikin çocuklardan gelmesi mühim, hakikati kendileri bulduklarını düşünürler.)
Ve netice: Yaratıcı = Halık her şeyin iç ve dışını görebilen bir Zattır, yani Zahir ve Batını görebilen bir Basirdir.
 
 
Son Güncelleme ( Salı, 27 Aralık 2011 23:16 )  

Yorumlar  

 
# a nebil soyer 2011-12-30 05:26 Kendinizi heba etmemelisiniz, biraz da konularla ilgili sanat, estetik, bilim tarihi, bilimlerin abcsi okursanız(belki de okumuşsunuzdur, itham etmeyeyim)sinem a teori kitapları, drama, roman ve eleştiri, hikaye sanatı gibi konularda biraz derinleşirseniz o zaman eserlere çok daha farklı ve farklılığını görerek bakarsınız. Biz hazine içinde ama hazineden istifade veya altını olan ama kuyumcusu nadir bir topluluğuz. Kendine söz ver, çalışmak, üretmek, insanları etkilemek, ilimden haz almak bunlar büyük ilahi vergilerdir, ama çok çalışmak gerekir. Dünyanın kısır zevklerine deymez bu hayat, insan kendi kendine yeterse başkalarına da yeter. Jobsun dediği gibi her gün son günümmüş gibi yaşadım. Cevap | Alıntı | Alıntı
 

Yorum ekle

Bediüzzaman Hazretleri gibi, yazarın hakkını teslim ederek kibarca eleştiri yapılmasını rica ederiz.


Güvenlik kodu
Yenile

Mail Listemize Abone Olun

Reklam

Duyurular

Reklam

Son Eklenenler

Reklam
Şuanda 123 konuk çevrimiçi

Son Yorumlar

  • DİL YARASI
    Hamid Kardeşim, Tavsiyeleriniz için teşe...
    20.05.12 12:43
    Yazan: Rafet KALYONCU
  • DİL YARASI
    Rafet Kardeşim, Önce millyetçilik nedir ...
    18.05.12 16:44
    Yazan: Hamid
  • Bediüzzaman’ın Duygu Seyirleri
    s.a. Maşallah üstadımızın bir vechi ve h...
    15.05.12 07:48
    Yazan: İbrahim TEZCAN
  • DİL YARASI
    Geçmişte Türkçülük adına ırkçılık yapanl...
    14.05.12 18:20
    Yazan: Rafet KALYONCU

Çok Okunanlar

free hit counter