Şu An Buradasınız: Anasayfa RİNET Çalıştay 1. Eğitim Çalıştayı 21. YÜZYIL BECERİLERİ VE RİSALE-İ NUR ÖĞRETİMİ

Risale Akademi

21. YÜZYIL BECERİLERİ VE RİSALE-İ NUR ÖĞRETİMİ

e-Posta Yazdır PDF



1. Eğitim çalıştayı sunumudur.




A-21.
YÜZYIL BECERİLERİ
 
Büyüyen açık
21. Yüzyıl toplumlarının ve insanın ihtiyaç duyduğu bilgi ve beceriler ile öğrencilerin okulda öğrendikleri bilgi ve beceriler arasındaki boşluk gittikçe büyümektedir
 
21. Yüzyıl öğrenme çerçevesi nedir?
21. Yüzyıl bilgi ve becerilerini dikkate alarak, Risale-i Nur’un öğrenme, öğretme ve öğrenileni yaşama geçirme becerilerini toplumun ortak vizyonunu haline getirmektir.
 
21. Yüzyıl Risale-i Nur talebesinin becerileri neler olmalıdır?
İş hayatında ve özel hayatta, 21. yüzyılın bilgi, beceri ve uzmanlık alanlarında yeterliliğe sahip bir model olmasıdır.
  • Yaşam ve Kariyer Becerileri
  • Öğrenme ve Yenilikçilik becerileri
  • 21. Yüzyıl öğrenme alanları-konuları
  • Bilgi, Medya ve Teknoloji okuryazarlığı becerileri
21. yüzyıl konuları nelerdir?
          Risale dilini ve Türkçeyi güzel ve etkili kullanmak  
          Sanat becerileri
          Bilimsel düşünme      
          Matematik becerileri 
          Dünya dillerini bilme            
          Demokrasi ve vatandaşlık bilinci
          İktisat/Ekonomi
          Dünya coğrafya
          Tarih
 
21. Yüzyıl konularının hedeflediği ve odaklanılması gereken ana bağlantılar
          Global bilinç ve evrensellik
          Vatandaşlık okuryazarlığı
          Sağlık okuryazarlığı
          Finansal, ekonomik, iş ve girişimcilik okuryazarlığı
 
 
B-ÖĞRENME VE YENİLİKÇİLİK BECERİLERİ
 
Gençleri, 21. Yüzyılın karmaşık yaşamına ve iş hayatına hazırlamaktır. 
Bu hazırlığın temel yaklaşımı: 
          Buluşçuluk ve yenilikçilik becerileri
          Eleştirel düşünme
          Problem çözme becerileri
          İletişim ve işbirliği
          Hayat boyu yenilikçi ve özgün olmayı benimseme ve gösterme
          Öteki ile yeni fikirleri cesurca geliştirme, uygulama ve iletmeyi başarma
          Yeni fikir ve yaklaşımlara açık olma ve yürütülmesinde sorumluluk üstlenme 
          Yenilik gerçekleşinceye kadar, buluşçuluğu somut hale getirip harekete geçme ve fikir sahibine destek sağlama
          Hayat boyu yenilikçi ve özgün olmayı benimseme ve gösterme
          Öteki ile yeni fikirleri cesurca geliştirme, uygulama ve iletmeyi başarma
          Yeni fikir ve yaklaşımlara açık olma ve yürütülmesinde sorumluluk üstlenme 
          Yenilik gerçekleşinceye kadar, buluşçuluğu somut hale getirip harekete geçme ve fikir sahibine destek sağlama
 
Eleştirel düşünme & Problem çözme
          Akılcı uygulamalar yapma
          Karmaşık durumlarda seçim yapma ve kritik karar verme
          Sistemleri birbiriyle ilişkilendirerek anlama
          Daha iyi çözümler üretme, farklı görüşleri ortaya çıkarmak için özgün ve güvenilir sorular sorma
          Bir problemi çözmek ve soruları cevaplandırmak için bilgiyi analiz etme ve sentezleme
 
İletişim ve İşbirliği becerileri
          Düşünce ve fikirleri netleştirmek ve bunları açık bir şekilde yazarak ve söyleyerek ifade etme
          Farklı özellikleri olan bir takımla birlikte etkili çalışma ve yeteneklerini gösterme
          Bir amacı başarmak için gerekli esneklik ve gönüllülüğü oluşturma
          Takım çalışmasında işbirliği yapma ve sorumlulukları paylaşma
 
Bilgi okuryazarlığı, Medya okuryazarlığı ve Teknoloji okuryazarlığı becerisi
21. Yüzyıl insanı yoğun bilgi, hızlı değişen teknoloji ve yayılan medya içinde yaşamaktadır. Böyle bir yüzyılda etkili olabilmek için bilgi, medya ve teknoloji okuryazarlığı becerilerini etkili kullanma durumundadır. Kritik düşünebilmek için gerekli beceriler:
         Bilgi okuryazarlığı
        Medya okuryazarlığı
      Bilgi ve iletişim teknolojileri okuryazarlığı
 
Bilgi, İletişim, Medya ve Teknoloji okuryazarlığı
Bir problemi çözmek amacıyla; bilgiyi, en az maliyet, en az zahmet ve en kısa bir sürede erişme; bilgiyi tüm özellikleriyle eleştirel değerlendirme; bilgiyi doğru ve buluşçu bir yaklaşımla kullanma.
          Sahip olunması istenilen bilgiye ulaşmada ve kullanmada etik/ahlaki ve yasal çerçevede kalma
          Medya mesajlarının nasıl yapılandırıldığını, medya standartlarını, medya araçlarını, kullanım alanlarını anlama
          Medya üretenlerin mesajlarını nasıl anladıklarını; mesajları okuyanların mesajları nasıl yorumladıklarını ve medyanın toplumda inanç ve değerler üzerindeki etkisini anlama
          Medya üzerinden ulaşılan bilgiyi kullanmada etik/ahlaki ve yasal çerçevede kalma
          Bilgi ekonomisinin fonksiyonlarını geliştirmek için bilgiye erişme, değerlendirme, entegre etme, yönetme ve iletişim araçlarını (dijital teknolojiyi vb.) kullanma
          Teknolojik araçları etik/ahlaki ve yasal çerçevede; araştırma, organize etme, değerlendirme ve iletişim amacıyla kullanma
 
 
C-YAŞAM VE KARİYER BECERİLERİ
 
Bugünün dünyası ve çalışma çevresi düşünme ve içerik bilgisinden daha fazlasını istemektedir. Böylesine karmaşık bir yaşam ve çalışma ortamı bilgi çağının yarışmacı insanının iş ve meslek yaşamında daha becerikli olmasını gerektirmektedir. Bunlar:
      Esneklik & Uyumluluk
      İnisiyatif alma & Kendini yönetme
      Sosyal & Kültürler arası beceriler
      Üretkenlik & İzlenebilirlik
      Liderlik & Sorumluluk
 
Esneklik ve Uyumluluk
          Çeşitlenmiş rolleri ve sorumlulukları üstlenme
          Önceliklerin değiştiği bir belirsizlik ortamında etkili çalışma  
 
İnisiyatif alma ve Kendini yönetme
          Öğrenme ihtiyaçlarını, öğrenme stilini ve anlama tarzını yönetme
          Tecrübe kazanmak için fırsatları değerlendirme; öğrenmeyi keşfetme ve uygulama
          İnisiyatif almada bir profesyonel gibi davranma
          Bir yönlendirme olmadan görevleri tanımlama, önceleme ve tamamlama
          İş yükünü yönetme ve zamanı etkin kullanma
          Yaşam boyu öğrenme yükümlülüğünü gösterme
 
Sosyal ve Kültürler arası beceriler
          Öteki ile uyum içinde çalışma ve üretken olma
          Gerektiğinde grup zekâsına uyum sağlama ve birlikte çalışma
          Çalışma kalitesi ve yeniliği artırmak için farklılıklar arasında köprü kurma
 
Üretkenlik Ve Hesap verebilirlik
          Yüksek standartlara sahip iş yapma
          Güvenilir, ahlaklı ve özenli çalışma ve üretme
          Yaptığı işlerin hesabını verebilir ölçüde şeffaf olma
 
Liderlik Ve Sorumluluk
          Kişiler arası ve problem çözme becerilerini kullanarak birlikte olduğu kişileri amaçlara yönlendirmede rehberlik yapma 
          Genel amaca ulaşmak için ötekini motive etme
          Ahlaki ve ihlâslı davranışlar sergileme
          Hayalindeki toplumun ilgilerine ilişkin sorumluluk alma
 
 
D-21. YÜZYIL BECERİLERİNİ ORTAYA ÇIKARAN SİSTEMLER
 
          Standartlar ve yeterlilikler
          Öğretim programları ve ölçme
          Mesleki gelişim
          Öğrenme çevresi
 
Standartlar ve yeterlilikler
          21. yüzyıl becerilerine, muhtevasına ve uzmanlaşmaya odaklanma
          21. yüzyıl disiplinler arası becerilerin müfredat özlerini inşa etme
          Yüzeysel bilgiden çok derin anlayışları vurgulama
          Öğrencileri hayali konularla değil, gerçek dünyanın anlamlı problemlerini, gerçek hayat becerilerini anlamaya yönelik datasıyla, araç-gereçleriyle meşgul etme
          Çoklu araçlarla yeterlilikleri ölçme
 
Becerilerin değerlendirilmesi
          Etkili sınıf içi izleme ve yerleştirme testleri gibi değerlendirme araçlarıyla değerlendirme yapmayı desteklemek
          Örtük öğrenme yoluyla, okul dışında öğrenen öğrencilerden geri bildirim almayı vurgulamak
          21. yüzyıl becerilerinin değerlendirilmesinde, hem izleme ve yerleştirme testlerini, hem de teknoloji destekli ölçme araçlarının kullanma ve önerme
          21. yüzyıl becerilerinde ustalaştıklarını öğretmenlere ve geleceğin işverenine ispatlamaları için, öğrencilerin portfolyolarını geliştirmelerine destek verme 
          21. yüzyılın beceri bileşenlerine ve bunların hangi seviyede olduklarına ulaşmak, eğitim sisteminin etkinliğini ölçmek amacıyla portfolyo değerlendirmeleri yapmak
 
Öğretim programları ve öğretim materyalleri
          21. yüzyıl becerilerini disiplinler arası konularla ve kazanımları da içeren belirli bir öğretim programı ile öğretmek
          Yetenek ve yeterlilik temelli bir öğrenme için 21. yüzyıl becerilerinin öğrenilmesine ve uygulanmasına odaklanmak
          Destekleyici teknolojiyi kullanarak, problem çözme tabanlı yaklaşarak ve diğer yüksek becerilerle yaklaşarak, yenilikçi öğrenme tekniklerini desteklemek
          Okul duvarlarını aşan ve toplumla entegre olmuş bir okul oluşturmayı cesaretlendirmek
 
Mesleki gelişim
          Öğretmenlerin 21. yüzyıl becerileri, öğretme araçları ve stratejileriyle donanması; bu becerileri farklı öğretim yöntem ve teknikleriyle sınıfa yansıtması gerektiğini anlama
          Proje tabanlı bir öğretim ile doğrudan öğrenme ve öğretme
          Problem çözme, eleştirel düşünme gibi 21. yüzyıl becerilerinin nasıl derinlikli düşünülmesi gerektiğini gösterme
          Öğretmenler için 21. yüzyıl mesleki öğrenme toplumunun çok farklı sınıflarda gerçekleşeceğini destekleme
          Öğrencilerin öğrenme stillerini, zekâ türlerini, güçlü ve zayıf yönlerini ortaya çıkarmaları için öğretmenleri eğitme
          Öğretmenleri, yeteneklerini ve öğretim stratejilerini geliştirmeleri, böylece öğrencilerin farklı öğrenmelerini keşfetmeleri ve farklı öğretim yöntemleri uygulamaları için destekleme
          Öğrencilerin 21. yüzyıl becerilerinin geliştirilmesini destekleme ve sürdürme
          Sanal veya gerçek, yüz yüze veya online olarak toplumların bilgiyi paylaşma ve uygulama becerilerini paylaşma
          Mesleki gelişimi sürdürülebilir ve ölçülebilir kılma
  
Öğrenme çevresi
          21. yüzyıl becerilerini kazandırma ve öğretme amacıyla insan desteği veya fiziksel çevre ile öğrenme pratikleri geliştirme
          21. yüzyıl becerilerinin en iyi uygulamalarını ortaya çıkarmak için profesyonel toplumun öğretmenlerini destekleme
          Proje tabanlı düşünceler gibi, 21. yüzyılın gerçek dünyasına ilişkin olarak öğrencileri yönlendirme
          Öğrenmeyi kaliteli gerçekleştirmek için öğrenme araçlarını, teknolojiyi ve kaynakları yönetme
          Takım veya kişisel öğrenme kalitesini artırmak için öğrenme çevresi olarak mimari veya iç mimari dizaynını sağlama
          Online veya yüz yüze, öğrenmeye toplumsal veya uluslararası katılımı sağlama
 
 
E-RİSALE-İ NUR’UN GENEL VE TEMEL BECERİLERİ
 
1-ELEŞTİREL DÜŞÜNME
Yargıya varma ve mantıklı sonuçlara ulaşma
Olaylar ve olgular arasında ilişki kurma,
Bildiklerini ve bilmediklerini ayırt etme
 
Evet, bir sineği ihyâ eden bütün hevâmı ve küçük hayvânâtı icad eden ve arzı ihyâ eden Zât olacaktır. Hem Mevlevî gibi zerreyi döndüren kim ise, müteselsilen mevcudatı tahrik edip, tâ şemsi seyyârâtıyla gezdiren aynı Zât olmak gerektir. Çünkü kanun bir silsiledir; ef’âl onunla bağlıdır. (Mektubat sh: 334)
(OLAYLAR VE OLGULAR ARSINDA İLİŞKİ KURMA VE ÖZGÜN FİKİRLER İLERİ SÜRME)
 
Bediüzzaman, hangi yaş ve tahsil seviyesinde olursa olsun, bütün insanların diz dize oturup bir arada ve beraberce istifade edebileceği eserler te’lif etmiştir.
Bu eserleri tahsil için ne mekân, ne zaman ve ne de maddi imkâna gerek yoktur.
Her zaman ve mekânda bunlardan faydalanmak mümkündür.
Dolayısıyla Bediüzzaman’ın eserleri, girdiği her yeri aydınlatmış, hapishaneleri birer Medrese-i Yusufiyeye, mektepleri birer tefekkürhaneye, fabrikaları birer ibadethaneye ve haneleri saadet saraylarına çevirmiştir. Bediüzzaman eski medreselerin beş-on senede verdiği eğitimi, Nur medreselerinin beş-on haftada temin edebileceğini belirtir.” Bediüzzaman Said Nursî,(Emirdağ Lahikası, I:245.İstanbul, Sinan Matbaası, 1959)
(OLAYLAR VE OLGULAR ARASINDA İLİŞKİ KURMA VE KARŞILAŞTIRMA YAPAMA VE YARGIYA VARMA)
 
2-BULUŞÇU DÜŞÜNME (mücedditliği)
 
Özgün ve yeni fikirler oluşturma, Sıra dışı bağlantılar kurma, Risk alma cesaret gösterme meydan okuma
Küfre karşı imân gücü...
Bâtıla karşı hak gücü...
Hurafelere karşı ilim gücü...
Ölüme ve tehditlere kar kahramanlık gücü...
Bediüzzaman’ın Rus Generali Nikolaviç ile olan kıssası, onun bu cesaret ve gücüne canlı bir misaldir.
Şeriatı tatbik etmek isteyen bir harekete katıldığı gerekçesiyle mahkemeye sevkedilen Bediüzzaman’ın mahkemedeki tavrı da bu güce canlı bir misâldır. O gün mahkemeye, pencereden bakıldığında dışarıda idam edilmiş 15 kişinin cesetlerinin görüldüğü bir manzaraya sahipti. Mahkeme Reisi sorar:
“Sen de Şeriat istedin mi? İşte şeriatı isteyenler böyle asılırlar.”
Bediüzzaman’ın ise cevabı şudur:
“Şeriatın bir hakikatına bin ruhum olsa feda etmeye hazırım.
“Ben hapishane denilen âlem-i berzahın kapısında durmuşum ve darağacı denilen istasyonda âhirete giden şimendiferi(tren) bekliyorum.
“Bu hükümet, zaman-ı istibdatta akla husumet ederdi. Şimdi de hayata adavet ediyor. Eğer hükûmet böyle olursa yaşasın cünun! Yaşasın mevt! Zalimler için de yaşasın Cehennem!”
“Âlimler ıslâh olursa, âlem de ıslâh olur.” Evet, âlim ıslâh olursa, âmirler de ıslâh olur. Âmirler ıslâh olursa, onların işleri de sâlih olur.
(Prof. Dr. ABDÜLVEDUD ÇELEBİ, Ezher Üniversitesi – MISIR, 27-29 Eylül 1992, “İslâm Dünyasının 20. Asırda Yeniden Yapılanması ve Bediüzzaman Said Nursî”) .
(ÖZGÜN VE YENİ FİKİRLER OLUŞTURMA, RİSK ALMA, CESARET GÖSTERME VE MEYDAN KUMA)
 
         “Ben cemiyetin iman selâmeti yolunda âhiretimi de feda ettim. Gözümde ne Cennet sevdası var, ne Cehennem korkusu. Cemiyetin, yirmibeş milyon Türk cemiyetinin imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun. Kur’ân’ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa Cenneti de istemem, orası da bana zindan olur. Milletimizin imanını selamette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken gönlüm gül-gülistan olur”9
Bediüzzaman Said Nursî,Tarihçe-i Hayat. (İstanbul:Sinan Matbaası,1960) s.524.
(MEYDAN OKUMA RİSK ALMA CESARET GÖSTERME)
 
«Madem hakikat budur; biz de bütün kuvvetimizle deriz:
Ey dinini dünyaya satan ve küfr-ü mutlaka düşen bedbahtlar! Elinizden ne gelirse yapınız. Dünyanız başınızı yesin ve yiyecek. Yüzer milyon kahraman başlar feda oldukları bir kudsî hakikate ba­şımız dahi feda olsun! Her ceza ve idamınıza hazırız. Hapsin harici, bu vaziyette, yüz derece dahilinden daha fenadır. Bize karşı gelen böyle bir istibdad-ı mutlak altında hiçbir hürriyet-ne hürriyet-i ilmiye, ne hürriyet-i vicdan, ne hürriyet-i diniye-olmamasından, ehl-i namus ve diyanet ve tarafdar-ı hürriyet olanlara ya ölmek veya hapse girmekten başka bir çare kalmaz. Biz de [1][6]”İnnalillahi ve inna ileyhi raciun” diyerek Rabbimize dayanıyoruz.»
 (Şualar syf 280)
( RİSK ALMA CESARET GÖSTERME MEYDAN OKUMA)
 
Madem hakikat budur. Size ihtar ediyorum: Kur’ân’a dayanan Risale-i Nur ile mübareze etmeyiniz. O mağlûp olmaz, bu memlekete yazık olur.HAŞİYEO başka yere gider, yine tenvir eder. Hem eğer başımdaki saçlarım adedince başlarım bulunsa, her gün biri kesilse, hakikat-i Kur’âniyeye feda olan bu başı zındıkaya ve küfr-ü mutlaka eğmem ve bu hizmet-i imaniye ve nuriyeden vazgeçmem ve geçmem.»
(Şualar:351)
RİSK ALMA CESARET GÖSTERME MEYDAN OKUMA)
 
3-ARAŞTIRMA
Soru sorma, gözlem yapma, tahmin etme, veri toplama, verileri kaydetme, araştırma sonuçlarını sunma
Bilim acziyetini itiraf etmeli, her soruya cevap bulamayacağını kabul etmelidir. (Bilakis bilim ilerledikçe cevaplanması gereken sorular da artmaktadır.) Bulunan cevapların da günün birinde yanlış çıkabileceği unutulmamalı, bilimsel bulgular, ilahi naslar gibi empoze edilmemelidir. Bilim yaptıklarını iddia edenler, bilim dışı diye vasıflandırdıkları bilgi kaynaklarına da bilimsel (en azından ön yargısız) yaklaşmalıdırlar. Bu kaynakların başında şüphesiz din gelmektedir. Batı fikir dünyasında bilim ve din ilişkisi üzerindeki hemen hemen bütün tartışmalar Hıristiyan dini esas alınarak yapıldığı için, İslam dinini bağlayıcı yönleri pek az olsa gerektir. Gerçekten de gerek Kur’an ve Sünnete, gerekse İslam düşünce tarihine tarafsız bir bakış bu konuda art niyetli olmayan herkesi ikna etmeye yetecektir. İslam’a göre en esaslı realite Allah’ın varlığı ve birliği hakikatidir. Allah’ın birliği “bilgi”nin de birliğini gerektirir. Bu yüzden bilgi ve bilgilenme metotları dini ve din dışı diye bir ayrıma tabi tutulamaz. Tevhid akidesi insan zihnini, hakikati bulma sürecinde engel teşkil edebilecek bütün aracılardan kurtarmaktadır. Sihir, fal, astroloji gibi her türlü batıl inancın, insan aklının normal çalışmasını engelleyebilecek bütün uyuşturucuların yasaklanma hikmetlerinden biri de bu olsa gerektir. Kur’an’a göre evrendeki her varlık kendilerinin üzerinde bir realiteye işaret eden bir ayettir. Kur’an hem vahyi, hem de evrendeki bütün varlık ve olayları “Kelimetullah” olarak vasıflamakta,
Bediüzzaman’ın deyimiyle insan “kâinat kitabını okuma”ya teşvik edilmektedir. İnsanın saadeti bu kitabı kendisine verilmiş maddi ve manevi bütün duygularıyla okuyup anlamasına bağlıdır. Peki, Kur’an’ın bir hükmü, bilimsel bir gözlem veya teori ile çelişirse ne yapılacaktır?
Bediüzzaman’ın Muhakemât’ın başında verdiği ölçüler bu meseleyi çözmeye yeterlidir.
 Böyle bir durumda mü’min bir bilim adamı için üç ihtimal mevcuttur:
 (1) Gözlem veya teori yanlış olabilir,
 (2) Kur’an’ın hükmünü anlama tarzımızda bir hata olabilir,
 (3) Hem gözlem, hem de Kur’anî hükmü tevilimiz yanlış olabilir. Burada asıl olan Cenab-ı Allah’ın Kur’an’daki ifadelerdeki muradının hak oluşudur. Müslüman onda şüphe edemez.
 (“Bilim üzerine bir deneme, Doç.Dr. Ahmed Yiğit, Köprü, sayfa: 38-44, No: 53, Kış 1996”).
 (BİLİMSEL ARAŞTIRMA YÖNTEMİNDE DOĞRU SORULARI SORABİLME)
 
Sayılan üç ihtimal de göz önüne alınacak ve bilimsel bir araştırma ile gerçeğe yaklaşılmaya çalışılacaktır. İslam, bilimsel araştırmanın önünü kesmek şöyle dursun, bilakis teşvik etmektedir. Sanılanın aksine Kur’an bugüne kadar ileri sürülen bütün bilim felsefelerinden daha kapsamlı ve dengeli bir bilgilenme metodu getirmiştir.
 
Bu metot insanın akıl ve vicdan ile sembolleştirilebilecek iki yönünü birden kapsamakta, insana hem maddi hem de manevi hayatını aydınlatacak bilgileri nasıl kazanabileceğini göstermektedir
 (“Bilim üzerine bir deneme, Doç.Dr. Ahmed Yiğit, Köprü, sayfa: 38-44, No: 53, Kış 1996”).
 (BİLİMSEL ARAŞTIRMA YÖNTEMİNDE DOĞRU SORULARI SORABİLME)
 
Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz, sahipsiz olamaz. Bir harf kâtipsiz olamaz, biliyorsun. Nasıl oluyor ki, nihayet derecede muntazam şu memleket hâ­kimsiz[1] olur? (Sözler sh: 49)
 (GÖZLEM YAPMA VE AKIL YÜRÜTME BECERİSİ)
 
Evet, kemik gibi bir kuru ağacın ucundaki tel gibi incecik bir sapta gayet münakkaş, müzeyyen (süslü) bir çiçek ve gayet musannâ(sanatlı) ve murassâ (Süslü) bir meyve, elbette gayet san’atperver, mucizekâr ve hikmettar bir Sâniin (sanatkarın) mehâsin-i san’atını zîşuura okutturan bir ilânnamedir. (Sözler sh: 68)
(GÖZLEM YAPMA VE AKIL YÜRÜTME BECERİSİ)
 
Bir köyde iki müdür, bir şe­hirde iki vali, bir memlekette iki padişah bulunsa, intizam zirüzeber olur ve insicam(uyumlu) hercümerce dü­şer. Hâlbuki sinek kanadından, tâ semâvat kandillerine kadar, o derece ince bir intizam gözetilmiş ki, sinek kanadı kadar şirke yer bırakılma­mış. (Sözler sh: 389)
(GÖZLEM YAPMA, KARŞİLAŞTIRMA YAPMA VE AKIL YÜRÜTME BECERİSİ)
 
Balarısını pek çok şeylere fihriste yapan ve kitab-ı kâinatın ekser mesâilini insanın mahiyetinde yazan ve incir nüvesinde in­cir ağacının programını derc eden ve insanın kal­bini binlerce âlemlere örnek ve pencere yapan ve beşerin kuvve-i hafızasında tarih-i hayatını taallû­katıyla beraber yazan, ancak ve ancak herşeyi ya­ratan Hâlık olabilir. Ve böyle bir tasarruf, yalnız ve yalnız Rabbü’l-Âlemîne mahsus bir hâtemdir. (Mesnevî-i Nuriye sh: 12)
(GÖZLEM YAPMA VE AKIL YÜRÜTME BECERİSİ VE GÖZLEMLERDEN YOLA ÇİKARAK BİR SONUCA VARMA)
 
Bir incir çekirdeğin­den koca bir incir ağacını ve ince bir sapla koca bir kavunu bağlayıp çıkaran kudrete hiçbir şey ağır gelmez. (Mesnevî-i Nuriye sh: 94)
(GÖZLEMLERDEN YOLA ÇİKARAK BİR SONUCA
 
          Her­ şey her şeyle bağlıdır. Bir şey her şeysiz yapılmaz.   Bir şeyi halk eden, her şeyi halk etmiştir. Öyleyse, bir şeyi yapan Vâhid, Ehad, Ferd, Samed olmak zarurîdir. (Mesnevî-i Nuriye sh: 250)
(GÖZLEMLERDEN YOLA ÇİKARAK BİR SONUCA VARMA)
 
          Sani-i Âlem olan şu kâinatın ustası, iş başında olarak şems ve kameri hangi çekiçle yerlerine ça­kıyorsa, aynı çekiçle, aynı anda zerreleri yerlerine, meselâ zîhayatların gözbebeklerinde yerleştiriyor.
         Semâvâtı hangi ölçüyle, hangi mânevî âletle tertip edip açıyorsa, aynı anda, aynı tertiple gözün per­delerini açar, yapar, tanzim eder, yerleştirir.
         Hem Sâni‑i Zülcelâl, mânevî kudretin hangi mânevî çekiciyle yıldızları göklere çakıyorsa, aynı o mâ­nevî çekiçle, beşerin simasındaki hadsiz alâmet-i farika noktalarını ve zâhirî[ve bâtınî duygularını yerlerine nakşediyor. (Mektubatsh: 391)
(GÖZLEM YAPMA VE MANTIKLI SONUÇLARA ULAŞMA)
 
 
4-İLETİŞİM
 
Dinleme, geri bildirim alma - verme, açık fikirli olma, tartışma, ikna etme, iletişim araçlarını kullanma, duygu ve düşüncelerini ifade edebilme
      Bediüzzaman içinde bulunduğu dönemdeki toplumun sorunlarını fark ederek çözüm önerileri sunmak için iletişim kaynaklarını kullanması ve Girişimciliği
SULTAN ABDÜLHAMiD HAN’A TAVSiYELER (1908)
   BÜYÜK MİLLET MECLİSİNE VERİLEN BİR BEYANNAME (1923)
İSMET İNÖNÜ’YE GÖNDERİLEN MEKTUP (1947)
MEKTUP-5
 C. H. P. GENEL SEKRETERİ HİLMİ URAN’A VERİLEN MEKTUP (1947)
MEKTUP-6
 CELAL BAYAR VE ADNAN MENDERES’E GÖNDERİLEN MEKTUP (1955)    
 
(ILETIŞIM VE GIRIŞIMCILIK BECERISI)
 
 
5-PROBLEM ÇÖZME
Problemi fark etme, problemin kime ait olduğunu belirtme, çözüm seçenekleri belirleme, veri toplama, problemi aydınlatmak için uygun sorular sorabilme, uygun çözüm yolları önerebilme ve uygulayabilme
 
         “Bizim iman derslerimiz anarşiye karşıdır, bozgunculuğa karşıdır, farmasonlar ve komünistlere karşıdır. Memleketin bütün zabıta dairelerinden sorulsun. Beş yüz bin Nur irfan mektebi talebesi hiç birinin (1940’lı yıllarda savcının belirttiği Nur talebesi sayısı) nizam ve intizama aykırı bir vukuatı var mıdır? Yoktur. Elbette yoktur. Çünkü hepsinin kalbinde nizam ve intizamın en sağlam muhafızı olan iman bekçisi vardır.”
“Hakiki bir Müslüman, samimi bir mü’min hiçbir zaman anarşiye ve bozgunculuğa taraftar olmaz. Dinin şiddetle menettiği şey, fitne ve anarşidir.”
(O DÖNEM PROBLEMLERİNİ FARK ETME VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ SUNMA)
 
         “Vicdanın ziyası, ulum-u diniyedir, (dini ilimlerdir) aklın nuru, fünun-u medeniyedir (fen ilimleri). İkisinin imtizaciyle (birleşmesiyle) hakikat tecelli eder. O, iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder (yükselir). İftirak ettikleri (ayrıldıkları) vakit, birincisinde taassup, ikincisinde hile ve şüphe tevellüd eder (doğar).”
“Şimdi hükümferma şecaat-i imaniye ve akliye ve fenniyedir. Bazan bir münevverü’l-fikir yüze mukabildir. Ecnebiler bu şecaatle galebe çalıyorlar. Yalnız şecaat-i fıtriyye kâfi değil” der ve şu tavsiyede bulunur:
“Kılıçlarınızı fen ve san’at ve tesanüd-ü hikmet-i Kur’âniye cevherinden yapmalısınız.”
A.g.e.s. 54.
(PROBLEMLERİ FARK ETME VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ SUNMA)
 
         Bilhassa Şark vilayetlerindeki maddi ve mânevî geriliğin giderilmesini, bu beldelerde eğitimle ilim ve irfanın yükseltilmesinde görür. Bunun için “ Medresetüzzehra” ismini taşıyan bir Doğu Üniversitesini teklif eder. Bu üniversitenin hedefini, teşkilatını, müfredatını, mahiyeti ve gelir kaynakları gibi temel esaslarını belirtir. Hedef ve mahiyeti ile alakalı olarak şöyle der:
         “Camiülezher Afrika’da bir-i umumiye olduğu gibi, Asya Afrika’dan ne kadar büyük ise, daha büyük bir daru’l-fünun, bir İslâm üniversitesi Asya’da lâzımdır. Ta ki, İslâm kavimlerini, meselâ, Arabistan, Hindistan, İran, Kafkas, Türkistan, Kürdistan’daki milletleri menfi ırkçılık ifsat etmesin. Hakiki, müsbet ve kudsi ve umumi milliyet-i hakikiye olan İslâmiyet milliyeti ile ‘İnneme’l-mü’minûne ihvetün’ Kur’ân’ın bir kanun-i esasisinin tam inkişafına mazhar olsun.”Nursî, Emirdağ Lahikası II:195.
(PROBLEMLERİ FARK ETME VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ SUNMA)
 
         O, sözü edilen Medresetü’z-Zehra’nın şu şartlar üzerine bina edilmesini ister:
  1. “m” ismini taşımalıdır.
2. Eski ilimleri ile yeni ilimler beraber okutulmalı. Tedrisat    dili, Arapça, Türkçe, kürtçe olmalı; ancak, Arapça vacip, Türkçe lâzım, Kürtçe caiz olmalıdır.
3. Zülcenaheyn (dini ve dünyevi ilimleri bilen) ve hem Kürtlerin ve hem de Türklerin güvenecekleri (yani unsuriyetçi olmayacak) ekrad ulemasını veya istınas etmek (ünsiyet sağlamak) için lisan-ı mahalliye âşina olanları müderris olarak intihab etmeli.
4. Ekradın istidatları ile istişare etmeli. Onların sabavet ve besatetlerini nazara almalı. (Nursî, Münazarat) (ÇÖZÜM ÖNERİLERİ SUNMA)
5. Müşterek derslerle birlikte ihtisas şubeleri teşkil etmeli.
6. Mezunlara istihdam sahası bulmalı. Buradan mezun olanlar, diğer devlet üniversitesinden mezun olanlarla eşit haklara sahip olmalı.
7. Muallim yetiştiren mektepleri, geçici bir müddet bu medresede merkezleştirmeli, tâ ki intizam ve tefeyyüz ondan buna, fazilet ve diyanet bundan ona geçsin.
8.Kürdistandaki münferid tedrisat sistemini tadil edip umumileştirmeli. (Nursî, Münazarat)
(ÇÖZÜM ÖNERİLERİ SUNMA)
 
         “Bizim düşmanımız; cehalet, zaruret, ihtilaftır. Bu üç düşmana karşı sanat, marifet, ittifak silâhıyla cihad edeceğiz.”
 (Problemi fark etme ve çözüm önerileri sunma)
 
 
6-BİLGİ KAYNAKLARINA ULAŞMA VE KULLANMA
Teknolojik ürünleri amaca uygun kullanma, gazeteleri kullanma, kütüphanelerden ve yazılı kaynaklardan yararlanma, bilgiyi bulma, bilgisayarı işletme, eldeki bilgileri kaydetme yeniden kullanabilme çoklu ortamda rapor ve sunu hazırlama.
Gazetelere yazı gönderme ve okuma, yazma, radyo dinleme, dergilere büyük doğu yazısı, emirdağ lahikası. Asıl bilgi kaynağı kurandır. Hüve nüktesi bilgi kaynakların nasıl kullanılacağını izah ediyor:
Radyoda Risale-i Nur reklamı
"Radyo ilânı da şöyle oldu. Bir reklâm pusulası yazıp Radyo Dairesine götürdüm."Oradakiler normal olarak kelimeleri saydılar. Otuz kelime vardı. Üç gün çıkmasını istedim. Vakit olarak da herkesin evine döndüğü yemek ve istirahat vakti olan akşam 7-7.30 sıralarında olmasını istedim. Bu arada bütün kardeşlere haber verdik. Üstad da dinlemek için odasından arabaya inmişti. Saat gelince spiker, 'Risale-i Nur müellifi büyük İslâm mütefekkiri Said Nur. Sözler, Lem'alar, Mektubat, İşaratü'l-İ'caz, Asa-yı Musa çıkmıştır. İsteme adresi: 'PK 444, Ulus-Ankara' diye metni okudu."Ertesi gün herkes yine r başında. Fakat saat gelip geçmesine rağmen çıkmadı. Hemen Radyo idaresine gittim. 'Para verdiğimiz halde reklâmlarımız niçin çıkmadı?' diye sordum.  
"Radyoda 20 dakika konuşma yaptım"
"Siz bizi aldatmışsınız. Köşkten bizzat Reisicumhur telefon etti. Bizi bir güzel payladı. Paranızı alın, bir daha olmaz' dediler. Fakat bu tek reklâmın büyük tesiri oldu. Birçok beraatlere vesile oldu. Mahkemede, 'Efendim devlet radyosunda reklâmı yapılan bir eser nasıl yasak olur?' diyorlardı. Hakim, Radyo Dairesinden sorunca, 'Evet yapıldı' diye cevap alınca beraat veriyorlardı."Risale-i Nurları basmak için kâğıt bulamıyorduk. Kâğıt için İzmit'e gittik. Haberini almışlar. Bize kâğıt vermediler. Tartışma çıktı, müdüre kadar çıktık, yine de alamadık. 'Biz bu memleketin evlatlarını kurtarmaya çalışıyoruz, onlar bize kâğıt vermiyorlar' diye çok kızdım ve üzüldüm. Deniz kenarında gezmeye çıktım. O günlerde Üsküdar Vapuru battı. Vapurda 200-300 çocuk varmış. Onların babaları Ankara'da bir mevlid okutmaya karar verdiler. Mevlid radyodan veriliyordu. Ben vaizdim. 'Bir konuşma yapayım' dedim. Radyo İdaresinden birisi geldi. 'Hocam sizin konuşmanız iptal edildi' dedi. Çünkü Radyo İdaresi konuşma metnini görmemişti. Gelenlere, 'Kardeşim geç kaldınız, ben konuşmaya başlıyorum' dedim ve başladım. Ayrılan süre 10 dakika olmasına rağmen, 20 dakikayı geçti."Üstada telgrafla haber vermiştim. O da arabada dinlemiş. Ve çok sevinmiş. Hadise ertesi gün gazetelerde yer aldı. Ulus gazetesi, 'Nurcular dün gece cihad ilân ettiler' diye manşet attı. Daha sonra polisler birçok arama yaptılar.
(Said Özdemir son Şahidler)
 
Birinci Nokta:
Şimdi gözümün önündeki makinecik ve radyo kabı, Kur'ân'ı dinlemek için odama getirilmişti. Baktım, on hissede bir hisse kelimat-ı tayyibeye veriliyor. Bunu da bir hatâ-yı beşerî olarak anladım. İnşaallah, beşer bu hatâsını tamir edecek. Ve bütün zemin yüzünü bir meclis-i münevver, bir menzil-i âli ve bir mekteb-i imanî hükmüne geçirmeye vesile olan bu radyo nimetine bir şükür olarak, beşerin hayat-ı ebediyesine sarf edilecek kelimat-ı tayyibe, beşte dördü olacak.
İkinci nokta:
Nur Risalelerinde denilmiş ki: "Kâinatı halk edemeyen, bir zerreyi halk edemez. Bir zerreyi tam yerinde halk edip muntazam vazifeleriyle çalıştıran, yalnız kâinatı halk eden Zat olabilir." Bu cümlenin küllî hüccetlerinden bir cüz'î hücceti şudur ki:
Kelimelerin envâının kabı ve mahfazası olan yanımdaki bu radyo makineciğindeki bir avuç hava kat'iyen gösteriyor ki, şimdi elimizde baktığımız radyo "istasyon cetveli" namındaki listede yazılı iki yüze yakın merkezden, bir saatten bir seneye kadar uzak ve muhtelif mesafelerden aynı dakikada birtek kelime-i Kur'âniye, meselâ "Elhamdü lillâh" kelâmı tam hurufatıyla ve şivesiyle ve söyleyenin mahsus sadâsının tarzıyla, bu makinedeki bir avuç havanın zerreleriyle, hiç tegayyür etmeden kulağımıza gelmek için ve muhtelif kelimat-ı Kur'âniyeyi ayrı ayrı sadâ ile, çeşit çeşit şive ile, keza hiç tegayyür etmeden ve bozulmadan bizim kulağımıza getirmek için o bir avuç havanın herbir zerresinde öyle hadsiz bir kuvvet ve ihâtalı bir irade ve bütün rû-yi zemindeki merkezlerde o Kur'ân'ı okuyan hafızların ayrı ayrı şivelerini bilecek ihatalı bir ilim ve onları bütün görecek ve işitecek muhit bir göz ve herşeyi bir anda işitebilir bir kulak olmazsa, elbette bu mucize-i kudret vücuda gelmeyecek. (Emirdağ Lâhikası (2) - Mektup No: 64
 
Üçüncü nokta:
Bu Radyo makineciğinde ve mânevî kelimat çiçeklerine saksılık eden bu kapçıktaki bir avuç havanın gösterdikleri mucizât-ı kudretten bu hakikat anlaşılıyor ki, her bir zerre, Cenab-ı Hakkı zâtıyla ve sıfâtıyla târif eder ve ispat eder. Bütün kâinatı teftiş eden hükemalar ve ulemalar, büyük ve geniş delillerle Zat-ı Vâcibü'l-Vücudun vücudunu ve vahdetini ispat etmek için bütün kâinatı nazara alırlar, sonra mârifetullahı tam elde ediyorlar. Halbuki nasıl güneş çıktığı vakit bir zerrecik cam, aynı deniz yüzü gibi güneşi gösteriyor ve o güneşe işaret ediyor. Öyle de, bu bir avuç havadaki her bir zerre de, mezkûr hakikate binaen, aynen kâinat denizindeki cilve-i tevhidi, sıfât ve kemâliyle kendilerinde gösteriyorlar.
İşte, Kur'ân-ı Hakîmin mânevî mucizesinin bir lem'ası olan Risale-i Nur bu hakikati izahatıyla ispat etmesi içindir ki müdakkik bir Nurcu, huzur-u daimî kazanmak ve mârifetullahı her vakit tahattur etmek için ve huzur-u daimî hâtırı için Lâ mevcude illâ Hû demeye mecbur olmuyor. (Emirdağ Lâhikası (2) - Mektup No: 64 )
 
Bediüzzaman Said Nursî'nin Denizli Mahkemesinde yaptığı müdafaadan bazı kısımlar
Hem biz hükümet-i cumhuriye ve esaslarından en ziyade kendimize medar-ı istinat ve onunla kendimizi müdafaa ettiğimiz hürriyet-i vicdan esası, bizim aleyhimizde medar-ı mes'uliyet tutulmuş. Güya biz hürriyet-i vicdan esasına muarız gidiyoruz!
Hem medeniyetin seyyiatını ve kusurlarını tenkit ettiğimden, hatır ve hayâlime gelmeyen bir şeyi zabıtnamelerde isnat ediyor: Güya ben Radyo, tayyare ve şimendiferin kullanılmasını kabul etmiyorum diye, terakkiyat-ı hâzıra aleyhinde bulunduğumla mes'ul ediyor!İşte bu nümunelere kıyasen, ne kadar hilâf-ı adâlet bir muamele olduğunu, inşâallah, insaflı, adaletli olan Denizli Müddeiumumîsi ve Mahkemesi göstererek, o zabıtnamelerin evhamlarına ehemmiyet vermeyecekler.
Hem en garibi şudur ki: Bir yerde demişim: Cenâb-ı Hakkın büyük nimetleri olan tayyare, şimendifer ve radyoyu, büyük şükürle mukabele lâzımken, beşer etmedi, tayyarelerle başlarına bomba yağdı. Ve radyo öyle büyük bir nimet-i İlâhiyedir ki, ona mukabil şükür ise, o radyo mlyonlar dilli bir küllî hâfız-ı Kur'ân olup, bütün zemin yüzündeki insanlara Kur'ân'ı dinlettirsin. (Tarihçe-i Hayat - Barla Hayatı)
 
Barla hayatı
 O zamanlar, Isparta havâlisinde, erkek, kadın, genç ve ihtiyarlardan binlerce Nur talebesi, hattâ Nur dershanesi olan Sav Köyü bin kalemle, senelerce Nur Risalelerini yazıp çoğaltıyorlardı. Risale-i Nur, telifinden yirmi sene sonra, teksir makinesiyle neşredilmiş ve otuz beş sene sonra da matbaalarda basılmaya başlanmıştır. İnşaallah, bir zaman gelecek, Risale-i Nur Külliyatı altınla yazılacak ve mabuat diliyle muhtelif lisanlarda okunacak ve zemin yüzünü geniş bir dershane-i Nuriyeye çevirecektir. (Tarihçe-i Hayat - Barla Hayatı)
 
ÜÇÜNCÜ MESELE
Gençlik Rehberinde izahı bulunan ibretli bir hadisenin hülâsası şudur:
Bir zaman, Eskişehir Hapishanesinin penceresinde, bir Cumhuriyet Bayramında oturmuştum. Karşısındaki lise mektebinin büyük kızları, onun avlusunda gülerek raks ediyorlardı. Birden, mânevî bir sinema ile elli sene sonraki vaziyetleri bana göründü. Ve gördüm ki, o elli altmış kızlardan ve talebelerden kırk ellisi, kabirde toprak oluyorlar, azap çekiyorlar. Ve on tanesi, yetmiş seksen yaşında çirkinleşmiş, gençliğinde iffetini muhafaza etmediğinden sevmek beklediği nazarlardan nefret görüyorlar kat'î müşahede ettim. Onların o acınacak hallerine ağladım. Hapishanedeki bir kısım arkadaşlar ağladığımı işittiler. Geldiler, sordular. Ben dedim: "Şimdi beni kendi halime bırakınız, gidiniz."
Evet, gördüğüm hakikattır, hayal değil. Nasıl ki bu yaz ve güzün âhiri kıştır; öyle de, gençlik yazı ve ihtiyarlık güzünün arkası kabir ve berzah kışıdır. Geçmiş zamanın elli sene evvelki hadisatı bir sinema ile hal-i hazırda gösterildiği gibi, gelecek zamanın elli sene sonraki istikbal hadisatını gösteren bir sinema bulunsa, ehl-i dalâlet ve sefahetin elli altmış sene sonraki vaziyetleri onlara gösterilseydi, şimdiki güldüklerine ve gayr-ı meşru keyiflerine nefretle ve teellümlerle ağlayacaklardı. (Meyve Risalesi)
 
 
On Üçüncü Sözün İkinci Makamı
Eğer mazi, yani geçmiş zamanın hadisatını bir sinema ile hâlihazırda gösterdikleri gibi, istikbaldeki ahval dahi, meselâ elli sene sonraki halleri bir sinema ile gösterilseydi, ehl-i sefahet şimdiki güldüklerine yüz binlerce nefrin ve nefret edip ağlayacaktılar.
Dünya ve âhirette ebedî ve daimî süruru isteyen, iman dairesindeki terbiye-i Muhammediyeyi (a.s.m.) kendine rehber etmek gerektir.
 
 
7-GİRİŞİMCİLİK
Risk alma, yeni fikirlere bilgi ve becerilere açık olma, kaybetmeyi göze alma deneme cesareti gösterme kendini olası eleştiri ve başarısızlıklara açık tutma grubun henüz fark edilmeyen ortak ihtiyaçlarına duyarlı olma
 
         (ILETIŞIM VE GIRIŞIMCILIK BECERISI)
SULTAN ABDÜLHAMiD HAN’A TAVSiYELER (1908)         
 BÜYÜK MİLLET MECLİSİNE VERİLEN BİR BEYANNAME (1923)
İSMET İNÖNÜ’YE GÖNDERİLEN MEKTUP (1947)
MEKTUP-5
 C. H. P. GENEL SEKRETERİ HİLMİ URAN’A VERİLEN MEKTUP (1947)
MEKTUP-6
CELAL BAYAR VE ADNAN MENDERES’E GÖNDERİLEN MEKTUP (1955)     
 
Vatikana risalelerin gönderilmesi.
 
 
8-RİSALE TÜRKÇESİNİ DOĞRU ETKİLİ VE GÜZEL KULLANMA
 
Bediüzzaman, üslûbun gerektirdiği zaruretler hariç, genelde derin fikirler manzumesi olan eserlerinde şairane ritimlerden uzaklaşmaz. Okuyucusunu şevk içinde terakki ettirir. Hülasa, Bediüzzaman, fikirlerini insana, dünyaya kâinata ulaştıran yüksek bir hitab içine saran, son derece mahir bir edibdir.
Lemaat: Hepimiz biliyoruz ki, şekil ve mananın her ikisi beraber bulunmadığı takdirde edebi bir eser ortaya konulamaz. Lemeat’ta, Bediüzzaman manaya verdiği önem kadar, edebi bir gayret sergilediği de gözlenmektedir.
“Birden bire zihnime, nazma karşı musırrâne bir arzu geldi. Sahabelerin gazevâtına dair ‘Kavl-i Nevale Sisiban’ namında bir destan vardı. Onun İlâhi tarzındaki tâbii nazmına ruhum hoşlanıyordu. Ben de kendime mahsus onun tarz-ı nazmını ihtiyar ettim. Nazma benzer bir nesir yazdım. Fakat vezin için katiyyen tekellüf yapmadım. İsteyen adam, nazmı hatıra getirmeden zahmetsiz, nesren okuyabilir. Hem nesren olarak bakmalı tâ mânâ anlaşılsın. Her kıt’ada ittisal-i mana(bir birine bağlı manalar) vardır. Kafiyede tevakkuf (tutulmasın) edilmesin. Külâh püskülsüz olur, vezin de kafiyesiz olur, nazım da kaidesiz olur. Zannımca lâfız ve nazım, san’atça cazibedar olsa, nazarı kendisiyle meşgul eder. Nazarı mânadan çevirmemek için perişan olması daha iyidir.”
Az çok şiir türünde bir çalışma olan Lemeat’tan gözlerimizi Sözler’in geniş, edebi ufkuna çevirirsek, kendimizi, tarzı fevkalâde orijinal bir edibin karşısında buluruz. Evet, o, manayı ifade etmek için dil kaidesini, istiare, mecaz, kinaye, teşbih gibi edebi sanatları nasıl kullanacağını çok iyi biliyordu. Daha da önemlisi, Bediüzzaman, üslûbun gerektirdiği zaruretler hariç, genelde derin fikirler manzumesi olan eserlerinde şairane ritimlerden uzaklaşmaz. Okuyucusunu şevk içinde terakki ettirir. Hülasa, Bediüzzaman, fikirlerini insana, dünyaya kâinata ulaştıran yüksek bir hitab içine saran, son derece mahir bir edibdir.
 
Sözler:Az çok şiir türünde bir çalışma olan Lemeat’tan gözlerimizi Sözler’in geniş, edebi ufkuna çevirirsek, kendimizi, tarzı fevkalâde orijinal bir edibin karşısında buluruz. Evet, o, manayı ifade etmek için dil kaidesini, istiare, mecaz, kinaye, teşbih gibi edebi sanatları nasıl kullanacağını çok iyi biliyordu. Daha da önemlisi, Bediüzzaman, üslûbun gerektirdiği zaruretler hariç, genelde derin fikirler manzumesi olan eserlerinde şairane ritimlerden uzaklaşmaz. Okuyucusunu şevk içinde terakki ettirir. Hülasa, Bediüzzaman, fikirlerini insana, dünyaya kâinata ulaştıran yüksek bir hitab içine saran, son derece mahir bir edibdir.
(“BEDİÜZZAMAN’IN EDEBİ GÜZELLİĞİ”, Prof. Dr. İMADÜDDİN HALİL, Musul Üniversitesi, 27-29 Eylül 1992, “İslâm Dünyasının 20. Asırda Yeniden Yapılanması ve Bediüzzaman Said Nursî”)
 
         Bediüzzaman’ın, konuların başında ve sonunda kullandığı nida üslûbu da çok tesirlidir:
“Ey kardeş!” “Nefsimle beraber dinleyen kardeşim!” “Ey Kardeşim!” “Aziz ve Sıddık Kardeşlerim!” “Ey dostum!” “Ey bedbaht nefsim!” “Ey gafil nefsim!” “Ey kardeşim, eğer bunu anladınsa gel!” v.s.Sık sık kullandığı bu nida üslûbu okuyucuyu doğrudan konuya iştirak ettirmeye sebep oluyor.
Nida bazen kişinin damarına dokunup aksi tesir yapabilir. Bunu dikkate alan Bediüzzaman, çok defa kendi nefsine hitap eder. Hakikatleri, nihayet derecede tevazu içinde başkalarına anlatır. Hakikatin parlak yüzüne engel olan nefsanî duygularını kırmak için bu yolu seçer. O, ne dediğinin idraki içindedir. Bediüzzaman gibi yüksek bir şahsiyet kendi nefsini ele alarak kötülerse, onu okuyanlar da herhalde lütfedip kendi nefislerine bakma gereğini duyacaklardır. Bediüzzaman, gaflet, cehalet, enaniyet perdelerini kaldırmak için nefsiyle dâimi bir mücadele içindedir.(“BEDİÜZZAMAN’IN EDEBİ GÜZELLİĞİ”, Prof. Dr. İMADÜDDİN HALİL, Musul Üniversitesi, 27–29 Eylül 1992, “İslâm Dünyasının 20. Asırda Yeniden Yapılanması ve Bediüzzaman Said Nursî”)
 
         Dilerseniz onun kullandığı tesirli bazı tabirlerden örnekler verelim:
         “Ebedü’l-âbâd yolculuğunda ne kadar mühim, değerli, revnaktar(parlak) bir bilet...” “Şu çiçeğe bak ki, kısa bir zamanda o çiçek tebessüm edip bize bakar, derakab (aniden) fena perdesinde saklanır... Kendisi gider, fakat onu gören her şeyin hafızasında zahirî suretini ve her bir tohumunda manevî mahiyetini bırakıp öyle gidiyor.”
         “Hatta eğer hayalen bin sene evvel kendini farz etsen, sonra o zamanın iki cenahı (kanadı) olan mazi ile müstakbeli birbirine karşılaştırsan, asırlar, günler adedince misali haşir ve kıyametin numunelerini göreceksin.”
         “Evet, her kim fikren tarihe binip mazi cihetine gitse, şu zaman-ı hazırda gördüğümüz menzil-i dünya, meydan-ı ibtilâ(imtihan meydanı) meşher-i eşya gibi, seneler adedince vefat etmiş menziller, meydanlar, meşherler, (sergiler) âlemler görecek.”
 
Bu gibi güzel ifadeler pek çoktur. Ve risalelerin her yerine dağılmıştır. Bediüzzaman, bu ifadelerde görüldüğü gibi, ebediyet, fanilik, diriliş gibi fikirler takdim eder. O güneşi, gülü, tohumu, şekil ve suretleri, menzilleri, sergileri gayesi istikametinde pek güzel kullanır. Zamanın hareketini, tarihin hükmünü de katarak fikirlerine güzel elbiseler giydirir.
(“BEDİÜZZAMAN’IN EDEBİ GÜZELLİĞİ”, Prof. Dr. İMADÜDDİN HALİL, Musul Üniversitesi, 27–29 Eylül 1992, “İslâm Dünyasının 20. Asırda Yeniden Yapılanması ve Bediüzzaman Said Nursî”)
 
         Bediüzzaman’ın edebi üslubundan örnekler vermeye devam edelim.
         Diyalog: Bediüzzaman bu diyaloglarda, tarafsız bir muhakemeden hareket ederek, kendini meydandan çeker, her iki tarafı konuşturur. Hattâ fıtrî olması için günlük hayattan alınan konuşmaları tercih eder. Ancak, bu karşılıklı diyalog içinde gerçekleri son derece sanatkârane bir şekilde derinliklerine inerek ispat eder.
Mesel: Said Nursî temsilleri sık sık kullanır. Temsil, uzak hakikatları akla yaklaştıran bir dürbün gibidir. Dikkat edilirse, Said Nursî iman hakikatlerini akıl ve kalbe yerleştirmek için meseleyi, hayattan alınmış müşahhas örneklerle canlandırıyor. Örnek:
“Demek derd-i maişet için namazını terk eden, o nefere benzer ki, tâlimi ve siperini bırakıp çarşıda dilencilik eder. Fakat namazını kıldıktan sonra Cenab-ı Rezzak-ı Kerimin matbaha-i rahmetinden tayinatını (yiyeceğini) aramak, başkalara bâr (yük) olmamak için bizzat gitmek güzeldir, mertliktir.”
“Gel bu geniş ovaya çıkacağız. İşte o ova içinde yüksek bir dağ var. Üstüne çıkacağız; tâ bütün etrafı görülsün. Hem her şeyi yakınlaştıracak güzel dürbünleri de beraber alacağız. Çünkü bu acip memlekette acip işler oluyor. Her saatte hiç aklımıza gelmeyen işler oluyor. İşte bak! Bu dağlar ve ovalar ve şehirler birden değişiyor. Hem nasıl değişiyor. Öyle bir tarzda ki, milyonlarla birbiri içinde işler gayet muntazam surette değişiyor. Âdeta milyonlar mütenevvi kumaşlar birbiri içinde beraber dokunuyor gibi pek acip tahavvülât (değişimler) oluyor. Bak, o kadar ünsiyet (alışkanlık) ettiğimiz ve tanıdığımız, çiçekli miçekli şeyler kayboldular. Muntazaman yerlerine ve mahiyetçe onlara benzer, fakat suretçe ayrı başkaları geldiler. Âdeta şu ova, dağlar, birer sahife; yüz binlerle ayrı ayrı kitaplar içinde yazılıyor. Hem hatasız, noksansız olarak yazılıyor. İşte, bu işler yüz derece muhaldir ki, kendi kendine olsun.”
 
Hikâye: Bazen hikâye, bazen da bir kıssa, Bediüzzaman’ın kullandığı diğer bir üslûp tarzıdır. Gerçekleri akla kabul ettirmek ve gerçeğin bütün yönlerini açığa çıkarmak ve meselenin tesir gücünü artırmak için bu tarzı tercih etmektedir. Hikâye ve misâl birer belâğat unsurudur, edebî türdür.
 
Örnek:“Şöyle ki: Bedevî Arap çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki, bir kabile reisinin ismini aslın ve himayesine girsin. Tâ, şakîlerin şerrinden kurtulup hâcatını tedarik edebilsin. Yoksa tek başıyla hadsiz düşman ve ihtiyâcatına karşı perişan olacaktır.
“İşte böyle bir seyahat için iki adam sahraya çıkıp gidiyorlar. Onlardan birisi mütevazı idi. Diğeri mağrur. Mütevazii bir reisin ismini aldı. Mağrur almadı... Alanı her yerde selâmetle gezdi. Bir katiü’t-tarike rast gelse, der: ‘Ben filân reisin ismiyle gezerim.’ Şaki defolur, ilişemez. Bir çadıra girse o nam ile hürmet görür. Öteki mağrur bütün seyahatinde öyle belâlar çeker ki, tarif edilmez. Dâima titrer, dâima dilencilik ederdi. Hem zelîl, hem rezil oldu.
“İşte ey mağrur nefsim! Sen o seyyahsın. Şu dünya ise, bir çöldür. Aczin ve fakrın hadsizdir. Düşmanın, hâcatın nihayetsizdir. Madem öyledir, şu sahranın Malik-i Ebedîsi ve Hâkim-i Ezelîsinin ismini al. Tâ bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisatın karşısında titremeden kurtulasın.”
Birinci Söz’den 22. Söz’e kadar bu şekilde pek çok hikâyeye rastlıyoruz. Bütün bu hikâye ve remizlerde hakikatın her yönüne işaret ve delâlet eden hususlar ortaya çıkar. Bediüzzaman madde âlemin-den çıkıp gayb âlemlerine yükselir. Oralara çıkmak için günlük hayattan anahtar hükmünde kelime ve remizler uzatır.
 
Ritim: Ritim: Bediüzzaman Said Nursî’nin çok takdir ve hayranlık duyduğum şâirâne üslûbunu gösteren bir özelliğidir. Bu estetik üslûp, bir noktadan başlayıp melekût âlemine doğru kanat açar. Bütün engelleri aşarak semâlara yükselir. Ruh âlemlerinin en nihâî köşelerine kadar ulaşır, gayb âlemlerinde cevelan eder. Zaman zaman bu âleme dönmeyi de ihmal etmez. Zira bu âlemde henüz doğru yoldan nasipsiz olanlar onun himmet elini beklemektedir. Onların önüne binlerce delil serer; karanlık dehlizlerden nurlu âlemlere bu sayede çıkarır. Bu âlem de Kur’ân ve Resulünün sünnetidir.
(“BEDİÜZZAMAN’IN EDEBİ GÜZELLİĞİ”, Prof. Dr. İMADÜDDİN HALİL, Musul Üniversitesi, 27-29 Eylül 1992, “İslâm Dünyasının 20. Asırda Yeniden Yapılanması ve Bediüzzaman Said Nursî”)
 
         Risale-i Nuru okuyan insanın gözüne ilk çarpacak olan şey, eserlerin kâinatla çok yakın bir ilgi içinde olduklarıdır. Risale-i Nuru tetkik eden insan, Bediüzzaman’ın kâinattaki her güzel varlıkla âdeta konuştuğunu, ülfet ve muhabbet içinde anlaştığını hisseder.
Onun kâinatla bu yakın alâkası, atomlardan başlayıp tâ kâinatın en geniş ve büyük galaksilerine kadar uzanır. Dünyadaki canlı ve cansız varlıklardan kâinatın en mükemmel varlığı olan insana, oradan da bütün maddî engelleri aşarak gayb âlemlerine intikal eder; bu âlemlerle dâimi bir irtibat kurar ve o âlemden insanın dünyasına mânevî tatlar, kokular ve ruhu heyecana getiren tehassüsler getirir.
Bediüzzaman Said Nursî eserlerinde bu fikrî seyahati devamlı yapıyor. Bu seyahatin daha güzel ve mütekâmil şekillerini ise gayb âlemlerinde gerçekleştiriyor. İnsan ruhuyla muhavere ediyor, iç âlemlere nüfuz ediyor. Sonra melekût âlemindeki ruhanilerle; sonra ölüm, haşir ve dirilme, kıyâmet, hesap, azap ve mükâfatla bu seyahatini sürdürüyor. Oradan Cennetin güzelliklerine geçiyor ve onları bize dünyadaki benzerleri ve nümuneleri ile anlatıyor. Bütün bu fikrî seyahatler sırasında güzeller güzeli Resulullahı (a.s.m.) hiç unutmuyor. Varlıklar üzerinde ve gayb âleminde onun görüp haber verdiği güzellikleri terennüm ediyor.
Bediüzzaman aynı zamanda Kur’ân’ı ve onun güzelliklerini de ihmal etmiyor. Onun îcaz, belağat ve yüksek mânalarına ait risaleler kaleme alıyor.
Sonra okuyucusunun elinden tutup, Cemâl ve Celâl-i İlâhinin semâsına yükseltiyor. Efendimizin (a.s.m.) ifade buyurdukları “ihsan” makamına erdiriyor, “İhsan” makamını şu hadis-i şerifle öğreniyoruz:
“İhsan, Allah’ı görür gibi ibadet etmendir. Sen Onu görmüyorsan da O seni görüyor.”
Güzellik mefhumu Sözler şelâlesinde bütün teferruatıyla baştan sona öyle çağlıyor ki, âdeta kelimeler canlanıyor, varlıklar dile geliyor, güzelliklerini kendileri anlatıyor.
(“BEDİÜZZAMAN’IN EDEBİ GÜZELLİĞİ”, Prof. Dr. İMADÜDDİN HALİL, Musul Üniversitesi, 27-29 Eylül 1992, “İslâm Dünyasının 20. Asırda Yeniden Yapılanması ve Bediüzzaman Said Nursî”)
 
 
9-KARAR VERME
Karar alternatifleri üretme kararların sonuçlarını düşünebilme en uygun kararı verebilme verilen kararın sonuçlarını ve sorumluluğunu üstlenme
 
      Şeyh Said isyanına katılmasına karşı yapılan ısrara rağmen bediüzzamanın karşı çıkması, bu probleme alternatif bir çözüm önermesi, önerdiği çözümün uygulamaya koyarak başkalarının bu isyana katılmasını engellemesi
      (Kararların sonuçlarını düşünebilme, en uygun kararı alma, karar Alternatifleri üretme, kararın sonuçlarını ve sorumluluğunu üstlenme )
 
      Problem çözüm merkezi olarak görülen TBMM tarafından çağırılmasına ve güzel imkânların teklif edilmesine rağmen halkın imanının kurtuluşu için risale-i nur yolunu tercih etme. Yapılan sürgünlere rağmen verdiği kararın arkasında durma.
 
10-KAYNAKLARI ETKİLİ KULLANMA
Zaman ve parayı materyal olarak kullanma, bilinçli tüketici olma,iktisat ve şükrün gerekliliklerini yapma, çevre bilinci geliştirme ve çevredeki kaynakları etkili kullanma, planlama ve üretim, çevredeki eşyaları tanıma anlama ve kullanma, çevreye zarar vermenin kendisine zarar vermek olduğunu kavratma, çok fazla abur cubur tüketmeme, doğal gıdalar ve taze meyveler kullanma, reklamların tüketime yönlendirme etkisini kavramasını sağlama Bediüzzaman çocukluk ve gençliğinden başlayarak çok iyi bir tabiat gözlemcisi olmuştur.
(GÖZLEM YAPMA-BİLİMSEL YÖNTEM
 
         Tillo’da kapandığı türbe hücresinde Kamus’u ezberlerken, köylülerin kendisine getirdiği çorbayı “Cumhuriyetçi olarak” tavsif ettiği karıncalarla paylaşmış.
 (ÇEVRE BİLİNCİ GELİŞTİRME VE OLAYLAR ARASINDA BAĞLANTI KURMA)
 
         Kertenkele öldüren bir talebesine “Onları sen mi yarattın? Diyerek çıkışmıştır. Hapishanenin ilaçlanmasıyla sineklerin öldürülmesinden son derece müteessir olmuş ve bunun üzerine “Sinek Risalesi” olarak bilinen küçük bir eser yazmıştır.
ÇEVREYE ZARAR VERMENİN KENDİSİNE ZARAR VERMEK OLDUĞUNU KAVRATMA VE ÇEVRE BİLİNCİ GELİŞTİRME)
 
         Barla’ya sürgüne gönderilirken, kendisine eşlik eden kır bekçisinin havalanan kekliklere ateş etmesine engel olmuş, “şimdi yavrulama zamanıdır” demiştir.
(BİLİNÇLİ TÜKETİCİ OLMA VE KAYNAKLARI PLANLI KULLANMA)
 
Başta Barla’da kaldığı evin önündeki Çınar ağacı olmak üzere, kaldığı yerlerdeki varlıklarla adeta bir ünsiyet ve dostluk bağı kurmuştur. Tüm mahlûkatla hikmet, şefkat ve merhamete dayalı bir ilişki şekli geliştirmiştir.
(ÇEVREYİ TANIMA, ANLAMA VE DUYARLI OLMA BECERİSİ )
 
 
11-ÖZ DENETİM
Ahlaki (Etik) davranma, meşru sınırlarda eğlenme, kendini tanıma ve kişisel gelişimin izleme, duygu yönetimi, kariyer planlama, sorumluluk, zamanı ve mekânı doğru algılama, katılım, paylaşım, iş birliği ve takım çalışması yapma, liderlik, farklılıklara saygı duyma
 
“Biz demiyoruz ki, muhabbet etme, sevme! Belki diyoruz ki, muhabbetini Allah yolunda ve Onun rızası dairesinde kullan.” Sadece hissiyatın tatmininden ibaret olan zevkler basit zevklerdir ve elemle karışıktır. Böyle zevkler zevale mahkûmdur; her an kaybedilme tehlikesiyle karşı karşıyadır; onlarda safa ve devam yoktur. Hâlbuki iman dairesindeki ulvi lezzetler, temizdir, şeffaftır, elemsizdir ve devamlıdır.
(ÖZ DENETİM, KENDİNİ TANIMA, DUYGU YÖNETİMİ, KONTROLSUZ DUYGULLARIN SONUÇLARINI KESTİREBİLME)
 
12- KAVRAMLARI TANIMA
Risalelerdeki terminolojiyi ve kavramları bilme, Kavramlarla ilgili bir olgu veya yazma, kavram haritası oluşturma, dün bugün yarın  ve okul heyecanım temasında yer alan kavramları doğru ve yerinde kullanma, Risale mantığı içinde değişim, etkileşim neden sonuç ilişkisi, değişkenlik, benzerlik, karşılıklı bağımlılık, süreklilik korunum.
 
F-RİSALE-İ NUR’UN KİŞİSEL HEDEFLERİ
 
1-TAHKİKİ İMAN
Allah’a bilmek, tanıma, sevme ve ruhani lezzet doyumuna ulaşma
Allah’ı isim ve sıfatlarıyla tanıma
Allah’ın emir ve yasaklarına uyma; hakiki Müslüman olma Tüm olaylarda (tabii veya beşeri) O’nun izini görme becerisi kazanma
 
2- ÖZSAYGI
Kendini ve duygularını fark etme
Geçmişini öğrenip kendisiyle barışık olma
Kendini ve kardeşlerinin değerli olduğunu kabul etme
Görev ve sorumluluklarını bilme takımda yer alma
Kendi farklılığını fark etme ve manevi kişisel bakımını yapma
 
3- ÖZGÜVEN
Güçlü ve zayıf yönlerini tanıma hatalardan ders çıkarmak
Hizmet grubunda alınan kararlara katılma, katılmıyorsa etkili hayır diyebilme
Etik davranışların güven artıcı olduğunu bilme, haksızlığa uğradığında bunu sorgulama
Gruptaki karşılıklı bağımlılığı kavrama, neden kurallara gerek duyulduğunu bilme
 
4-TOPLUMSALLIK
Görgü kurallarını öğrenme arkadaş edinme arkadaşlarına fikirlerini açıkça söyleyebilme
Başkalarının eşyalarını izinsiz kullanmama, izin alarak kullanma
 
5-SABIR
Taate, masiyete ve musibetlere karşı sabırlı olmayı uygulama
Hatalardan ders alma,
İsteklerini erteleme,
Duygularını kontrol etme, Etkili dinleme
 
6-HOŞGÖRÜ
Kardeşleriyle ve diğer insanlarla iyi ilişkiler kurma, Konuşanı dinleme
Görevlerini yerine getirmekten mutluluk duyma
Hataları doğal karşılama, farklılıkları kabul etme, herkesin değerli olduğunu kabul etme
Arkadaşlıklarda iyi ilişkiler geliştirme, Hizmette uygun davranışlar gösterme
 
7-SEVGİ
Kendini, arkadaşlarını ve insanları Allah için sevme
 
8-SAYGI
Aileye, büyüklere, arkadaşlara saygılı olma
Doğaya, çevreye, insanlara saygılı olma
 
9-BARIŞ
Sorunları fark etme, çözüm yollarını bulma, sorun çözme becerilerini kullanma
Milli ve dini bayramları kutlama, dayanışma içinde olma, toplumsal paylaşımlarla yaşama
 
10-YARDIMSEVERLİK
Kaza ve doğal afetlerde, okuldaki sorunlarda, ailede yardımsever olma arkadaşlarıyla olan ilişkilerde tutarlı olma
 
11-DOĞRULUK
Etik davranışların farkında olma
Yanlı davranışların farkında olma
Yanlılık içermeyen önyargısız davranışlarda bulunma







 12-DÜRÜSTLÜK
Arkadaşları arasında etik değerleri fark etme, başkalarına duyarlılık gösterme, davranışlarında dürüst ve etik olma
 
13-ADALET
Kurallara uyma, görev dağılımın adil olup olmadığını bilme, üzerine düşen görevi yapma,Hak ve hürriyetlerine sahip çıkma
 
14-YENİLİĞE AÇIKLIK
Geleceği hayal etme ve tasarlama yeni fikirler üretme, yenilikleri deneme cesareti projeler tasarlama
 
Yahya Özkan- Mehmet Evren-Bestami Çiftçi
Son Güncelleme ( Cumartesi, 14 Ocak 2012 22:13 )  

Yorumlar  

 
# ali haktan 2012-01-19 05:22 21.yy.. insana daha çok beceriler, bilgiler kazandırdığı düşünülse de insanı kendini tanımaktan alıkoyan, kendine yabancılaştıran bir sürü bilgi yığınını, bir sürü teknolojik aletle, 5 duyumuzdan sürekli yapıldığı bir bombardıman.. "sakın kendini tanıma.. kendini başka biri gibi zannet, ya da başka biri olmak için var olduğunu san, ama sakın özüne dönme! al sana bir sürü hızlı bilgisayar, telefon ve malumat yığınları.. bunları oyna, öğrenirsen kendini daha çok daha süpermiş gibi hissedersin, sen aciz ve fakir değilsin.." işte 21.yy.ın telkin ettiği ve eğitimlerin üzerine bina edildiği düşünce yapısı.. bunun doğrusu ise önce kendini tanımayı öğreten bir eğitim olmalıdır. Cevap | Alıntı | Alıntı
 

Yorum ekle

Bediüzzaman Hazretleri gibi, yazarın hakkını teslim ederek kibarca eleştiri yapılmasını rica ederiz.


Güvenlik kodu
Yenile

Mail Listemize Abone Olun

Reklam

Duyurular

Reklam

Son Eklenenler

Reklam
Şuanda 123 konuk çevrimiçi

Son Yorumlar

  • DİL YARASI
    Hamid Kardeşim, Tavsiyeleriniz için teşe...
    20.05.12 12:43
    Yazan: Rafet KALYONCU
  • DİL YARASI
    Rafet Kardeşim, Önce millyetçilik nedir ...
    18.05.12 16:44
    Yazan: Hamid
  • Bediüzzaman’ın Duygu Seyirleri
    s.a. Maşallah üstadımızın bir vechi ve h...
    15.05.12 07:48
    Yazan: İbrahim TEZCAN
  • DİL YARASI
    Geçmişte Türkçülük adına ırkçılık yapanl...
    14.05.12 18:20
    Yazan: Rafet KALYONCU

Çok Okunanlar

free hit counter