22 Mayıs 2010 Cumartesi günü "1. Risale-i Nur ve Sanat Çalıştayın'da Prof. Dr. Himmet UÇ'un sunduğu 11. tebliğ
Risale-i Nur son derece yüksek bir metin. Leibniz’in öğrencileri varmış, Etika isimli eserini öğrencileri okur çözemez sonra gelir ona, “Biz bu konuyu çözemedik. Siz bu konuda bize yardım edin.” dermişler. Bediüzzaman’ın metinleri Leibniz’in metinlerinden çok daha derin ve yüksek metinler. Onlar da büyük gayret ve cehd ile çözülebilir. Bizden önceki insanları karikatürize etmeyelim, onlar bizi buraya kadar getirdiler. Her zaman kendi eserini okur, Risaleleri herkes zamanla bir öncekinden farklı şekillerde anlayacaktır. Biri dinin tenziline, diğeri teviline hizmet etmiş. Bizden öncekiler metnin hürriyetine, biz ise metnin yorumuna hizmet edeceğiz. Eğer önümüzde ışıklar yanmıyorsa siz elinizdeki metnin ne ifade ettiğini anlayamazsınız. Herkes Bediüzzaman’ın eserlerindeki bir konuyu hayatının bir gayesi olarak seçmeli, o konuda derinleştirmeye çalışmalı. Onun için ne yapmalı, mesela, sanat okumayı, soyut sanat, somut sanat, hangisini dersek, o konuda eserler okumalı.
Bediüzzaman’ın sanat konusundaki düşüncelerinin, ne hissettiklerinin bilinmesi için sanatın okuması gerekir. Sanat felsefesi, estetik okunmadan Bediüzzaman’ın sanat hakkındaki düşünceleri anlaşılmaz. Estetik, sanat mitoloji, felsefe, sinema, hikâye, roman, tiyatro daha çok şey. Bediüzzaman’ın eserlerinden bunları bulup onun bu konudaki teorik düşünceleri ve uygulamalarından bir genel perspektif edinmek gerekir. Yoksa “Şurada şöyle dedi.” diyerek bir bilimsel yoruma gidilmez. Bütün söylenenlerin değer olarak birbiri içinde bir zincirleme yorumu gerekir. Bediüzzaman algıları çok güçlü bir adam. Bir coğrafya kitabını bir gecede okuyup ezberleyecek kadar konuya nüfuz eden bir adamın yani tetkikat-ı amikası var, ilke olarak. İnsan farklı şeyler söylemek istiyorsa belli ışıklar edinmeli, bir adam estetik okuyacaksa, Bediüzzaman’ın estetik konusunda neyi düşündüğünü kesinlikle bilmek gerekir. Türkçe’de estetik konusunda ne yazılmış, söylenmiş, ne düşünülmüş ise, bunları temin edip en kısa zamanda okumaya başlaması gerekir. Bizden öncekilerin de işi zordu, bizim işimiz de zor. Bediüzzaman, “Beni skolastik bataklığına saplanmış bir medrese hocası zannediyorlar. Beni anlamıyorlar veya anlamak istemiyorlar.” diyor. Anlamıyorlardan kastettiği kimdir, kimlerdir acaba? Biz de giriyor muyuz acaba? Kırk yıldır baktığı metindeki yeniliği göremeyen insanlar var.
22 Mayıs 2010 Cumartesi günü "1. Risale-i Nur ve Sanat Çalıştayın'da sunulan 10. tebliğ (Konuşma metnidir.)
Muhterem arkadaşlar hepinizi saygı ve sevgi ile selamlıyorum. Ben gerçekten heyecan doluyum. İsterseniz sizi biraz gerilere götüreyim. Biz üniversitede Dil-Tarih ve Hacettepe’de okuyan arkadaşlar hep bir arada idik. Cumartesi günleri kahvaltıdan sonra öğle namazına kadar, o hafta herkes yazdığını çizdiğini getirir, okur, tartışır, karara bağlardık. Tabii Külliyatın neşir safhasını göz önüne alırsak birinci safha yazılması, neşredilmesi ve duyurulması idi. Hatta bu işi yapanların bir kısmı okur yazar bile değillerdi. Ama öyle bir muhabbetle Üstada bağlanmışlardı ki, okuma yazma bilmedikleri halde dağarcıklarında Risale taşıyarak Anadolu insanını haberdar etmeye çalışıyorlardı. Sonra okuma faslı başladı. Şimdi de yeni yeni anlama faslına geçmiş bulunuyoruz. Biz tabii, o öğrencilik yıllarında, bir estetik kuram oluşturulabilir mi, sorusunu tartışırdık. Fakat nedense Müslümanların genel bir hastalığı camiada da vardı. Sanata kimse iltifat etmiyordu. Dolayısı ile bu, camianın estetik anlayışı ile bu anlayış üzerine bina edilen eserler at başı gitmedi. Doğrusu burada bizim de epey kusurumuz var. Belki de nefsin ve şeytanın aldatması, yoldan çıkartmasıdır ki, şeytan taşlamaktan tavafa pek zaman bulamadık. Ama görüyorum ki, bir hayli zaman kaybetmişiz. Zararın neresinden dönülse kârdır.
22 Mayıs 2010 Cumartesi günü "1. Risale-i Nur ve Sanat Çalıştayın'da sunulan 9. tebliğ
Görsel Sanatlar anaokulu, okulöncesi, ilköğretim ve ortaöğretim okullarımızdan üniversiteye, yüksekokul, lisans, yüksek lisans ve doktoraya kadar uzanan geniş bir yelpazede ele alınan ve eğitim ve öğretimi yapılan bir alandır. Her kademede farklı düzeylerde ele alınan Görsel Sanatlar Eğitiminin nasıl olması gerektiği konusu uzmanlar tarafından halen tartışılmaktadır.
Burada amacımız kısaca bazı önemli noktalara dikkatlerin çekilmesi için anaokulundan üniversiteye kadar Görsel Sanatlar Eğitimi ile ilgilenenlere ve herkese bir pencere açmaktır. Ta ki herkes bu pencereden kendi ufkuna düşen hisseyi alabilsin.
Bugün okullarda ağırlıklı olarak uygulamaya dönük işlenen Görsel Sanatlar Dersi ile ilgili teorik ve felsefi boyut zayıf kalmıştır. Bu ilköğretim düzeyinde normal karşılansa bile ortaöğretim ve üniversite boyutunda üzerinde durulması gereken bir konudur. Ancak bu teori ve felsefe boyutunun da sadece Avrupa felsefe tarihinden yola çıkılarak dayatılmaması gerekmektedir.
Bizim kültürümüze ve birikimlerimize ait değerlerin, düşüncelerin ele alınması ve Avrupa ile kıyaslanarak işlenmesi gerekmektedir. Ancak böylelikle dengeli bir eğitim gerçekleştirilmiş olur. İşte bu konuda Kur’an-ı Kerim ayetleri ve Bediüzzaman’ın düşünceleri ve onun en önemli eseri ve bir çeşit Kur’an-ı Kerim tefsiri olan Risâle-i Nur bizlere ışık tutmaktadır.
22 Mayıs 2010 Cumartesi günü "1. Risale-i Nur ve Sanat Çalıştayın'da sunulan 8. tebliğ
İnsan olarak yaşayabilmek için kişi insanüstü olmalı”
Saint Augustine
1.
Bıkkınlık, tiksinti, bulantı ve yaşamaya duyulan isteksizliğin de, esas olan"dan "tebeî olan"a, süreklilikten “önünü görememe”ye olan kaymaya da yabancılaşma diyebiliriz. İnsanın kendisini güçsüz, amaçsız, güvenliksiz; hayatını da belirsizlikte hissetmesidir. Hipodrom ve stadyumlarda, bütün bu devasa kalabalıkların arasında kendini kaybolmuş gibi hisseden insan da; sanatında kendini göremeyen insan da yabancılaşmıştır diyebiliriz. İnsan emeğine de yabancılaşır, ereğine de.
Modernizmin en temel unsurlarından olan rasyonellik delile dayanmaktan ziyade şüphe içinde yaşamak demektir. Şüphe insanı tedirginliğe; sonra hayattan allerji duymaya, nihayette yaşamaya olan iştiyâkın kırılışına dek sürükleyecektir. Yabancılaşmaya tanı koyarken zorlandığımız husus, tam da onun bu "allerjik" yapısından kaynaklanır. Modern toplum kaskatı kesilmiş bürokratik yapısıyla ve formalize olmuş insânî ilişkileriyle şefkate yabancılaşmış; cinsiyete ve ekonomik birlikteliğe yönünü dönmüş; negatif anlamda bir "toplum" olmuştur. Modernizm, kurgusu gereği geleneksel toplum tipinin yapı taşlarından olan cemaât ve cemiyet kavramlarını dönüştürmeye kalkmıştır. Hikmet ve beşâretin üretildiği bu iki mühim yapıyı zedelemiş; sonuçta insanın "bilgelik" yüceliğinden "ukalâlık" düşkünlüğüne sürüklenmesine sebep olmuştur. Bilgelik "kendini tanıma"yı gerektirirken, modern ukalâlık "böbürlenme"yi getiren içeriğiyle insanı önce kendisiyle sonra da toplum ve kâinâtla barışıklığı bozulan psikopatik bir vak’â durumuna indirgemiştir.
2.
İnsanın tabiata karşı donuk bir tavır sergilemeye başlamasını dillendirmenin ilk defa J.J.Rousseau'ya nasib olduğu söylenir. XVIII. ve XIX. asrın katı, boş, havâi, amaçsız ve serseri atmosferinde ortaya çıkan Varoluşçular, Spinoza'dan Kierkegaad'a, Hegel'den Fichte'ye değin modern hayatta sıkça tezâhür eden şekliyle yabancılaşmayı tarif etmeye çabalamış ilk topluluktur. Eski Ahid'te insanın putlar edinmesinin onun kendi hakikâtine yabancılaşması olarak tarif edilmesinden çağlar sonra fıtrata ve tabiata ecnebi duran bir dünyanın oluşması sanayileşme ve kentleşmeyle eş zamanlı seyredecektir.
22 Mayıs 2010 Cumartesi günü "1. Risale-i Nur ve Sanat Çalıştayın'da sunulan 7. tebliğ
Güzel var, güzelden güzeli...
Ben oradayım, ezeli..
Arama başka yerde..
Kalbim güzele bezeli...
Güzel ile güzel oldum.
Bilmem, belki bir hiç oldum...
Ben de aradım kendimi,
güzelin içinde buldum...
Güzel benim, ben güzelim,
Güzel içinde ebedim,
Ararsan bulursun beni,
Ezelden ebede gezerim…
Estetik Güzel’den yola çıkarak en güzel’e yönelmektir.
Estetik insanın, güzel üzerinde derinlemesine ve sistematik düşünmesi, onun ne olduğunu araştırma çabasıdır. Ya da duygulara dayalı güzelin, doğru ile olan yakınlığının incelenmesidir. Estetik güzele bağlı, somut ve soyut olguların haz veren nitelikleridir.
Estetik insan, İnsan Estetiktir.
İnsanın olduğu yerde estetik, Estetiğin olduğu yerde insan, ikisinin olduğu yerde de o büyük sanatçı vardır…
Allah Âdemi en güzel bir şekilde yarattı…
Estetik yeni bir kavram olsa da insandan çok daha eskidir. Evren, estetik eksende kurgulanıp uygulandığında henüz insan yoktu…
Estetik, doğrudan ya da dolaylı olarak insanın doğumundan ölüm denilen fiziksel değişime kadar geçirdiği süreçte, elde ettiği olumlu kazanımların çeşitli ifade yolları ile kendini anlatmaya çalışmasıdır. İnsan kendisini, estetik etkileşim içerisinde olduğu kültürel çevre ile ortaya koyar. Tarih boyunca bu ortaya koyuşun en önemli araçlarından biri sanatsal etkinlikler olmuştur.