Anayasa Çalıştayı bugün saat 09.00’da Ankara’da başladı.
Aralarında Anayasa Hukukçularının da bulunduğu akademisyenlerce yapılan çalıştayda Mecelle ve eski anayasalarda geçen bölüm başlıkları da nazara alınarak ruhunu Kur’an, Sünnet ve Risale-i Nur’dan alan yeni ve yaşanabilir bir anayasa hazırlanacak.
Risale-i Nurlarda geçen, temelde Kur’an ve hadise dayanan ve ruhunu İslamdan alan ifadeler, akademik bir üslupla anayasa maddeleri haline getirilecek.
İnsan birbiri ile uzlaşan ve kaynaşan birçok şeyin bir araya bir tanrısal mantık ile getirilmesinden oluşturulmuş vahiysel bir canlıdır. Çünkü insan vahyin de geliş nedenidir, bu büyük tevhidi canlının madde ve manasının kaynaşması onun bu madde ve manasının hayata ve davranışlara yansıması da tevhidi bir şekilde düzenlemiştir. İnsanın müfekkiresinde, fikir dünyasında kalbinin denetimindeki duygularında, aklında, sair melekat-ı uzviye ve maneviyesinde bir tevhidin izleri vardır. İnsan maddi ve manevi bir birleşmeden oluşmuş ama ortadan bölünen yumurta gibi geometrisi izlenebilen bir duruş değil bu birleştirmenin nasıl olduğu ve nasıl durduğu konusunda bilimin çok şey bilmediği bir büyük terkiptir.
Gerek batı düşüncesinde, gerek bizde dini hisler ile milli hislerin sınırları konusunda münakaşalar yapılmıştır. Fransız ihtilalinden sonra insanın bu armonik birliği bilinçli olarak çözülmüş milliyet, din ve serbesti fikirleri insan vücudundaki müttehid duruşuna aykırı olarak piyasaya, fikir arenasına sürülmüştür. Bana göre bu yapılan ortaçağın her ne kadar eleştirilse de din ile milliyet arasında denge kuran yapısını dağıtmak sözde yeni bir modern toplum ortaya çıkarmak içindi. Ama hiç de öyle olmamış, Fransız ihtilali sadece kendi ülkesinde değil diğer milletlerde de bir büyük fikir ihtilaline neden olmuş ve bilinçli olarak fikir arenasına sürülmüştür. Bir kere Peygamberimiz Efendimiz’in hayatına bakınca onda üzerinde yaşadığı toprağı koruma konusunda büyük bir hassasiyeti fevkaladesinin olduğunu görürüz, Mekke’nin fethinden sonra hristiyanların ona saldıracağını duyunca onların üzerine büyük bir orduyla gitmiş, ama onlar sahneye çıkmamışlardır. O durumda çok acele bir karar verilmiş ve bin kilometrelik bir yol yürünmüştür. Dönüldüğünde çok yorgun olan ashaba milli bir duygu ile gidilen savaş benzeri bir hareket sonrasında kişinin kendi içindeki dini savaşı konusunda mukayese yapmış ve küçük harpten büyük harbe döndüğünü söylemiştir. Demek ki kişinin hamiyeti diniyesi ve milliyesi aynı kalpte ve aynı davranışlardadır. Bunu bıçakla keser gibi ayırmak imkansızdır. Ama bizde onsekizinci yüzyıldan itibaren milli hisler ile dini hisler karşılaştırılmış, kimisi dini hisler tarafına, kimi de milli hisler tarafına yerleşmiş bir fikir maçı gibi o günden bugüne bu iki düşünce farklı insanları yetiştirmiştir.
12 Eylül ürünü 1982 Anayasa ile kabz-u rabt altına alınmamızın üzerinden tam 30 yıl geçmiştir. 90 yıllık cumhuriyetin son 30 yılının bu karanlık, meşum ve ihanet dolu çemberi hala kırılabilmiş değildir.
Bizi teselli eden güzel gelişmeler olmakla birlikte, yapısal ve köklü bir değişimin gerçekleştirilememiş olması hazindir. Menhus ruhun hakimiyet alanı ve devlet geleneği içindeki hükümranlığı gücünü göstermeye devam etmektedir.
Bizi teselli eden güzel gelişmeler olmakla birlikte, yapısal ve köklü bir değişimin gerçekleştirilememiş olması hazindir. Menhus ruhun hakimiyet alanı ve devlet geleneği içindeki hükümranlığı gücünü göstermeye devam etmektedir.
Yeni anayasa bu açıdan çok önemlidir. Aşırı anlam yüklemek ve çok ideal bir anayasa beklemek belki mümkün olmayacak ama, yeni anayasa her halükarda eskisinden iyi olacaktır.
Başta TBMM’de kurulan yeni anayasa birimi olmak üzere sivil toplum kuruluşları yeni anayasa için seferber olmuş durumdalar. Binlerce sayfa ve farklı yaklaşımları havi anayasa taslakları, genel prensipler, öneriler toplanmış durumdadır.