Prof. Dr. Nevzat Tarhan (MCA Nöropsikiyatri Merkezi yöneticisi ve Üsküdar Üniversitesi Rektörü):
Verimlilik açısından güncel siyasetten uzak durulması gerekir, çünkü bunun bütün enerjiyi alıyor ve küçük dairedeki meselelerin gözden kaçırılmasına neden oluyor.
Kategorik düşünce tarzının benimsenmesi yani bir meseleye ayrılan zaman bittikten sonra, o meselenin askıya alınması gerekir.
Said Özdemir Ağabeye Nurcu matbaacı yetiştirilmesi teklifi yapıldığında itiraz etmiş “Bütün matbaacılar Nurcu olacak” demiştir.
Bediüzzaman’ın kapalı grup olmayı hiçbir zaman istemediğini, bu nedenle herkese hitap etmek ve istidatların daha çok gelişmesi için işin özel teşebbüslere bırakmak gerekir.
Kelebek etkisinin beklenmesi, yani sonuca karışılmaması gerekir.
Bir şeyi yaparken özgür olmalı, eleştirilebilir olmalı. Risale-i Nur’da eleştirilebilmeli. Kur’an’ın fikrine güvenen insan eleştirilmesinden niye korksun ki.. Risale-i Nur’a ilim laboratuarına girer gibi yaklaşmak lazım. Böylelikle özgüven ve istidatların önü açılır. Risale-i Nur değerler üzerinden anlatılmalı. Psikoloji bunu fark etmiş. Ahlaki değerleri canlandırmak, istibdadı öldürür.
Propaganda duygusu uyandırılırsa, savunma duygusu uyanır. Çağ enaniyet çağı. Enaniyetler dikkate alınarak anlatılmalı, eleştiriye açık olmalı.
Rol modellik konusunda tebliğ değil, temsil rolü olmalı, yaşayarak örnek olmalı, örnekleri çoğaltılmalı.
Sosyal medyanın çok etkili, İngilizce versiyonları da canlı tutulmalı, şahıs merkezli değil, kitap yani Risale-i Nur merkezli olmalı, “nasıl” anlattığımız da önemli ama esas olarak “niçin”e cevap verilmeli.
Bahaeddin Sağlam (Araştırmacı -Yazar):
Bir mg ilaç öldürebilir de diriltebilir de. Bu nedenle bir kelime açılsa diriltir. Kelebek etkisi denilen budur.
Putlara sövmeyiniz emrediliyor. Siz putlara söverseniz onlar da Allah’a söver. Manen çocuk olan insanlara biraz tenezzülat yapmak, şefkat etmek ve ilişkiyi kesmemek lazımdır.
İyi dil, iyi ilim ve fen, özgür ve farklı düşünme çok önemlidir. Siyaset çok gaddar. Siyaset ve şartlar çoğumuzu biçti.
Bizim bir teorisyenimiz yok. İran’ın bir sosyolog olan Ali Şeriati’si –din adamı bile değil-Marksist gençleri imana getirdi. Bizden materyalizmle hesaplaşmak bekleniyor.
Müteşabihat-ı diniyeyi bir an önce halletmek lazım. Hocalarımız ortaçağdan hâlâ kurtulamadı. Dinin esas rakibi hurafeciliktir, dinsizlik değildir.
Üstad küfrü yedi binden fazla vuruşla mağlup ediyor. İman-ı tahkiki önemli. Geçmişe üzülmemek ve gelecekten korkmamak psikolojide de temel haline geldi.
Bütün iletişim araçları mübahtır.
İlim şurası veya akademisi kurulmalıdır.
Haluk İmamoğlu (Moral FM Koordinatörü):
Vesayetin, bizim camiamızda da oluşmasından çok korkuyorum. Böyle oluşumlara izin vermemek lazım. İnsanı mankurtlaştırıyor, irit ve homojen bir topluluk haline getiriyor. Vesayete yer vermeyen bir yapılanmaya gitmemiz lazım. Yoksa “o ne der, bu ne der”e girersek öğrenilmiş bir çaresizliğin içine düşmüş oluruz.
Prof. Dr. Bünyamin Duran, bir kitabının önsözünde “Risale-i Nur hareketi avami olarak başladı, sanat ilim vs. ile gelişecek” demektedir.
Bu toplantı yeniden bir yapılanmaya ihtiyaç olduğunu gösteriyor.
Her konu, hangi iletişim veya medya aracında olursa olsun, belagat kriterlerine göre ele alınmalıdır.
Söylemenin dilini oluşturmak ve aydınlara Risale-i Nurları ulaştırmak gerekiyor.
Bu sorular önümüzdeki on yılı şekillendirecek ciddi sorular.
Mustafa Oral (Yazar):
Kur’an büyük bir proje, Peygamber (asm) uygulayıcı rol modeldir. Risale-i Nur da bir proje, Üstad da bu projenin uygulayıcısıdır.
Üç Said dönemini ve bu dönemlerde verdiği ürünleri dikkatle incelemek lazımdır. Verilen ürünlerdeki üslup farkı bize birtakım işaretler veriyor. 1. Said dönemi eserleri bu ortamda konuşulmalı, 2. ve 3. Said dönemleri de medyada konuşulmalı, birbirlerine olan uzantıları sağlanmalıdır.
İcazlı ve belagatlı dil ve üslubu iyi düşünmemiz gerekiyor. Dostoyeviski’nin romanlarındaki dil kalitesi yüzde 90 iken, içerik sadece yüzde 10’lar seviyesinde kalmaktadır. Kullandığı yüksek dil, Dostoyeviski’yi devrinin en tanınmış ve okunan yazarı haline getirmiştir.
Mevlana gibi Üstadın da tüketilen bir meta olmaması gerekir. Üstad şimdi yaşıyor olsaydı nasıl olurdu? Roman, hikaye yazsaydı nasıl olurdu? Biraz düşünmek lazım.
İhtiyaçlar doğrultusunda yayın yapmak ve dönüştürmek gerekiyor. Ucuz bir dil değil, saygı duyulan bir dil kullanmamız, telkin yapmamız lazım. Risale-i Nur’un dili giderse, geriye sadece Nur talebeleri kalır ki, bu da çok yanlış olur.
Caner Kutlu (Yazar):
Yaşanılan, kullanılan dili kullanmak gerekir.
Genel geçeri taklit etme ya da köşeye çekilmek doğru olmaz.
Cemaat kendi burjuvasını oluşturmuş.
Dünyaya uzaydan baksak ilk hissimiz “bu bizim evimiz” olacaktır. Bu nedenle evimizin halkı olan bütün insanları kucaklayıcı olmamız lazım.
Prof. Dr. Eyüp Sabri Erdil (Erdil Koleji Sahibi):
Bir dil arayışı içindeyiz. Dil var aslında. Burada dilin ve konuşmanın etkinliğini değerlendiriyoruz. Risale-i Nur ile ilişkimiz sağlıklı değil, meslek ve meşrep etkisi var. Kendi grup ve meşrebimizde kalarak kendimizi daraltıyoruz. Dairelerin kesişim noktası Rissale-i Nur’dur.
Said Özadalı (Yazar-İşadamı):
Nur talebeliğini kabul edenin hüsn-i zan etmesi gerekir. Suizanla Nur talebeliği bir arada olmaz. Fiil ve amelimizle cinayet işleyemeyiz. Kur’an’a ve Sünnete uymak zorundayız. Hizmet için maddeten terakki etmek şart. Üstad “bu zamanın mukavemetsuz silahı belagat-ı eda ve cezalet-i beyandır, her şey ilme ve fenne dökülecektir” diyor.
Suad Alkan (Elif Dergisi Yayın Yönetmeni):
1980 yılından 2010 yılına kadar geçen 30 yılda birçok yazarımız çok iyi yazılar yazarken şimdi yazamıyorlar. İnkıraz dönemi başlamış.
Risale-i Nur, medeniyetin yeni dilidir. Evlerde konuşulmayan Risale-i Nur felsefesi yeni dil oluşturamaz. İman prensipleri ile medeniyetin prensiplerinin mezc edilmesi gerekir.
Uykumuzu kaçırmak zorundayız. Kaçırıyorsak sağlıklı bir iş yapıyoruz demektir.
Modernleşme dili doğmuştur. Bu eski dile yeni oluşumların katılması demektir. Muhatabın dili ile konuşmalı. Bizim muhatabımız insanlıktır.





