Şu An Buradasınız: Anasayfa RİNYAY

Risale Akademi

RİSALE-İ NUR YAYINLARI

Moderniteden Postmoderniteye 21.Yüzyılda Milliyetçilik Algısındaki Dönüşüm: Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi İçin Yeni Bir Perspektif Teklifi

e-Posta Yazdır PDF
Münazarat Sempozyumu tebliğidir.
Giriş

Tebliğimizde öncelikle, 18. Ve 19. Yüzyıllarda Batıda İmparatorluklara karşı gelişen milliyetçilik algısının dayanmış olduğu felsefi ve toplumsal temeller irdelenecektir.  Bu bağlamda rasyonalist felsefenin toplumsal alanda yol açtığı modernlik algısı, politik alanda kendisini milli devletler olarak göstermiştir. Kapitalist ve sosyalist ideolojilerin yol açtığı iktisadi ve toplumsal bunalıma karşı ise kendisini nasyonal sosyalizm yani faşizm olarak tezahür ettiren milliyetçilik, 20. Yüzyılın son çeyreğinden itibaren ise yerel ve kültürel formun daha belirgin olduğu etnik milliyetçilik şeklinde kendisini hissettirmektedir.

 21. Yüzyıldan itibaren gelişen bu yeni milliyetçilik algısını etkileyen temel felsefi argüman ise; rasyonailist ve modernist tek biçimci toplumcu anlayışa karşı gelişen, relativist, çok kültürcü ve bireyci felsefelerdir. İşte bu perspektiften bakıldığında, Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Bölgelerinde ortaya çıkan milliyetçilik ve terör probleminin, küresel çaplı bir dönüşüm ile ilişkisi ortaya konulmadan geliştirilecek bir çözüm sisteminin başarılı olması zordur.

1-Modern Dönemin Milliyetçilik Algısı

Avrupa’da 17. ve 18. yüzyıllar rasyonalist felsefesinin doğup gelişmeye ve benimsenmeye başladığı dönemdir. Bu dönemler,  tarihsel süreçte Aydınlanma Çağı olarak adlandırılmaktadır. Batı toplumlarında bu yüzyıllarda gelişen ve akılcı düşünce, insanlığı geleneksel ve değişmez kabul edilen varsayımlardan, önyargılardan, ideolojilerden özgürleştirmeyi; böylece yeni bilgiye yönelik düşünsel gelişime dayanır. Ancak bu dönemin savunucuları da; “aklın yolu birdir” diyerek, akılcılığı tek geçerli ideoloji olarak benimseyerek, başka bir önyargıya düşmüşlerdir.

Bu ideolojinin toplumsal alandaki yansıması ise modernizm biçiminde tezahür etmiştir. Modernizm, toplumsal hayatın ekonomiden ahlaka, felsefeden edebiyata, bütün toplumsal ve gündelik hayat formlarına varıncaya kadar etkinliğini göstermiştir. Batıda imparatorluk rejimlerinin yerine milli devletlerin kurulmasına yol açan toplumsal felsefenin temel argümanları da, modern paradigmaya dayanır. Avrupa’da imparatorlukların yerini modern devletlerin alışı, modernitenin bu tek biçimli totaliter düşünce yapısıyla ilişkilidir. İmparatorlukların, çok kültürlü toplum yapısına karşılık, milli devletlerin “modern kültürü” biricik doğru sayan anlayışı böylece Batıdan Doğuya bütün dünyada yaygınlaşmaya başlamıştır.

Son Güncelleme ( Cuma, 18 Mayıs 2012 21:14 )
 

Dr. İsmail Benek'in Münazarat konuşması

e-Posta Yazdır PDF

Risale Akademi Bilim Kurulu Üyesi Dr. İsmail Benek'in Münazarat Sempozyumu'nda yaptığı açış konuşması. Bediüzzaman Said Nursi'nin Münazarat adlı eserini konu alan "Münazarat Sempozyumu: Milliyet Fikri ve Kürt Meselesi Sempozyumu" Artuklu Üniversitesi, Akademik Araştırmalar Vakfı ve Risale Akademi tarafından düzenlendi. (6-8 Nisan 2012 Mardin)
Son Güncelleme ( Cuma, 18 Mayıs 2012 08:21 )
 

Rıza Akçalı'nın Münazarat konuşması

e-Posta Yazdır PDF
 
Çevre eski bakanı Rıza Akçalı'nın, Münazarat Sempozyumu'nda yaptığı açış konuşması. Bediüzzaman Said Nursi'nin Münazarat adlı eserini konu alan "Münazarat Sempozyumu: Milliyet Fikri ve Kürt Meselesi Sempozyumu" Artuklu Üniversitesi, Akademik Araştırmalar Vakfı ve Risale Akademi tarafından düzenlendi. (6-8 Nisan 2012 Mardin)
Son Güncelleme ( Cuma, 18 Mayıs 2012 08:22 )
 

Doç. Dr. Ahmet Yıldız'ın Münazarat konuşması

e-Posta Yazdır PDF
 
Doç. Dr. Ahmet Yıldız'ın Münazarat Sempozyumu'nda yaptığı konuşma
 

En doğru yol ne demektir?

e-Posta Yazdır PDF
İnsan bütün yaratıklardan farklı olarak çok seçkin ve güzel şekilde yaratılmıştır. Buna bağlı olarak çok değişik meyiller, istekler ve emeller ortaya çıkmıştır. Mesela en güzel şeyleri ister, çok mükemmel bir hayat talep eder ve insaniyete layık bir seviyede ilerlemek arzu etmektedir.
 
Fakat bu istek, talep ve arzularını gerçekleştirmek için, tek başına gücü ve imkânı bulunmamaktadır. Onun için diğer insanlarla işbirliği yapmak mecburiyetindedir. Bundan dolayı, her bir insan çalışmasının sonucunu, diğer insanlarla mübadele etmek, yani değiş-tokuş etmek ihtiyacındadır. Bu durumda da muamelatta, karşılıklı ilişki ve alış verişte adaletsizlikler, haksızlılar ve zulümler ortaya çıkabildiğinden, adalete muhtaçtır.
 
Çünkü bu âlem-i kevn û fesatta, yani oluş ve bozuluş dünyasında insan ruhunun yaşayabilmesi ve cüzi ihtiyari tabir edilen özgür iradesi ile yükselişini temin etmek için, üç ana duygu yerleştirilmiştir. Ve bu duygular fıtri olarak, yaradılıştan bir had, bir sınır konulmadığından ifrat, tefrit ve vasat, yani aşırı, noksan ve orta olmak üzere üç değişik mertebelere ayrılmışlardır. Yaradılıştan insanın duygularına sınır konulmamış ise de, şeriatça bir sınır belirlenmiştir.
 
Bu nedenle, uygulamada her şahsın aklı mutlak adaleti temin edemediğinden, bütün aklıselimlerin kabul ettiği külli, yani bütünlüklü ve kapsayıcı bir akla ihtiyaç vardır. Öyle bir akıl da vahiy rehberliğinde, bütün kesimlerin uzman temsilcilerinin katılımıyla meşru ve meşveret (danışma) zemininde çıkarılacak kanun olabilir. Böyle bir kanuna da şeriat denilir. (bakınız, erisale.org İşaratül-İ’caz, s,194)
 
Şeriatın bazı meseleleri muhkemat, yani açık kesin ve nettir. Bazıları da müteşabih, yani içtihat ve yoruma açıktır. İnsanların kabiliyet ve gelişmesine bağlı olarak o da inbisat edip genişlemektedir. “Onların işleri kendi aralarında istişare (danışma) iledir.” (Şura:38)  “Sen iş (yönetim) konusunda onlarla danış”. (Ali İmran:159)
 
Tarihteki İslam fıkıh mezhepleri, her ne kadar resmi bir danışma meclisinde, çözümler çıkartılmamış gibi görünse de, sivil olarak bir içtihadın vahiy rehberliğinde, doğru ve yeterli olup olmadığı, ulamanın ittifakıyla ve halkın kabulü ile gerçekleşmiştir. Yoksa o içtihat ve o yorum, kabul görmemiş ve ortadan kalkmıştır. Onun için mesela, Hanefi, Şafi, Maliki, Hanbelî ve Şia’da Caferi gibi fıkıhlar (hukuk okulları) hala yaşayıp uyuluyorsa, toplumun katılımı ve tasvibi ile devam etmektedir. Nitekim binlerce içtihat ve yorumlar kabul görmediği için, tarihten silinmişlerdir. Elbette bu demek değildir ki, yeni sorunlar çıkmamış ve yeni çözümler gerekmemektedir…
Son Güncelleme ( Pazartesi, 14 Mayıs 2012 22:46 )
 
Sayfa 1 > 39

Mail Listemize Abone Olun

Reklam

Duyurular

Reklam

Son Eklenenler

Reklam
Şuanda 84 konuk çevrimiçi

Son Yorumlar

  • DİL YARASI
    Hamid Kardeşim, Tavsiyeleriniz için teşe...
    20.05.12 12:43
    Yazan: Rafet KALYONCU
  • DİL YARASI
    Rafet Kardeşim, Önce millyetçilik nedir ...
    18.05.12 16:44
    Yazan: Hamid
  • Bediüzzaman’ın Duygu Seyirleri
    s.a. Maşallah üstadımızın bir vechi ve h...
    15.05.12 07:48
    Yazan: İbrahim TEZCAN
  • DİL YARASI
    Geçmişte Türkçülük adına ırkçılık yapanl...
    14.05.12 18:20
    Yazan: Rafet KALYONCU

Çok Okunanlar

free hit counter