En doğru yol ne demektir?İnsan bütün yaratıklardan farklı olarak çok seçkin ve güzel şekilde yaratılmıştır. Buna bağlı olarak çok değişik meyiller, istekler ve emeller ortaya çıkmıştır. Mesela en güzel şeyleri ister, çok mükemmel bir hayat talep eder ve insaniyete layık bir seviyede ilerlemek arzu etmektedir.
Fakat bu istek, talep ve arzularını gerçekleştirmek için, tek başına gücü ve imkânı bulunmamaktadır. Onun için diğer insanlarla işbirliği yapmak mecburiyetindedir. Bundan dolayı, her bir insan çalışmasının sonucunu, diğer insanlarla mübadele etmek, yani değiş-tokuş etmek ihtiyacındadır. Bu durumda da muamelatta, karşılıklı ilişki ve alış verişte adaletsizlikler, haksızlılar ve zulümler ortaya çıkabildiğinden, adalete muhtaçtır.
Çünkü bu âlem-i kevn û fesatta, yani oluş ve bozuluş dünyasında insan ruhunun yaşayabilmesi ve cüzi ihtiyari tabir edilen özgür iradesi ile yükselişini temin etmek için, üç ana duygu yerleştirilmiştir. Ve bu duygular fıtri olarak, yaradılıştan bir had, bir sınır konulmadığından ifrat, tefrit ve vasat, yani aşırı, noksan ve orta olmak üzere üç değişik mertebelere ayrılmışlardır. Yaradılıştan insanın duygularına sınır konulmamış ise de, şeriatça bir sınır belirlenmiştir.
Bu nedenle, uygulamada her şahsın aklı mutlak adaleti temin edemediğinden, bütün aklıselimlerin kabul ettiği külli, yani bütünlüklü ve kapsayıcı bir akla ihtiyaç vardır. Öyle bir akıl da vahiy rehberliğinde, bütün kesimlerin uzman temsilcilerinin katılımıyla meşru ve meşveret (danışma) zemininde çıkarılacak kanun olabilir. Böyle bir kanuna da şeriat denilir. (bakınız, erisale.org İşaratül-İ’caz, s,194)
Şeriatın bazı meseleleri muhkemat, yani açık kesin ve nettir. Bazıları da müteşabih, yani içtihat ve yoruma açıktır. İnsanların kabiliyet ve gelişmesine bağlı olarak o da inbisat edip genişlemektedir. “Onların işleri kendi aralarında istişare (danışma) iledir.” (Şura:38) “Sen iş (yönetim) konusunda onlarla danış”. (Ali İmran:159)
Tarihteki İslam fıkıh mezhepleri, her ne kadar resmi bir danışma meclisinde, çözümler çıkartılmamış gibi görünse de, sivil olarak bir içtihadın vahiy rehberliğinde, doğru ve yeterli olup olmadığı, ulamanın ittifakıyla ve halkın kabulü ile gerçekleşmiştir. Yoksa o içtihat ve o yorum, kabul görmemiş ve ortadan kalkmıştır. Onun için mesela, Hanefi, Şafi, Maliki, Hanbelî ve Şia’da Caferi gibi fıkıhlar (hukuk okulları) hala yaşayıp uyuluyorsa, toplumun katılımı ve tasvibi ile devam etmektedir. Nitekim binlerce içtihat ve yorumlar kabul görmediği için, tarihten silinmişlerdir. Elbette bu demek değildir ki, yeni sorunlar çıkmamış ve yeni çözümler gerekmemektedir…
|
||
|
||
| Sayfa 1 > 25 |