Şu An Buradasınız: Anasayfa RİNYAY Makaleler Bir Transkiritik, Bediüzzaman ve Namık Kemâl-4

Risale Akademi

Bir Transkiritik, Bediüzzaman ve Namık Kemâl-4

e-Posta Yazdır PDF
Bediüzzaman’ın da çok işlediği teavün ve ittihad fikirlerini tahlil eder: “Mesail-i malumedendir ki kuvvetin tezayüdü teavünün tezayüdüyle hasıl olur. Hatta yalnız cihanı insaniyetin değil, avalimi maddiyatın bile rabıta-ı intizamı eşya beyninde mevcut olan olan ahengi ittihaddır. Bir koca fabrikanın en küçük bir çarkı bozulsa   umum edevatına halel gelir; zuhalın en küçük bir şatırı yerinden oynasa bizim şemsimizin tedvir ettiği avalim belki bütün bütün hercümerc olur.” (75)
Tefrikanın zararlarından bahseder: “Umum ehl-i islamın vaktiyle haiz oldukları mertebe-i ula-yı medeniyeti bugüne kadar idame edemediklerine sebeb olan ahvalin en büyüklerinden biri de araya düşen tefrikalardır. Bu ihtilafatın şerhine yürek dayanamayacak bir dağı derun olan netaic-i siyasiyesinden başka beşeriyetin müftekir olduğu terbiye ve marifetçe bulunduğumuz hale dahi pek büyük tesirleri olmuştur.” (75)
İttihad zamanlarından örnekler verir. “Vakıa vaktiyle Memun’un sarayı darülmuallimini cihan idi. Fakat o encümeni marifetin etibbası kuhu Billur kenarından gelirse fukahası   mahuti garbi sahilinden vürud eylerdi, heşetşinasları Ceyhun membaında peydah olursa, mütekellimleri Sint mansabında vücut bulurdu. Yüz milyonlarla nüfuz bir lisan söyler, bir fikre hizmet ederdi.” (75)
Namık Kemal Osmanlı’nın birleştirici bir unsur olmasını ister: “Biz madem ki Avrupa’ya en yakın olduğumuz için garbın envarı maarifini ev ev vel  iktibas eyledik. Asya’da bulunan ihvanımızı bu nimetten hisseyap etmeyi hiç düşünmez de gıda-yı ruhanilerinin fikdanı cihetiyle bulundukları vakfa-ı mutlakada bırakır isek sinni rüştümüze mürettip olan bir büyük vazifede bir büyük kusur etmiş olmaz mıyız? Yu bu kusur üzerimizde kaldıkça İslamiyet ve insaniyetle iftihara lisanımız nasıl varır?" (76) İslam dünyasına model olmamız gerektiği konusunda Bediüzzaman ile Namık Kemal birleşir. Namık Kemal ittihadı islamı Osmanlının gerçekleştirmesi gerektiğini söyler. Bediüzzaman da bu kanaattedir, eserleri bunun vesilesi olacaktır. Pakistan’daki bir talebesi bir mektubunda bu hakikatı ifade eder ve “Türkiyesiz ittihad-ı İslam olmaz.” (Tarihçe 623) der. Bugün Bediüzzaman’ın fikirleri İslam dünyasını hem itikaden hem siyaseten birleştirici bir mahiyet kazanmıştır,
Namık Kemal, Bediüzzaman gibi “siyaset ve mezhep devaisinden bütün bütün tecridiyle hasıl olabilir” (77) İslam ittihadı fikri.Müslüman ülkelerin birliği siyaset ve mezhep farklarını gözetmeksizin gerçekleştirilmelidir. Bediüzzaman Tiflis’te Rus polisine verdiği cevapta bu yolda düşünür. Kemal Timur ve Birinci Selim ve Nadir Şah’ın yaptıklarını ittihadı islama aykırı bulur, ona göre kılıç ittihadı sağlamaz. “Kılıcın karı iki cüzü birbirinden ayırmaktır, onu birleştirmek marifetin himmetine tevakkuf eder.” (77) Bediüzzaman’ın İslam ittihadı fikri, hatta akvam-ı muhtelife ittihadı bu yoldadır. Onun eserleri düşman milletleri bile dost etmiştir. Rumlar, Ruslar, Fransızlar, Amerikalılar ebedi düşmanlarımız şimdi onun eserleri önünde grup halinde derse oturmaktadır. Bu ifadeler bir Bediüzzaman beklentisidir: “Bu matlab-ı alamızı hiçbir emrine itaat  ettirmekte cebir ve kuvvetten istianeye ihtiyacı olmayan öyle bir muta-ı cihaniyanın saye-i himayesine verir isek o zaman beka ve terakkiden emin oluruz.” (77)
Şu ifadeler Risale-i Nur’un talebi ve beklentisidir: “Ehl- İslam suret-i ittihadını politika ağrazında veya mezhep mücadelelerinde değil vaız önlerinde kitap sahifelerinde aramaya muhtactır.” (78) Herkes Bediüzzaman ve Risale-i Nur’u beklemiştir.
Bediüzzaman’ın telakkilerini anlatır: “Memul ederiz ki, bu ittifak şimdi bulunduğu cemiyet halinde kalmaz, yakında umum milletten ibaret olur ve İslam bir kere şu nokta-ı hayır üzerine burada ictima ettikten sonra pek cok zaman sürmez dünyanın her tarafında birleşir.
    Gayret edelim etrafı kendimize güldürmeyelim
    Ecdadımızı mezarlarında lerzenak-ı şerm etmeyelim
    Ahlafımızın tahkir ve nefrininden sakınalım
 
Gayret gayret ki bu yolda sarfolunacak himmetler yar ve ağyar indinde islamın insaniyetine Osmanlıların hamiyetine mikyas edilecektir.” (78) Bediüzzaman, “İttifak ittihada emaredir.” der. (Mektubat, 371) Bediüzzaman ahir zamanda gelecek olan mehdinin bir görevinin de İslam ittihadı olduğunu, ama kendisinin o olmadığını çok tarafa manalar veren bir çok vücuhlu cümle ile izah eder: “Âhirde iki vazife, gerçi hakikat noktasında birinci vazife derecesinde değiller. Fakat hilâfet-i Muhammediye (a.s.m.) ve ittihad-ı İslâm avamda ve ehl-i siyasette, hususan bu asrın efkârında o birinci vazifeden bin derece geniş görünüyor. Gerçi her asırda hidayet edici bir nevi mehdî ve müceddid geliyor ve gelmiş. Fakat herbiri üç vazifeden birisini bir cihette yapması itibarıyla, âhirzamanın büyük mehdîsi ünvanını almamışlar.
İkincisi: âhirzamanın o büyük şahsı, âl-i Beytten olacak. Gerçi mânen ben Hazret-i Ali’nin (r.a.) bir veled-i mânevîsi hükmündeyim. Ondan hakikat dersini aldım. Ve âl-i Muhammed (a.s.m.) bir mânâda hakikî Nur şakirtlerine şâmil olmasından, ben de âl-i Beytten sayılabilirim. Fakat Nurun mesleğinde hiçbir cihette benlik, şahsiyet, şahsî makamları arzu etmek, şan ve şeref kazanmak olmaz. Nurda ihlâsı bozmamak için uhrevî makamat dahi bana verilse, bırakmaya kendimi mecbur bilirim diye, yarı muvafakat şeklinde bir cevap verilmekte HAŞİYE ve bu mehdîlik teklifi açık ve kesin olarak reddedilmemektedir.” (Şualar, 382)
Bediüzzaman Demokrat partiyi de ittihad-ı İslama sebeb olması gereği konusunda ikaz eder: “Ehemmiyetli bir hakikat ve Demokratlarla Üniversite Nurcularının bir hasbihalidir.
Şimdi milletin arzusuyla şeâir-i İslâmiyenin serbestiyetine vesile olan Demokratlar, hem mevkilerini muhafaza, hem vatan ve milletini memnun etmek çâre-i yegânesi, ittihad-ı İslâm cereyanını kendine nokta-i istinad yapmaktır. Eski zamanda İngiliz, Fransız, Amerika siyasetleri ve menfaatleri buna muarız olmakla mâni olurdular. Şimdi menfaatleri ve siyasetleri buna muarız değil, belki muhtaçtırlar. Çünkü komünistlik, masonluk, zındıklık, dinsizlik, doğrudan doğruya anarşistliği intaç ediyor. Ve bu dehşetli tahrip edicilere karşı ancak ve ancak hakikat-ı Kur’âniye etrafında ittihad-ı İslâm dayanabilir. Ve beşeri bu tehlikeden kurtarmaya vesile olduğu gibi, bu vatanı istilâ-yı ecanipten ve bu milleti anarşilikten kurtaracak yalnız odur. Ve bu hakikate binaen, Demokratlar bütün kuvvetleriyle bu hakikate istinad edip komünist ve masonluk cereyanına karşı vaziyet almaları zarurîdir.
Bir ezan-ı Muhammedînin (a.s.m.) serbestiyetiyle kendi kuvvetlerinden yirmi defa ziyade kuvvet kazandılar. Milleti kendilerine ısındırdılar, minnettar ettiler. Hem mânen eski İttihad-ı Muhammedîden (a.s.m.) olan yüz binler Nurcularla, eski zaman gibi farmason ve İttihatçıların mason kısmına karşı ittifakları gibi, şimdi de aynen İttihad-ı İslâmdan olan Nurcular büyük bir yekün teşkil eder. Demokratlara bir nokta-i istinaddır. Fakat Demokrata karşı eski partinin
müfrit ve mason veya komünist mânâsını taşıyan kısmı, iki müthiş darbeyi Demokratlara vurmaya hazırlanıyorlar.
Eskiden nasıl Ahrarlar iki defa başa geçtiği halde, az bir zamanda onları devirdiler. Onların müttefiki olan İttihad-ı Muhammedî (a.s.m.) efradının çoklarını astılar. Ve "Ahrar" denilen Demokratları kendilerinden daha dinsiz göstermeye çalıştılar. Aynen öyle de, şimdi bir kısmı dindarlık perdesine girip Demokratları din aleyhine sevk etmek veya kendileri gibi tahribata sevk etmek istedikleri kat’iyen tebeyyün ediyor. Hattâ ulemânın resmî bir kısmını kendilerine alıp Demokratlara karşı sevk etmek ve Demokratın tarafında, onlara mukabil gelecek Nurcuları ezmek, tâ Nurcular vasıtasıyla ulemâ, Demokrata iltica etmesinler. Çünkü Nurcular hangi tarafa meyletseler ulemâ dahi taraftar olur. Çünkü onlardan daha kuvvetli bir cereyan yok ki, ona girsinler.
İşte madem hakikat budur, yirmi beş seneden beri ehl-i ilmi, ehl-i tarikatı ezen, ya kendilerine dalkavukluğa mecbur eden eski partinin müfrit ve mason ve komünist kısmı bu noktadan istifade edip Demokratları devirmemek için, Demokratlar mecburdurlar ki hem Nurcuları, hem ulemâyı, hem milleti memnun ve minnettar etmek, hem Amerika ve müttefiklerinin yardımlarını kaybetmemek için bütün kuvvetleriyle ezan meselesi gibi şeâir-i İslâmiyeyi ihyâ için mümkün oldukça tamire çalışmaları lâzım ve elzemdir.” (Emirdağ Lahikası, 271)
Hatta Bediüzzaman batının da İslam ittihadına taraftar olması gerektiğini söyler.Eskiden Hıristiyan devletleri bu ittihad-ı İslâma taraftar değildiler. Fakat şimdi komünistlik ve anarşistlik çıktığı için, hem Amerika, hem Avrupa devletleri Kur’ân’a ve ittihad-ı İslâma taraftar olmaya mecburdurlar” (Emirdağ Lahikası, 297)
Osmanlıyı kendi menfaatleri için parçalayan güçler, o devletleri kendi müstebid idarecileri ile baş başa bıraktılar, elli yıldır İslam halkları bu zalimane idarelerin elinde kaldı. Batı Osmanlı da demokrasi havariliği yaparken onları anti demokrat idarelerine alkış tuttu. Sonunda İslam halkları durumu hissetti ve başlarındaki idareleri yıktılar. İslam ittihadı fikri İslam dünyasında ülkelerde Risale-i Nur vasıtasıyla siyaset dışı, radikal olmayan din ve yaşayışı hakim kılmaktadır. Sınırları, siyasetleri farklı ancak menfaatlerde ve kainat yorumunda birleşen İslam devletleri ittihadı islamı gerçekleştirecektir. Bediüzzaman ve Namık Kemal ‘in çizdiği program dahilinde. Namık Kemal ile Bediüzzaman ittihadı islamın programı konusunda müttefiktirler. Bediüzzaman da onu İttihad-ı İslam ‘de kendisi ile birlikte düşündüğünü kabul eder.
Zübeyr Gündüzalp ünlü konferansında Bediüzzaman’ın fikirlerinin İslama dayalı fikirleri ve cereyanları kuvvetlendirdiğini anlatır. “Evet, o ecnebîlerin canavarlar gibi yaptıkları muâmele ve zulümler, İslâm dünyasında, hürriyet ve istiklâl ve ittihâd-ı İslâm cereyânını da hızlandırmıştır. Nihayet, müstakil İslâm devletlerinin teşkilini intâc etmiştir. İnşaallahü Teâlâ, cemâhir-i müttefıka-i İslâmiye de meydana gelecek ve İslâmiyet dünyaya hâkim ve hükümran olacaktır. Rahmet-i İlâhîden kuvvetle ümit ve niyaz ediyoruz.” (Sözler, 722)
Bediüzzaman sahipsiz bir kavmin reçetesinin ittihadı İslam olduğunu söyler, buradaki kavim İslam ümmetleridir. (Mektubat, 452)
Namık Kemal ile Şinasi, biri üstad diğeri ise onun şakirdi idi. Namık Kemal, tasavvuftan toplumsal yapıya ve fikirlere Şinasi’nin Tasvir-i Efkar’ından geçmişti. Ama farklılıkları biri fikri diğeri ise siyaseti seçmişti. Ebuzziya Tevfik Bey’in yorumuna göre Şinasi; “Şuuru hakaik-i siyasiyeyi ihatadan kasır olan halkı her şeyden evvel okutmak lazım” geldiğine inanıyordu. Namık Kemal ise yazdığı her şeyi neşretmekten mütelezziz olan insandı, o gazeteci ve efkarı umumiye adamı olarak doğmuştu. Her sabah bir gece evvel yazdığını ellerde ve düşüncelerde görmekten hoşlanıyordu. Efkarı umumiye ona göre uzun hazırlıklarla değil, heyecanla teşekkül ederdi.” (Tanpınar, 19 Türk Edebiyatı Tarihi, 328)
Bediüzzaman’ın eski Said döneminde İstanbul’daki gazetelere yazdığı yazılar, Namık Kemal psikolojisi ile yazılmış gibi ise de, Namık Kemal yazıları ile kamu oyunu coşturuyordu. Tiyatroları bunu ayaklanmaya götürecek kadardı. Ama Bediüzzaman yazılarında en taşkın ortamlarda bile insanlara aklı selim ve basiret aşılıyordu. Sina Akşin 31 Mart ile ilgili eserinde Bediüzzaman’ın yatıştırıcı rol oynadığını vesikalarla isbat ediyordu. O bütün bu tür olaylarda yatıştırıcı oldu. Namık Kemal ise bu taşkın ruh halinin topluma yansıması ile sürgüne gönderildi. “Vatan Yahut Silistre ‘nin ilk temsilinde 1 Nisan 1873 yapılan büyük tezahürat, halkın muharriri sahneye istemesi bulamayınca gazete idarehanesine kadar giderek aramaları neşredilmek üzere bir teşekkürname bırakmaları ve heyecanın Çarşanba ve Perşenbe geceleri aynı şekilde tekrarı bütün bu çalışmalara son verdi. 5 Nisan  cumartesi günü İbret kapatıldı ve muharrirleri tevkif edilerek 9 Nisan’da İstanbul’da nefyedildiler. Ebuzziya Tevfik ile Ahmet Mithat Efendi, Rodos’a Nuri Bey, Selim Bey Akka’ya Namık Kemal’de Magosa’ya gönderildiler.” (A. H. Tanpınar, 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, 340)
Bediüzzaman ve Namık Kemal ikisi de tarihe önem vermişlerdir. Bediüzzaman’ın tarih görüşü, kahramanlık ve cihangirlik olaylarının anlatılmasına dayanan mefahir tarihi değildir. Bizde tarih hep böyle anlaşılmıştır. Bediüzzaman ibret alınılması gereken tarihe tarih der. Bu yüzden “hakiki vukuatı kaydeden tarih hakikata en güzel şahittir” der. Bediüzzaman bizi büyük yapacak olan, geçmişe avdet ettirecek olanın tarihin büyük olaylarını ve büyük insanlarını ortaya çıkaran şartların yeniden canlanmasıdır. Bediüzzaman’ın tarih anlayışının bizim öğretilen ve okunan tarih anlayışımızdan farkı budur ve hiç kimse tarihi böyle anlamamıştır. Bediüzzaman Kur’an’a dayalı olaylar ile İslam tarihinin olaylarını yeniden gözden geçirir. Bir de dinin birleştirici ve arındırıcı esaslarını yaşayan insanların başarısını anlatırken başarının bu düsturlara bağlı olmaktan ileri geldiğini söyler. Mesela İhlas risalesinde birlikte olmak, iş bölümü yapmanın faydalarını anlatırken, bu tür bir ortak çalışmanın başarılı olacağına örnek verir. “Pek çok vukuat-ı tarihiye buna şehadet eder.” der. Dört eliften bin yüz on bir değeri kazanan birliktelik elbette büyük başarılarının teorik kaynağıdır, uygulaması başarı ve zaferdir.İslam ve Osmanlı tarihinde çok az sayıda insanlar aralarındaki samimi tesanüd ve birliktelik yüzünden büyük başarılar elde edilmiştir. Bediüzzaman 19 Mektup isimli eserinde Peygamberimizin mucizelerini esas alarak, onları fon gibi kullanarak İslam tarihini, Başta Peygamberi Zişanı (ASM) dört büyük arkadaşını, büyük sahabileri, etrafındaki büyük köleleri, büyük savaşları ve içlerinde cereyan eden büyük olayları, daha birçok şeyi yeni bir tarih anlayışı ile verir, kişiyi sevgiye fedakarlığa, hamiyeti milliye ve diniyeye davet eder. 19. Söz’de peygamberimizi büyük yapan şartları onun özelliklerini sayarak anlatır. O özellikleri ile o büyük peygamber olmuştur. Mesela “cihanpesendane bir dua ve davet” diyerek onun yaşadığı devirde yaptığı davetin bütün dünyaca hayretle karşılandığını anlatır, buna onlarca tarihi olay örnek verilebilir.Dua derken duanın bütün türlerini içine alan karma bir dua şeklidir bu. Hendek savaşında gece yaptığı duadan önce kuyuları kazması fiili dua, daha sonra gece yaptığı duada sabahleyin şartların Kureyş’in çekilmesini sağlaması ise kavli duadır.
Tarih demek olay demektir, olaylar ile insanları hakikatlere hazırlamak ve bağlamaktır. Kur’an da Allah’ın kahramanları onun tezlerini taşıyan ve yaşayan kişilerin olaylarını anlatır. Büyük peygamberin başından geçen olayları Bediüzzaman yeniden yorumlamak suretiyle insanlara ibret dersleri verir, yoksa tarihin gıpta ve hayranlık veren mantığı ile değil insanı ikaz eden mantığı ile yapar. Hz Yusuf’un başından geçen olay insana iffeti telkin eder. Diğer birçok peygamberin hayatı da insanları araştırma ve icad fikrine sevkeder, bunlar özel bahisler olarak onun eserlerinde yer alır.
Namık Kemal ise Evrak-ı Perişan isimli eserinde dört büyük İslam kahramanının hayatını anlatmak suretiyle halkı ve hükümdarları onlara benzemeye teşvik eder. Bediüzzaman kahraman anlatmaz, kahramanları doğuracak büyük hakikatleri anlatır. Ona göre kahramanlığın şartı Kur’an’ın dört esas hakikatı olan tevhid, haşir, nübüvvet, adalet ‘i yeniden yorumlamak ve onları yorumlayan ve yaşayan yeni insanlar ortaya çıkarmaktır. Bu dört esas onun eserlerinin programı gibidir, bütün eserleri bunların etrafında döner.
Türk edebiyatının ve dünya edebiyatının bütün büyük yazarları ile Bediüzzaman’ın yazarlık ve ideal tip üretimi ameliyesinin karşılaştırması birkaç büyük kitap olacak kadar geniş bir konudur.Bediüzzaman’ın farklılığı ancak kamu oyunda, fikir muhitlerinde ve sanat, edebiyat çevrelerinde ancak böyle anlaşılabilir. Çünkü transkritik ve karşılaştırmasız bir adam veya bir hakikat iyi anlaşılmaz. Kur’an indiğinde dönemin bütün büyük şairleri ile karşılaştırıldı yani transkritik yapıldı, Kur’an’ın harikalığı ortaya kondu, öyle bir ortama inmeseydi, nasıl mucize olduğu anlaşılacaktı.
Kaynaklar
Adıvar, Halide Edip, Sinekli Bakkal, İst., 1965
Akşin, Sina, 31 Mart Olayı, Ankara 1985
Cebeci, Oğuz, Psikanalitik Edebiyat Teorisi, İthaki 2004, İst.
Dizdaroğlu, Hikmet Namık Kemal, Milliyet, 1995
Enginün, Ahmet Haşim Bütün Şiirleri, Dergah
Göçkün, Önder, Namık Kemal’in Şairliği ve Bütün Şiirleri, Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, Ankara 1999
Kısakürek, Necip Fazıl, Namık Kemal ,Sebil 1966, İst.
Kuntay, Mithat Cemal, Namık Kemal Biyografisi, İş Bankası Yayınları, 2010, İst., 1-2-3,
Namık Kemal, Kemal Bey’in Rüyası, Matbaa-i İctihad, 1908, Konstantinepoli
Namık Kemal’in Mektupları, 1-2-3 cilt Türk Tarih Kurumu Basımevi Ankara
Namık Kemal, Evrak-ı Perişan, Tercüman 1001 Temel Eser, İst., 1975
Namık Kemal Sempozyumu Bildirileri, 1-2 ,Tekirdağ 2010,
Nursi, Said, Tarihçe-i Hayat,RNK,İst., 2007
Nursi, Said, Emirdağ Lahikası 1, İst., 2004
Nursi, Said, Lemalar, R N K, İst., 2005
Nursi, Said, Sözler, Sözler Y, 2005, İst.
Nursi, Said, Mektubat, RNK, İst., 2005
Nursi, Said, Eski Said Dönemi Eserleri, Yeni Asya Yayınları, 2009, İst.
Nursi, Said, Nesil Külliyat, 1-2, Ekim 2001, Nesil Y, İst.
Özön, Mustafa Nihat, Namık Kemal ve İbret Gazetesi, Remzi K., 1938
Şahiner, Necmettin, Bediüzzaman Said Nursi,
Tanpınar, Ahmet Hamdi,19 Y Edebiyat Tarihi,
Uç, Himmet, Psikanalitik Edebiyat, Ankara 2007
Uc, Himmet, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Hikaye ve Romancı, Ankara, 2005
Uç, Himmet, Tevfik Fikret’in Psikobiyografisi, Ankara, 2010
Yücebaş, Hilmi, Bütün Cepheleriyle  Namık Kemal, İst., 1950
Son Güncelleme ( Perşembe, 19 Mayıs 2011 16:24 )  

Yorum ekle

Bediüzzaman Hazretleri gibi, yazarın hakkını teslim ederek kibarca eleştiri yapılmasını rica ederiz.


Güvenlik kodu
Yenile

Mail Listemize Abone Olun

Reklam

Duyurular

Reklam

Son Eklenenler

Reklam
Şuanda 76 konuk çevrimiçi

Son Yorumlar

  • DİL YARASI
    Hamid Kardeşim, Tavsiyeleriniz için teşe...
    20.05.12 12:43
    Yazan: Rafet KALYONCU
  • DİL YARASI
    Rafet Kardeşim, Önce millyetçilik nedir ...
    18.05.12 16:44
    Yazan: Hamid
  • Bediüzzaman’ın Duygu Seyirleri
    s.a. Maşallah üstadımızın bir vechi ve h...
    15.05.12 07:48
    Yazan: İbrahim TEZCAN
  • DİL YARASI
    Geçmişte Türkçülük adına ırkçılık yapanl...
    14.05.12 18:20
    Yazan: Rafet KALYONCU

Çok Okunanlar

free hit counter