Genelde Eski Said'in bazı eserleri özelde Münazarat bugün onları okuyanları şaşırtacak özellikler taşır. Mesela, Osmanlıcılık taraftarları, Kürt milliyetçileri, İslamcılar ve hatta Türk milliyetçileri onda kendi ideolojilerini destekleyecek argümanlar bulabilir. Bunun nedeni Münazarat gibi eserlerin eklektik olması ya da herkesi kucaklayabilmek için "politik" gayelerle yazılmış olması değil, bizim o eserleri okurkenki bakış açımızdır.
Münazarat (1911) zihinsel bölünme yaşamamış bir insanın kaleminden çıkmıştır. Onun dimağında din ve milliyet aynı şeydir. O yüzden Kürt dediğinde Muhammed (asm) ümmetinin ağırlıkla Doğu Anadolu'da yaşayan kısmını kast eder. Kürtlük ya da Türklük bağımsız bir varlık alanı değil, ancak İslam milliyetinin farklı renklerdeki tezahürüdür. Onun Münazarat'ın yazılmasından bir kaç ay sonra Rumeli'ye yaptığı tren yolculuğu sırasında öğretmenlerle girdiği bir başka "münazarat" aslında bizim yaşadığımız zihinsel bölünmeden haber verir.
Bediüzzaman rahatlıkla Said-i Kürdi ismini kullanmış, böylece İstanbul'da kendi memleketine ve insanlarına dikkat çekmeyi amaçlamış ve başarmıştır da. Her ne kadar kırılgan ve zahiri bir mahiyet arzetse de hilafetin ve millet sisteminin hala geçerli olduğu, bölünmelerin henüz zihinlerden toplumsal ve siyasal hayata tam olarak sirayet etmediği bir ortamda Kürdistan'ın sorunlarına (fakirlik, cehalet, ihtilaf) çözüm arayışı tek kelimeyle "hamiyet-i milliye"nin tezahürüdür. Daha sonraları kavramsallaştırdığı ve asla bir ortayol olmayan "müsbet fikr-i milliye"nin eseridir.
Ama bu terkipteki "milliyet"i biz bugün "dini" olanın alternatifi olarak algıladığımız için sorun yaşıyoruz. Bizler Bediüzzaman'ın aksine din ve milliyet, dünya ve ahiret, vahiy ve kainat, akıl ve kalb arasında bölmeler koymuş bir çağın çocukları olarak bugün Münazarat'ı hakkıyla anlayacak ve ondan bugünkü sorunlarımıza çözümler devşirecek olgunlukta mıyız? Bu önemli bir soru ve sorun.
Bu zihinsel bölünme karşısındadır ki, Bediüzzaman Cumhuriyet'ten sonra ismini Said Nursi'ye değiştirmiş, Münazarat gibi eserlerde bölünmüş zihinlerin yanlış anlayacağı muhakkak bölümleri ya çıkartmış ya da değiştirmiştir. Ama ne Kürdistan'da doğmuş olduğu ne de Kürt kavmine mensup olduğu gerçeğini inkar etmemiştir. Bu, rejimin tasallutuna karşı bir korunma taktiği değil, yazdığı risalelerle gösterdiği gibi, tevhid'in bütün vechelerine kendini adamış bir insanın tercihidir.
Şahsen, bugün Münazarat'tan çıkarılabilecek en iyi dersin zihinsel tevhid olduğu kanaatindeyim. Türk ya da Kürt, zihninde milliyetçilik unsurları taşıyan, tıpkı o Rumeli trenindeki bilimci öğretmenler gibi
hamiyet-i diniye ile hamiyet-i milliyenin ayrı şeyler olduğunu düşünen Risale müntesiplerinin çokluğunu düşününce, en başta kendini Risale-i Nur ile tanımlayanların bu derse muhtaç olduğunu düşünüyorum.





