“Allah var idi ve beraberinde başka birşey yok idi.” Hz. Muhammed (as)
a- Tasvirnâme
Her şeyin yapılmak maddesiydi. Kâf-Nun fabrikasının biricik hammaddesiydi. Vâhidiyyet ve Ehâdiyyet böyle isterdi. En ince, en latif O idi. Mağzdı, lübbdü. Herşeyin aslıydı, özüydü. Esmâ-i hüsnânın tecelli tarlasıydı. En küçük boyutluydu. Doğurgandı. En basitti, lâkin en karmaşıklar O'ndan yapılırlardı. KÜN SULTANI tek emir aldığıydı. Hoş zaten başkası da yoktu. Değişkendi, akıcıydı, uçucuydu, genişleyendi. Her şekil ve her boyut O'ndan sorulurdu. ESİR kesafetliği geçiş zonuydu. En önemli iki kıvamın orta noktasıydı. Tenteneydi, prizmaydı. Deniz, atmosfer ve uzaydı. Hepsi O'ydu. Sonraları O'na "Atom ol" denmişti. Zerreler balıkların, insanların, ağaçların tuğlalarıydı. Hepsinin de kendine has hadleri, kanunları vardı. Kanunlar ruhlardı. Ruhların Şuurlu olanları da yok değildi. Şuurlular Eşref-i mahlûkat’tı. Tentenenin üstündekiler madde diye çağrıla gelmişlerdi. Tentenenin altı metâfizik ve misali katmandı. Esir için "bir tür kapı" dense yeriydi. Karadeliklerle yıldızımsılar kapıların fosforlu olanlarıydılar. Oralarda da madde yok oluyordu. Esir, belirginlik sınırıydı. Ağaçlar ve melekler aynıydılar. Yalnız, ağaç melekten biraz daha kesifti, o kadar. Çünkü yapılmak maddeleri birdi. Atom da sisti, pustu, füzyondu, koyuydu. Maddenin asliyeti O'ndan sorulurdu. Taşlar ve etler gerçekte birer atom sisiydiler.
Eski CHP Genel Başkanı Altan Öymen üç ciltlik bir Anı üçlemesi yayınladı. Kitaba tür olarak anı adı verilmişse de kitap kronik olarak yorumlanmalıydı. Çünkü anıda insanın başından geçenler anlatılır, burada ise ülkenin başından geçenler yazarın perspektifinden kitaptaki metinlerde yerlerini alırlar. Bu kronikler büyük emek sarfı ile yazılmış kitaplar. Üçüncü cilt bir ayda sekiz baskı yapmış 612 sahifelik curcuna gibi çok renkli ve bir sinema tarafsızlığı ile kaleme alınmış. Burada 155’inci sahife ile 190’ıncı sahife arasındaki sekizinci bölüme Necip Fazıl ve Said Nursi adı verilmiş. Yazar mümkün olduğu kadar perdenin arkasına çekilmiş sadece olayları veriyor, yorum hakkından büyük oranda sarfınazar etmiş onu okuyucuya bırakmış, ama kurnaz bir yanı, yorum yapılacak noktaları iyi seçmiş. Kitabın ilk sahifesinde Büyük Doğu’nun kapağındaki yazıyı alır; “Derginin mefküresinin yakında vatan hakikatinin ta mihrakından fışkırarak bütün insanlığı kuşatıcı bir şehrayin halinde göklere yazılacağı ilan ediliyor. Vade olarak 1954 yılı veriliyor. (Öfkeli Yıllar, s 155)
Enteresan olan Said Nursi ile Necip Fazıl’ın bir bölümde anlatılması. Büyük Doğu dergisinde Said Nursi’nin hayatı ve eserleri bir yazı dizisi halinde yer alır. Yazar bu dizinin kapağını renkli olarak almıştır kitabına. Öymen bütün kitap boyunca Said Nursi veya Said-i Nursi diye bahseder Bediüzzaman’dan. Said Nursi’nin şöhretini Osmanlı döneminde yaptığı Cumhuriyet döneminde ise Nurculuk akımının kurucusu olduğunu yazıyor, orta yaşlılık döneminde Afyon Emirdağ’da bulunduğunu belirtiyor. Hayranlarının ona verdiği ismi farklı yorumlar. “Bediü’z-Zaman ‘da (bugünkü Türkçe’ye çağın güzelliği veya çağın estetiği diye çevrilebilir) ona hayranları tarafından verilmiş bir isimdi. (s 162) Böyle bir yorumu kimse yapmamış, yazar ona çağın estetiği manasını vermiş ki gerçekten Bediüzzaman dini estetik bir formda anlatmış bir kişidir. Eserlerinde uzmanına hitap eden yüklü bir estetik yapı ve muhteva vardır. Buralarda Bediüzzaman ile ilgili verilen bilgilerde yazar hiçbir zaman bilgiyi belli bir dünya görüşüne göre değiştirmeden tarafsız bir şekilde anlatır. Bilgiler Bediüzzaman’ın hayatı ve davasına uygun verilmiştir. Özellikle şu hükme de katılması onaylamasıdır. “ Kur’an’ı Kerim’in anlaşılması için iyi anlatılması gerektiğine inanıyordu. Bunun için medreselerin yeniden yapılanmasını ve canlandırılmasını dava etmişti” (s 162)
"Mehdi kırk yaşında olacak" (1) diyor Muhbir-i Sâdık aleyhisselam. Yani kırk yaşından sonra eski mesleğinden nedâmet edip dergâh-ı ilâhiyeye dönecek, seyyidinden kaçmış bir köle gibi yalvaracak; kırk yaşının getirdiği bir vakârla bizim dünyamıza karışmadığını ve karışmayacağını ilan edecek. İnsanlar ‘grip’ olduklarını zannederlerken, O ‘kanser' teşhisi koyacak. Elbette teşhisi farklı olanın tedâvi usûlü de farklı olacak. Peki, biz neyi bekliyoruz? Kırk yaşına gelmeyi mi? Mehdi olmamız mümkün değil; fakat ‘taleb eden’ de mi olamıyoruz?
Muhyiddîn-i Arabî: "Mehdi ism-i Hâdi’nin, Deccâl ism-i Mudill’in mazhâr-ı kâmilidir" (2) diyor. Vakti taayyün etmeyen bir bilmece, bir ümit ceşmesi bu. Mehdiyet bir şahs-ı mânevî, mehdi onun bir mümessili. Küçük bir haneyi ve dar bir mahalli değil, kalb-i umûmîyi ve hayat-ı insaniyeyi tamir etmeye çabalayacağından; kutbiyetini değil cemiyet-i nûrâniyesini nazarlara vazedecek.
Mehdi bir isimden çok bir sıfat; şahıstan ziyade tesânüdden hâsıl olan bir şirket-i kudsiyye. Tek bir soliste yıkılmayan, çok sesli bir icraat. Ömer bin Abdülaziz'den beridir özenle büyütülegelen bir kurum. Birikegelen bir küfür karşısında takviye edilen bir iman. Zaman ve mekanları ne kadar farklı olsa da, aynı gâye-i hayâle sahip olanlar bir nevi ordu oluşturabilirler. Bir fikir birikimi, bir telâhûk-u efkâr var çünkü. Tam 30 deccâlden haber veriyor hadîs-i nebevî. (3) Onları teşhis ve zararlarını tamir edecek mehdi manasında bir kısım zatlar gelecek: Hallâc-ı Meşhur bir mehdi, Mevlâna Halid bir mehdi, Şeyh İdris ve Seyyid Yahya birer mehdi... İbn-i Arabi, Abdulkâdir-i Geylânî, Yevâkidü'l-Cevâhir sahibi ve Şâh-ı Nakşibend birer mehdi. Büyük mehdinin arkasında saf bağlamış nûrâni üstadlar. Bu bir yakîyn değil, bir zann-ı gâlib olduğundan -Şiîlerin iddia ettiklerinin rağmına (4)- imanın şartlarına dahil olmuyor. İmandan çok bir inanç yani. Rivâyâtın zayıflığından değil, lisân-ı risâletpenâhînin mûcizeliğinden çıkan bir belirsizlik bu. Zamanının Arafatı'na çıkmış, ezelî bir kelimenin terceme-i hâlini insanlığa haykırıyor.
Perşembe, 26 Ağustos 2010 09:06
Prof. Dr. Ahmet Nebil Soyer Ahmet Nebil Soyer
Bediüzzaman "Avrupa orada üflüyor biz burada oynuyoruz" derken, bir tiyatro teriminden hareket ediyor. Tiyatroda rolünü unutan oyunculara sahnenin bir yerine gizli olan süflör rolünü hatırlatır. Ülkemiz şehametini kaybettikten sonra büyük devletlerin tiyatro salonu olmuş demek istiyor. Sahnedeki rollerini icra edenler, rolleri başkaları tarafından belirlenen kişiler, sahneye çıkmaları ve konuşmaları ellerinde değil. Yine Bediüzzaman "Biz müteharrik-i bizzat değiliz, bilvasıta müteharrikiz " derken biz kendi başımıza hareket etmiyoruz, bizi başkası hareket ettiriyor, bizim dışardan güdümlü olduğumuzu söylüyor.
Bediüzzaman bizim siyasi tarihimizin de siyaset yorumcusu veya felsefecisi. O sandığa giden siyaseti değil, belli güçlerin karşısında nasıl durulması konusunda amansız bir siyasi deha. Namık Kemal ülkeye hürriyeti getirmek için ömrünü heba etmiş, ama onun getirmek istediği hürriyet Belgrad ormanlarında kurmuş oldukları "Türkistan erbab-ı şebabı"nın Hamiyetkeran-ı Osmaniye“ grubu idi. Mutlakiyetle idare edilen bir ülkeye parlementarizmi getirmek için zamansız ihtilal istekleri ile ortaya çıktılar ama başaramadılar.
Sultan Abdülaziz’in bilekleri, bir iki hain güreşçi tarafından kesildi, ama olaya intihar süsü verildi. O mutekid padişah böyle bir şey yapmazdı zaten. Bir Darbenin Anatomisi isimli eserinde bu olayı Yılmaz Öztuna anlatır. Bizde perde arkasındaki güçler padişahları indirmiş, yetmemiş öldürmüşler. Bilekleri kanayan hükümdar bir sandalla Cibali karakoluna götürülür ve on iki doktor; on biri Ermeni rapor için bekletilir. Hüseyin Avni manyağı, haini, arada bir padişahın üstündeki bezi kaldırır ve ölüp ölmediğine bakar, ölünce intihar fermanı yazılır. Sultan Abdülhamit tahtan indirilir; olayı bastıracak gücü vardır, ama kan dökülmesini istemez, ezan sesleri arasında tahtından iner, onu tahttan indirmeye gelen güruh içinde bir Müslüman vardır, Karaso denen sefil mahluk da oradadır. "Bunun burada ne işi var" der, çünkü ağırına gitmiştir, koca hükümdarın.
Rejimin adı değişmiştir. İnönü milletvekili adaylarını çağırır, konuşur, bir akşam haberlerinde şahıslar milletvekili olmuşlardır. Tecer'in penceresinden eşini kutlarlar, "Meliha Hanım eşin milletvekili oldu" denmiş. Anadolu’da gitmediği vilayetin milletvekili olan büyük zatlar yaşamış. Menderes tıpkı Sultan Aziz gibi bir mahkeme-i garabetle ipe gönderilmiş. Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu aynı akibete duçar olmuşlar. Celal Bayar’ı indirmek için gelen iki zabit, ona hal edildiğini söylerken, Bayar elini silahına atar intihar etmek ister. Sandıktan çıkmış adamın kıymet-i harbiyesi iki zabitin “hal edildiniz” sözünde.
Pazartesi, 23 Ağustos 2010 12:25
Prof. Dr. Ahmet Nebil Soyer Ahmet Nebil Soyer
Bediüzzaman Said Nursi ile ilgili bir biyografi yayınlandı. 650 sahifeyi aşkın olan kitabın 575 sahifesinin dışında kalan kısım belgelerden oluşuyor. Eseri yazan Cemalettin Canlı ve Yusuf Kenan Beysülen’i tebrik ediyorum. Türkiyede bir buçuk asra yaklaşan bir süredir yaşamakta olan ama büyük oranda hayatı ve dünya görüşü, tarihsel akışı karartılan bir adamla Bediüzzaman ile ilgili ilk defa lisanslı nurcular dışında bir kitap çıkardılar. Bediüzzaman doğduğunda gelecek asrın bütün büyük adamları ona yakın veya biraz uzak bir zamanda doğdular. Şu an dünya arenasında fikirleri gündemde olan veya eskiyen birçok insan o tarihlerde doğdular. Bediüzzaman tamamen fikirlerinin çarpıcılığı ve hızı ile zamanı aşıp klasik olacak düzeye geldi. Bunda hiçbir zor ve itici güç olmadığı ortadadır.
Kitap bir biyografi ama, biyografiler çok çeşitli, kültürel ve entelektüel biyografiler var. Tarihi biyografiler, edebi biyografiler, psikobiyografiler. Dünyanın meşhur biyografi yazarlarının başında Stefan Zweig gelir. Onun Freud, Balzac, Fouche gibi biyografileri biyografi türünün büyük eserleri. Bunun yanında Michael White’nin Leonardo’su daha başka eserleri de bu türün klasikleri arasına sokabiliriz.
Bu biyografi, tarihi bir biyografidir. Bediüzzaman’ın hayatı üç değişik boyut içinde cereyan eder. Biri her insan gibi onun üzülen, kırılan kişiliği, diğer yanı davasını ilgilendiren bir dava adamı kişiliği, üçüncüsü ise bir müellif, bir yazar olarak kişiliği. Bu üç şahsiyetin aynı yönde akan üç nehre benzediğini söyleyebiliriz. Bediüzzaman kendisinin denetiminden geçen tarihçesinde çok farklı bir yol izlemiş, eserlerini nazara vermiştir. Bu arkadaşların ciddi biyografi çalışmasının içinde Bediüzzaman’ın yaşadığı ve çile çektiği coğrafyalarda telif ettiği eserlerinden bahsedilseydi daha etkili olurdu. Bediüzzaman’ın çektikleri muhakkak ki onun kişiliğini en iyi izah eden, azmini, iradesini, düşüncesinin peşini bırakmayan azametli kişiliğini nazara veriyor. Şartlar ne olursa olsun seksen yaşını aşmış bir adam davasının peşini bırakmıyor, bizde görülmemiş bir düşünce adama portresi ortaya çıkarıyor. Bu kadar anlatılmaz baskı içinde yine vazgeçmeyen bir kişilik, elbetteki bir büyük dehadır.
Sadık Yalsızuçanlar’dan bir Bediüzzaman Romanı : DEM
Yazarın Ağustos başında Timaş Yayınları’ndan çıkacak olan yeni romanı, Bediüzzaman hazretlerini konu alıyor. Dem adını taşıyan romanda Yalsızuçanlar, çocukluk ve ilkgençlik yıllarını, o dönem Malatya ve Hatay-Dörtyol’unu, Risale-i Nur eserlerini tanıyışını, ilk okumalarında yaşadıklarını, Bediüzzaman hazretlerinin eserlerini, hayatını ve tefekkür-irfan dünyasını çarpıcı bir üslupla yansıtıyor.
Risale-i Nur Projeleri Buluşuyor
Risale-i Nur ile ilgili geleceğe dair fikirlerinizi, düşüncelerinizi, projelerinizi, hayallerinizi ertelemeyin...
Teşrik-i mesai (birlikte çalışmak, işbirliği etmek bir işi beraber yapmak) ve taksim-i a'mal (iş bölümü, işlerin paylaşılması) ile 3 iğneden 300 iğneye ulaşma sırrı...
Risale-i Nur ile ilgili geleceğe dair fikirlerinizi, düşüncelerinizi, projelerinizi, hayallerinizi ertelemeyin,
işte bu projelerinizi buluşturacak platform:
21 HAZİRAN EN UZUN GÜNDE, EN UZUN BERABERLİK
Risale-i Nur Durum Tespit Projesi
Risale-i Nur'un sistematik bütünlüğü hakkında durum tespiti yapma projesi, Risale-i Nur Durum Tespit Projesi... Detaylar için tıklayın!
Hakkımızda
Kuruluş Amacımız
Risale Akademisi, akademisyenler tarafından Kur’an'ın çağdaş yorumu olan Risale-i Nur’ların, günümüze bakan ve modern bilim tarifleriyle iman ilmini ispatlayan yaklaşımını, ilmi disiplinler bağlamında haritalamak, ortaya koymak ve günümüz insanı için anlaşılmasına yardımcı olmak, böylece yeni çalışmalara referans teşkil etmek amacıyla kurulmuştur.
Said Nursi'yi Turan Dursun gib... Sana katılıyorum kardeşim. Said Nursi çağımızın muhteşem insanıydı,anlay abilene. Ama bazı şeylerin ... 03.09.10 17:03 Yazan: HAMAYİL ERDİNÇ
Said Nursi'yi Turan Dursun gib... Yıllarca alimlerimizi anlamaya çalıştık. Çok şükür bazı kesimler anlama yolunu seçerken, bazıları is... 03.09.10 16:59 Yazan: HAMAYİL ERDİNÇ
Nur Talebelerinin 12 Eylül ile... aslinda soylenecek cok soz olmasina ragmen size yerimiz olmadigi icin uzun uzun yazamiyorum.dilersen... 01.09.10 08:57 Yazan: bilal oznur
Nur Talebelerinin 12 Eylül ile... simdi hazreti ustadin demokratlarin basini oksamasinin bir tek nedeni vardir oda ehveni ser musluman... 01.09.10 08:50 Yazan: bilal oznur
Nur Talebelerinin 12 Eylül ile... simdi de gelelim yine celal bayar konusuna.hazreti ustad bayari sevmez ona bayur derdi.fakat mendere... 01.09.10 08:49 Yazan: bilal oznur